OKULLARIMIZDAKİ TEKNOLOJİ KULLANIM DÜZEYİ VE YAŞANAN SORUNLAR
Mükerrem KALKAN
Ahmet Yesevi Üniversitesi
Uzaktan Eğitim Fakültesi
Eğitim Yönetimi Yüksek Lisans Programı
Eğitimde Bilişim Sistemleri Dersi
Danışman:
Doç.Dr. M. Bahaddin ACAT
Mayıs, 2008
ÖN SÖZ
Eğitim kurumları teknolojik değişmelerden en çok etkilenen kurumların başında gelmektedir. Günlük hayattta karşılaştığımız bütün yenilikler eğitim sisteminin yeniden yapılanmasına neden olmaktadır. Türkiye’de birçok okul teknolojiye ayak uyduramamaktadır. Teknolojinin eğitimde kullanımı birçok sorunu da beraberinde getirmektedir. Yöneticiler, öğretmenler, öğrenciler ve diğer personel teknolojik gelişmelerin çok uzağındadır. Bundan dolayı değişen teknolojik gelişmelere olumsuz yaklaşmaktadırlar. Özellikle yöneticiler kırılganlığı en az olan gruptur. Yeni kuşak öğretmenler hemen uyum sağlayabilmekte ama eski kuşak öğretmenler ciddi anlamda sıkıntı çekmektedirler. Bu onların suçu mu acaba? Elbette tek başına öğretmeni suçlanmak yanlış olur. Onun yetiştiği dönemde teknoloji bu kadar gelişmemişti. Baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır bilişim ve iletişim teknolojileri alanında. Bu iki alan gelecekte çok önemli bir yere sahip olacak. Öyleyse eğitimciler olarak hepimiz bu teknolojileri kullanmalı ve öğrencilere aktaracak beceriye sahip olmamız gerekmektedir. Çağa yön veren öğretmenlerin bugünkü durumları hiç de iç açıcı değildir. Ekonomik kaygılarla boğuşan öğretmen kendine hayat verememektedir.
Okul yöneticileri evrak memurluğunu bırakıp teknolojik liderliğe soyunmalıdır. Okulun vizyon ve misyonunu belirleyip örgütü çağın ilerisine taşımayı hedeflemelidir.’’Yaşam Boyu Öğrenme’’ anlayışını ve ilkesini hayata geçirmede bilişim tenknolojileri önemli bir araç konumundadır. Öğrenci merkezli ve proje tabanlı eğitim teknlojiyle mümkün olmaktadır. Teknolojiyi etkin kullanmak için okulların mali yapıları güçlendirilmeli, eğitimcilerin refah seviyeleri yükseltilmelidir.
Okullar teknolojiden istifade etmeli, bilgisayar sınıflarını halka açmalı ve okula belli bir gelir sağlamalıdır. Yerel düzeyde sponsorlar bulunabilir. Okul aile birliği okulu destekleme etkinlikleri düzenleyebilir.
Teknolojik değişimler merkezden olmakta bu yüzden de yerel düzeyde az kabul görmektedir. Öğretmenler hizmetiçi eğitim etkinliklerinden geçirilirken uzman kişilerden profesyonel yardım almalıdır. Yerel düzeyde yapılan birçok seminer amacına hizmet etmemektedir. Okulla ilgili yeni bir karar alıncağı zaman örgüt üylerinin ortak kararı alınması gerekmektedir. Uygulayıcılar öğretmenler uygulama sahası öğrenciler olduğu için öğretmen ve öğrencilerin görüşleri kesinlikle alınmalıdır.
Toplumumuzda bilgisayara karşı ön yargılar giderilmeli onların anlayacağı şekilde onları ikna etmeli. Eğitimin önemli bir boyutu da ailedir. Ailenin bakış açısı öğrenciyi etkilemektedir. Dolayısıyla veli teknolojiye olumlu bakarsa çocuğu da olumlu bakacaktır. Okullarda veri bankası hazırlanarak bütün bilgiler kaydelilmelidir. Eğitim teknolojilerinin kullanılması eğitimde öğrenmeyi arttıracaktır.
Öğretmen iyi bir lider, iyi bir gözlemci, nitelikli bir rehber olmalıdır. Öğretmen bilgi teknolojilerini yöneten ve öğrenciyle bilgi teknolojileri arasındaki bağlantıyı gerçekleştirecek kişidir. Öğretmen dersi video marifetiyle kaydedip okulun veri bankasına atarak öğrencilerin istedikleri zaman sisteme girip dersi tekrar etmeleri sağlanabilir. MEB’in uyguladığı E- Okul projesi okullarda E-Sınıf projelerine dönüştürülebilir.
İnternet / bilgisayar kullanımı birçok olumlu özelliğinin yanında bireyin hem akademik hem de kişisel gelişimini negatif yönde etkilemektedir. Bağımlılık sendromu ciddi anlamda üzerinde durulması gereken bir konudur. Okul veli işbirliği ile seminerler düzenlenerek bu konuda ortak bir çözüm yolu bulunabilir. Bir öğretmenin yerini hiçbir teknolojik aygıt, yazılım veya kaynak tutamaz. Ama teknoloji ve ekip ruhuna uyum sağlayamayanlar iş ve toplum yaşamında tutunamayacaklardır. Yenilikçi öğretmenler ve yenilikçi öğrenciler ile değişimi sağlayabiliriz. Daha aydınlık bir gelecek dileklerimle.
ANAHTAR KELİMLER: Eğitim, Teknoloji, Bilgi Teknolojisi, Öz-yeterlik, Bilişim, İnternet, Proje, Okul, Kalite, Bilişim Teknolojileri, Okul Yönetimi, Sorunlar ,Bilgisayar,Bağımlılık,
Okul
İÇİNDEKİLER
ÖN SÖZ ………………………………………………….…………...…II
ANAHTAR KELİMELER………………………………..……………III
İÇİNDEKİLER………………………………………………………….III
1.OKULLARDA BİLİŞİM TEKNOLOJİSİNDEN ETKİLİ YARARLANMADA OKUL YÖNETİMİ AÇISINDAN KARŞILAŞILAN SORUNLAR……………………………….........…5
1.1. Bilişim Teknolojisine İlişkin Kavramlar …………...........…5
1.2.. Eğitim Örgütlerinde Bilişim Teknolojisinin Önemi ........…6
1.3.Bilişim Teknolojisi ve Eğitim Yöneticileri ……………………6
1.4.Okullarda Bilişim Teknolojisinin Etkili Kullanımına İlişkin Milli Eğitim Bakanlığının Uygulamaları…………………………...8
1.5. Öneriler……………………………………………………….……10
2.İLKÖĞRETİM OKULLARINDA GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERİN DERSLERİNDE BİLGİ TEKNOLOJİSİ KAYNAKLARINDAN YARARLANMA ÖZ – YETERLİLİKLERİ VE ETKİ ALGILARININ DEĞERLENDİRİLMESİ……….………11
2.1. Problem Durumu……………………………………………….…12
2.2.Eğitimde Bilgi Teknolojisi……………………………………...15
2.2.1 .Eğitim, Teknoloji, Eğitim Teknolojisi ve Bilgi Teknolojisi…………................................................... ……..15
2.2.1.1. Eğitim……………………………………….……..………....15
2.2.1.2.Teknoloji………………………………………….…………..15
2.2.1.3. Eğitim Teknolojisi…………………………………..………16
2.2.1.4. Bilgi Teknolojisi………………………………….……….. 16
2.3.Yararlar…………………………………………..….………….…17
2.3.1. Öğretmene Sağladığı Yararlar ………………………………17
2.3.2. Öğrenciye Sağladığı Yararlar ……………………….………18
2.3.3. Mekân Sınırlamasının Ortadan Kaldırılması Açısından Yararlar………………………………………………………….……...18
2.4. Bilgisayarın Eğitimde Kullanılması…………………………..19
2.4.1. Eğitim Hizmetlerinin Yönetiminde Bilgisayar……………19
2.4.2. Ölçme -Değerlendirme ve Rehberlik- Danışmanlık Hizmetlerinde Bilgisayar……………………………………..……...19
2.4.3. Bilgisayar Eğitiminde Bilgisayar……………………………20
2.4.4. Öğrenme-Öğretme Süreçlerinde Bilgisayar ……………....20
3. BİLGİSAYAR VE İNTERNET BAĞIMLILIĞI…………………21
3.1.Bağımlılık………………………………………..….. …………..21
3.2.İnternet Bağımlılığının Belirtileri……………………….…….22
3.3.İnternet Bağımlılığının Nedenleri……………………………..22
3.4.Uzun Süreli Bilgisayar Kullanımının Yarattığı Sorunlar…..23
3.5.Uzun Süreli Bilgisayar KullanımınınYarattığı Sorunlardan Korunma Önerileri …………………………………………………..23
3.6.Okullarda Ve Öğrencilerle Yapılan Bilgisayar Ve İnternet Kullanım Araştırmaları…………………………… ………..……....23
4. İLKÖĞRETİMDE TEKNOLOJİ EĞİTİMİ ……………………...25
4.1.Teknoloji Eğitiminin Felsefesi…………………………..…… 26
4.2.İlköğretim Sürecinde Teknoloji Eğitiminin Önemi………….26
4.3.İş Eğitimi Programı ……………………………… ……………..27
4.4.Teknoloji Eğitiminde Öğretmen Yetiştirme………….…….…28
5. İNTERNET KULLANIMI VE OKUL PROJELERİ…………….30
KAYNAKLAR……………………………… ………………………..32
ÖZ GEÇMİŞ………………………………….....……………………..36
1. OKULLARDA BİLİŞİM TEKNOLOJİSİNDEN ETKİLİ YARARLANMADA OKUL YÖNETİMİ AÇISINDAN KARŞILAN SORUNLAR
Eğitim kurumlarını değişmeye zorlayan pek çok dışsal etken arasında sayılabileceklerden biri de bilişim ve iletişim teknolojilerindeki sürekli değişime ve gelişme ve bu teknolojilerin bireylerin yaşamlarında oynadığı önemli rollerdir. Eğitim kurumları, günlük yaşamda her gün evlerinde bilgisayar, video cd, cep telefonları kullanan, uydu cihazlarına aşina olan bir öğrenci kesimiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bu durum en önemli eğitim girdilerinden birindeki değişmeyi ifade etmektedir. Öğretmenler, mevcut ulaşılabilen teknoloji ürünlerini kullanma becerilerini geliştirememeleri durumunda, eğitim programlarında yer alan içeriği geleneksel yollar ve araçlarla aktarmada çeşitli güçlüklerle karşılaşabilmektedirler. Bu güçlüklerin en önemlilerinden birisi öğrencilerin beklenti ve ilgileri ile yaşam alanları içinde yer alan ve bunları etkileyen “teknoloji ürünleri”nin etkileriyle baş etmek ya da bunları eğitim amaçlarıyla uyumlu olarak kullanabilmektir. Diğer yandan, Türkiye’de çok sayıda okul çağında bulunan çocukların büyük çoğunluğu, ileri teknoloji ürünlerine kişisel çevrelerinde ulaşma olanağından uzaktır. Bu durum okullara arasında farklılaşma yarattığı gibi öğrenciler arasında da farklılaşmaya ve eşitsizliği televizyon ve radyo yayınlarının eğitim sağlayan araçlar olarak kullanılmasının eğitimdeki eşitsizlikleri azaltmaya ya da gidermeye yardımcı olacağı düşüncesi yıllar önce dile getirilmiştir. (Aksoy, 2003).
1.1. Bilişim Teknolojisine İlişkin Kavramlar
Alan yazında eğitim teknolojisi ve bilişim alanında rastlanılan birçok tanımın ve kavramın yer aldığı görülmektedir. Bu tanımlar bazen kendi içinde çeşitlilik de gösterebilmektedir. Aşağıda bilişim teknolojisine ilişkin olarak, karşılaşılan kavramlardan bazıları yer almaktadır. Veri, herhangi bir niteliğe yönelik bir takım gözlem ve ölçme sonuçlarının şekil, sembol vb. araçla ifade edilmiş şeklidir. Enformasyon (information) veya malumat kişi, olay, durum hakkında konu içinde yer alan verilerdir. Doküman halinde veya veri tabanlarında kolaylıkla elde edilebilir. Sözlü, yazılı, grafik, beden dili mesajları enformasyonu oluşturur. Bilgi (knowledge), enformasyonun deneyim ve yargı ile bağdaştırılması durumudur. Kavrayışları, zihin ve zihinsel işlemleri ve zihinde gelişen anlama ve öğrenme süreçlerini kapsar. Dolayısıyla, kişiye özel olup kodlanması zordur (Özmen, 2007, s.312).
Cleary (1976).
Eğitim teknolojisini, “Öğretim ilkelerinin uygulanabilmesi için oluşturulmuş bütün yöntem ve tekniklerdir” şeklinde tanımlamaktadır. Eğitim teknolojisinin öğrenme sürecini geliştirmek için oluşturulan her türlü sistemi, tekniği ve yardımı içerdiğine dikkati çekerek, böyle bir yapıda 4 özelliğin önemli olduğunu vurgular. Öğrencinin ulaşması hedeflenen amaçların tanımlanması; öğrenilecek konunun öğretim ilkelerine göre analiz edilip, öğrenilmeye uygun şekilde yapılandırılması; konunun aktarılabilmesi için uygun medyanın seçilip kullanılması; dersin ve derste kullanılan araçların etkililiğini ve öğrencilerin başarı durumlarını değerlendirmek için uygun değerlendirme yöntemlerinin kullanılması şeklinde belirtilmektedir.
1.2. Eğitim Örgütlerinde Bilişim Teknolojisinin Önemi
Teknolojik değişmeler çalışma yaşamı kurallarını da değiştirmektedir ve eğitim kurumlarının da bundan etkilenmemesi söz konusu olamaz. Aynı zamanda teknoloji, bilgi alanları ve disiplinler arasındaki ilişkileri de değiştirmekte ve bilginin büyümesini artırırken yaşamını azaltma yönünde bir etkide bulunmaktadır (Clark 1998’den aktaran Middlehurst 1999, s. 314).
Teknoloji rutin prosedürler içinde de önemli bir değişme yaratmakta ve belirli bir düzeyde beceri/yetiştirme gerektiren rutin süreçler ile karmaşık profesyonel etkinlikler arasındaki dengeyi değiştirmektedir. Karmaşık bazı etkinlikler profesyonellerin egemenliğinden çıkmakta ve zeki makine yazılımları (bilgisayar yazılımları) ve sistem uzmanlarının uygulamaları arasına geçmektedir. Bu tür değişmelerin program geliştirme çalışmaları ve mesleki akreditasyon sistemleri ve ölçütleri için açık sonuçları olacağı düşünülmektedir (Middlehurst 1999, s. 314).
1.3.Bilişim Teknolojisi ve Eğitim Yöneticileri
Çelik (1999) etkili bir okul liderinin en önemli görevlerinden birisi olarak, okulun vizyonunu, misyonunu ve amaçlarını belirlemeye rehberlik etmek, bunları gerçekleştirmek için bütün okul çalışanlarını ve diğer kaynakları bu doğrultuda yönlendirmek olduğunu belirtmektedir. Günümüz dünyasında okul müdürlerinin yetiştirilmesine yönelik araştırmalara yön ve hız veren nedenin, eğitim örgütlerinde yaşanılan olumsuzluklar ve bu örgütlerin toplumun ve çağın gereklerine yanıt verememe durumunda kalmalarının yarattığı kaygı olduğu görülmektedir. Bu nedenle okul müdürlerine yüklenilen roller ve sorumluluklar artmış, ancak okul müdürlerinin bu sorumluluk ve rollerin üstesinden gelebilecek şekilde yetiştirilmeleri yeterince gerçekleştirilememiştir (Özmen, 2002, s. 140). Okul yöneticilerinin üstesinden gelmek durumunda olduğu rollerden birisi de okulların yeni teknolojiyi etkili şekilde kullanılmasını sağlamak, diğer bir deyişle teknoloji liderliği yapmaktır. Literatürde, okul yöneticisinin teknoloji konusunda sahip olması gereken yeterliliklerden bazıları aşağıdaki gibi sıralanmaktadır (Collis, 1988; Kearsley, 1993; Turan, 2002; VDE, 2001):
Avustralya’daki okul müdürlerinin yetiştirilmesindeki gelişmelere değinen Özmen (2002)’in, Laws (2001, s. 7)’dan aktardığına göre, okul müdürlerinin, bilgisayar teknolojisini etkin kullanmaları durumunda, bilgisayar destekli eğitim, internet üzerinden materyal kullanma ve geliştirme ve tele-konferans sistemleri aracılığıyla yetiştirilmeleri kolaylaşacaktır. Sidney Okul Müdürleri Derneği (SPI), her türdeki okul müdürlerini bir araya getirmek, meseleler üzerinde tartışmalarını kolaylaştırmak; çok uzakta bulunanların dahi, istedikleri zamanda bilgi, materyal, fikir ve görüş desteği alarak gelişmelerini sağlamak amacıyla kurulmuştur. Avustralya’da ayrıca, Avustralya Okul Müdürleri Merkezi (APC), Eğitim Yönetimi ve Liderlik Merkezi (CLME), Sidney Okul Müdürleri Kuruluşu, vb. okul müdürlerinin gelişmelerine katkı sağlayan birçok kuruluşun bulunduğu not edilmektedir.
Türkiye’de de artık okul müdürünün seçilmesine ve yetiştirilmesine büyük önem verilmektedir. Eğitim yöneticilerinin yetiştirilmesi konusunda son gelişme olarak 1998 tarihinde çıkarılan yönetici atamaları ile ilgili Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Yöneticilerinin Atama ve Yer Değiştirmelerine İlişkin 23472 Sayılı Yönetmelik gösterilebilir. Bu yönetmeliğin gereği olarak eğitim yöneticilerinin atanması ilk kez yetiştirme temeline dayandırılmaktadır. Nitekim bunun ilk uygulaması olarak 14 Kasım 1998 tarihinde yapılan seçme sınavı sonuçlarına göre başarılı bulunan yönetici adayları 1-26 Şubat 1999 tarihlerinde üniversitelerce düzenlenen eğitim programlarına alınmışlardır. Programın sonunda merkezi bir sistemle yapılan sınava göre, yüz üzerinden en az 70 puan alan adaylar başarılı sayılmışlardır (Çelikten, 2000). Bununla beraber, Okul yöneticilerinin bilişim teknolojisine ilişkin performansları sorgulandığında, bilgisayarın sadece kırtasiyeciliği azaltmak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Bilgisayarların, okullarda öğretmen, öğrenci ve diğer personelin yaratıcılığını geliştirmek, problem çözme becerileri kazandırmak, test sorusu geliştirmek ve soru bankası oluşturmak gibi öğretim amaçlı kullanılması durumunda, teknolojiden arzu edilen doğrultuda daha çok yararlanılmış olunacaktır (Çelikten, 2002).
1.4.Okullarda Bilişim Teknolojisinin Etkili Kullanımına İlişkin Milli Eğitim Bakanlığının Uygulamaları
Milli Eğitim Bakanlığı okul yöneticilerinin teknolojiyi etkin kullanmaları için bilişim teknolojileri sınıflarının halka açılması yönünde 2007/4 nolu genelgesiyle; “Gelişmiş devletin, toplum ve birey olma, bilgiye sahip olma, onu kullanma ve paylaşma düzeyi ile doğru orantılı hâle geldiği, bireylerin sürekli eğitime gereksinim duyduğu belirtilmektedir. Bu anlamda; “Yaşam Boyu Öğrenme” anlayışını ve ilkesini hayata geçirmede, bilişim teknolojileri önemli bir araç olarak karşımıza çıkmaktadır (MEB. 2007). Büyük Atatürk’ün de işaret ettiği "Çağdaş Uygarlık Düzeyine Erişmek" hedefi doğrultusunda Bakanlığımızın bilişim teknolojisi vizyonu; eğitim sistemini ileri teknolojilerle kaynaştırmak, yeniliklerle desteklemek, ölçüp değerlendirerek sürekli geliştirmek, bilişim teknolojilerini en üst düzeyde kullanarak öğrenci merkezli ve proje tabanlı eğitimi sağlamaktır. Bu vizyonu gerçekleştirmek için; öğretmenlerin ileri teknolojileri derslerinde yetkinlikle kullanmalarına imkân vermek, öğrencilerin diledikleri yer ve zamanda teknolojiden yararlanmalarını sağlamak, eğitim ve öğretimi teknolojiyle bütünleştirmenin yanı sıra bilişim teknolojilerinden “Yaşam Boyu” öğrenme anlayışı içinde bütün vatandaşlarımızın yararlanabileceği eğitim politikaları ve uygulamalar hayata geçirilmektedir (MEB. 2007).
Okullarda bilişim teknolojilerinden etkili yararlanmada okul yönetimi açısından karşılaşılan sorunları ele alan bu araştırmada; betimsel tarama yöntemi kullanılmıştır. Elazığ’da görev yapan ortaöğretim okullarındaki yöneticiler ve rasgele seçilen beş öğretmenden oluşan bir örnekleme alınarak gerçekleştirilen bu araştırmada, bağımsız değişkenlere göre denek görüşleri değerlendirilmiştir. Bilişim teknolojisinin okullardaki kullanımına ilişkin olarak, cinsiyet değişkeni açısından elde edilen bulgular, okullarda bilişim teknolojilerinin etkili şekilde kullanılması bağlamında özellikle mali sorunların yüksek düzeyde mevcut olduğu göstermektedir. Bu sorunların yanı sıra, yönetsel ve etki sorunların da orta düzeyde yaşandığı anlaşılmaktadır. Program geliştirme ve yetiştirme boyutundaki sorunların, kadın denekler tarafından düşük düzeyde; erkek denekler tarafından ise orta düzeyde belirtildiği anlaşılmaktadır. Bu durumun nedeni, program geliştirmenin daha çok üst yönetim kurumlarınca yapılmasından kaynaklanıyor olabilir. Yaş değişkeni açısından katılımcıların görüşleri arasında hiçbir anlamlı farklılık bulunmayan araştırma sonuçlarına göre; mali sorunların, 31–40 ve 51 ve üzeri yaş gurupları tarafından “yüksek” düzeyde; diğer yaştaki katılımcılar açısından orta düzeyde yanıtlandığı görülmektedir. Etik sorunlar boyutuna 51 ve üzeri yaş gurubunda “orta” düzeyde katılım olurken, diğer yaş guruplarında “düşük” düzeyde katılım olmuştur. Anlamlı bir farklılık bulunmamasına karşılık, 51 ve üzeri yaş grubunun etik sorunları daha fazla algıladıkları görülmektedir.
Program geliştirme ve yetiştirme sorunları boyutunda 31–40 yaş grubunda “orta” düzeyde sorun görülürken, diğer yaş guruplarında “düşük” düzeyde algılanmıştır. Yönetsel sorunlar boyutunda tüm yaş gurupların “orta” düzeyde sorunlar yaşandığını belirttikleri görülmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, çalışma süresi değişkeni açısından da katılımcıların görüşleri arasında anlamlı farklılığın olmadığını ortaya koymaktadır. Mali sorunların var olma düzeyi 1-5 yıl arası çalışanlarda “orta” düzeyde, diğer çalışma süresi guruplarında “yüksek” düzeyde algılanmıştır. Yönetsel sorunlar ve etik sorunların var olma düzeyi boyutunda tüm katılımcılar “orta” düzeyde, sorunların varlığını kabul etmişlerdir. Program geliştirme ve yetiştirme boyutunda sorunların 16-20 yıl arası çalışanlarda “orta” düzeyde, diğer çalışma süresi guruplarında “düşük” düzeyde var olduğu görülmektedir. Okul türü değişkenine göre katılımcılarının görüşleri arasında program geliştirme ve yetiştirme sorunları boyutunda, Genel liseler ile Teknik Meslek Liseleri arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Genel liselerde bu problem daha çok hissedilmiştir. Mali sorunlar, yönetsel sorunlar ve etik sorunlar boyutunda tüm katılımcılar sorunların varlığını “orta“ düzeyde algılamışlardır. Görev türü değişkenine göre katılımcıların görüşleri arasında program geliştirme ve yetiştirme sorunları boyutunda tüm görev türü gurupları “düşük “düzeyde algılama göstermelerine karşın, öğretmen ile müdür görüşleri arasında anlamlı farklılık görülmüştür. Mali sorunlar, etik sorunlar ve yönetsel sorunlar boyutunda tüm görev türü grupları ”orta” düzeyde algılamışlardır. Yöneticilik süresi değişkenine göre katılımcıların görüşleri arasında anlamlı farklılık görülmemiştir. Mali sorunlar, yönetsel sorunlar ve etik sorunlar boyutunda tüm yöneticilik süresi grupları “orta” düzeyde yanıt vermişlerdir. Program geliştirme ve yetiştirme sorunları boyutunda tüm yöneticilik süresi grupları ”düşük” düzeyde yanıt vermişlerdir. Bulgulara genel olarak bakıldığında, tüm bağımsız değişkenlere yönelik olarak, mali sorun boyutunun diğer boyutlara göre en fazla sorun yaşanan boyut olduğu görülmektedir. Diğer boyutlar olan “program geliştirme ve yetiştirme”, “yönetimsel” ve “etik” boyutlarında deneklerin görüşleri genellikle orta düzeyde sorun yaşandığını yansıtmaktadır. Bununla birlikte, sorunların maddeler bazında bulgulara baktığımızda ise anlamlı farklılık gösteren maddelerde kadın deneklerin sorunlara daha az katıldığı dolayısıyla erkek deneklerin daha duyarlı olduğu görülmüştür. Yaş değişkenine baktığımızda da yaşı daha büyük olan denekler anlamlı farklılık gösteren maddeler de daha fazla duyarlı oldukları gözlenmiştir. Yöneticilik süresi değişkenin de ise yeni yöneticilerin bilişim teknolojisinden etkin yararlanmaya daha fazla önem verdiği görülmüştür. Bu sonuçlar eşliğinde, aşağıdaki önerilere yer verilebilir:
1.5. Öneriler
1. Bilişim teknolojisinden etkili şekilde yararlanmada, en fazla sorun alanı olarak görülen mali durumun iyileştirilmesi için;
a. Halka açık, ücretli teknoloji kullanım kursları düzenlenerek destek sağlanabilir.
b. Okula bilişim alanında sponsorluk yapabilecek çevreden ve/veya velilerden varlıklı iş adamları, ticari kuruluşlar, vb. yardım istenebilir.
c. Okul tarafından çıkarılacak dergi, gazete, vb. yayınlarda reklâm alınabilir.
d. Okul-aile birlikleri ve diğer gönüllü kuruluşların işbirliğinde, çeşitli şekillerde okulu destekleme etkinlikleri düzenlenebilir.
2. Araştırmada elde edilen bulgular, program geliştirme sorunlarının orta veya düşük düzeyde gerçekleştiğini göstermektedir. Bu sonuç bir yerde sevinilecek bir durum olmasına karşın, böyle bir sonuca ulaşma nedeni olarak, özellikle bilişim teknolojisinin okullarda kullanılmasına yönelik olarak, donanım ve yazılım araçlarının çoğunlukla MEB tarafından temin ediliyor olması; ve bu nedenle,okuldaki öğretmen ve personelin program geliştirme hususuna çok fazla önem vermemesinden de kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Okullarda özellikle bilişim teknolojilerinin kullanımı konusundaki programların daha işlevsel olarak düzenlenmesi; öğrenci, öğretmen, yönetici ve diğer personelin bilişim teknolojisi
konusunda ihtiyaç ve beklentilerinin belirlenerek, programların günün ihtiyaç ve beklentilerine yanıt verecek şekilde yeniden düzenlenmesi sağlanmalı; programlar sürekli olarak güncellenmelidir.
3. Bilişim Teknolojilerine yönelik eğitim almış öğretmenlerin diğer öğretmenlere, bilişim teknolojisi alanında olumlu tutumlarının geliştirilmesi hususunda yardımcı olması ve destek vermesi sağlanabilir.
4. Okul yönetim ve öğretim sürecinde bilişim teknolojisinden etkili şekilde yararlanabilmek için, öğretmen ve yöneticilerin, düzenli olarak hizmet içi yetiştirme etkinlikleri aracılığıyla bilgi ve becerilerinin artırılması sağlanmalıdır.
5. Okula yeni yazılım alınmadan önce bilişim alanında bilgili öğretmenlerin yazılımları incelemeleri sağlanmalı, yazılımın taleplere yanıt verip vermediği belirlenmelidir. Bu şekilde hem mali kayıp azalacak, hem de daha işlevsel yazılımlar kullanılabilecektir.
6. Bilişim teknolojilerinin kullanımı konusunda orta düzeyde sorun yaratan etiksel konuların giderilebilmesi için;
a. Etik hususlara ilişkin seminerler verilerek, öğrenciler, öğrenci aileleri ve diğer okul mensupları bilgilendirilmelidir.
b. Bu konuda neler yapılabileceği hususunda etkili çözümler bulabilmek için, aileler, öğretmenler, yöneticiler, gerektiği durumlarda emniyet mensupları ve diğer okullardan
temsilcilerin de katılacağı paylaşımcı ortamlarda neler yapılabileceği tartışılmalıdır.
c. Özellikle öğrencilerin bu konularda bilinçlendirilmesi, geleceğe yönelik sağlam bir gençlik oluşturulmasında etkili olacaktır.
7. Diğer okulların bilişim teknolojisi alanındaki iyi uygulamaları incelenmeli ve yaşadıkları deneyimlerden yararlanılmalıdır.
8. Okulda var olan teknolojiden, derslerde ve günlük işlerde herkesin azami ölçüde yararlanması sağlanmalıdır.
9. Benzer araştırmalar farklı illerde de yapılarak iller arası karşılaştırmalarla mevcut durum daha net bir şekilde ortaya çıkarılmalıdır.
10. Bilişim teknolojisinin okullardaki kullanımına ilişkin nitel araştırmalar da yapılarak, okulların uygulamaları ve güncel sorunlar durum analizi şeklinde gün ışığına çıkarılmalıdır.
2.İLKÖĞRETİM OKULLARINDA GÖREV YAPAN ÖĞRETMENLERİN DERSLERİNDE BİLGİ TEKNOLOJİSİ KAYNAKLARINDAN YARARLANMA ÖZ- YETERLİLİKLERİ VE ETKİ ALGILARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Öz-yeterlik algısı eğitimde üzerinde önemle durulması gereken önemli bir özelliktir.Herhangi bir durumla ilgili öz-yeterlik algısı yüksek olan bireyler, bir işi başarmak için büyük çaba gösterirler, olumsuzluklarla karşılaştıklarında kolayca geri dönmezler, ısrarlı ve sabırlıdırlar. Günümüzde eğitim süreci içinde bilgi teknolojilerinin önemi ve katkısı ise tartışma götürmez. O halde eğitimi yönlendiren ve yöneten öğretmenlerin bilgi teknolojilerine karşı öz-yeterlik algıları büyük önem taşımaktadır.
2.1. Problem Durumu
Bireyin, toplumun standartlarını, inançlarını ve yaşama yollarını kazanmasında etkili olan sosyal süreçler olan eğitim, bireyleri ve toplumları biçimlendirme, yönlendirme, değiştirme ve geliştirmede en etkili süreçlerin başında gelmektedir. Teknoloji ise insan gereksinimleriyle başlayan bir tasarlama yapma ve uygulama sürecidir. Bu süreçte, bilimsel bilgi, madde ve enerjinin girdi olarak kullanımı yoluyla tüketilebilir bir ürün ortaya çıkarken; teknoloji, toplumu etkileyen aynı zamanda da toplumsal norm ve değerlerden etkilenen bir nitelik taşımaktadır. Özellikle teknolojide yaşanan değişim ve gelişmeler eğitimi, eğitime bağlı olarak da toplumu etkilemektedir.
Öğretimimiz sadece anlatımdan meydana geliyorsa, öğrencilerimiz duyduklarının % 20’sini hatırlayacaklardır. Görsel materyallerin kullanımı, öğrettiklerimizin % 50’sini hatırlamasına katkı sağlayacaktır. Öğrencilerin ayrıca derse katılımlarının sağlanması, öğrendiklerinin %70’ini hatırlamalarına yardımcı olacaktır. Bir ödev veya bir etkinlik tamamlandığında öğrenciler öğrendiklerinin %90’ını hatırlayacaktır. Dolayısıyla, araçgereçlerin kullanımı, öğrenme işlemine katılan duyu sayısını artırarak daha fazla ve kalıcı öğrenmenin gerçekleşmesine yardımcı olacaktır (Yalın, 2005, s.82). Derslerde eğitim teknolojileri araçlarının kullanılması öğrencilerde kalıcı öğrenme izini daha da pekiştirecektir.
İnsanlar sürekli olarak kendilerini ve çevrelerini aydınlatma, tanıma, olay ve oluşumları açıklama ve karşılaştıkları problemlere çözümler arama uğraşı içindedirler. Her problem çözümü, belli kararların alınmasını; her karar, belli bilgilerin elde edilmesini gerektirir. Problemlere güvenilir çözümlerin bulunabilmesi, her şeyden önce doğru kararların alınabilmesine; doğru kararların alınabilmesi ise doğru bilgilerin kullanılabilmesine bağlıdır (Karasar, 1991, s.3;Sonar, 2002, s.1). Bilimsel ve teknolojik buluşların hızla günlük yaşamımıza girmesi nedeniyle insanoğlu sürekli bir değişimin, yeniliklerin ve kendini geliştirmenin çabası ve uğraşıları içinde olmalıdır. Son dönemlerde geliştirilen teknolojiyi doğru algılama, uyum sağlama ve onun sunduğu bazı olanaklardan yararlanma zorunluluğu, her yaşta insanın “bilim okur-yazarı” olmasını gerektirmektedir.
Bugünün ve yarının gereksinimlerine yanıt vermesi gereken 21. yüzyılın öğretmeni, öğrencilere yalnızca ders veren ve onları değerlendiren bir kişi olmamalıdır. Günümüzün öğretmeni, öğretme-öğrenme süreçlerini örgütleyebilen; iyi bir yönetici, iyi bir gözlemci ve nitelikli bir rehber olmalıdır. Bu bağlamda, öğretmenlik mesleği günümüzde daha fazla nitelik ve yeterlik gerektiren bir meslek durumuna gelmiştir (Gökçe, 2000; Küçükyılmaz,
2006, s.1,2).
Öğretmenlerin, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği yeterlikleri yerine getirmeleri, onların iyi eğitim almalarının yanı sıra, görev ve sorumluluklarını yerine getirebileceklerine olan inançları ile de yakından ilgilidir. Bu inançlarının hangi düzeyde olduğunu ortaya çıkararak; öğretmenlik görev ve sorumlulukları ile ilgili davranışlarını tahmin etmede özyeterlik inancından yararlanılabilir (Küçükyılmaz,2006, s.1,2).
Bilişim teknolojileri ve ekonomik reformlar tüm dünyada sosyal, politik ve ekonomik alanlarda değişikliklere neden olmaktadır. Gelişen bilişim teknolojileri insanların kendilerine ve çevrelerine olan bakışlarını yeniden şekillendirmiş, buna paralel olarak eğitim alanında da değişim ve gelişimin aynı hızla gerçekleştirilmesini kaçınılmaz hale getirmiştir. Eğitim alanında değişimin ve gelişimin gerçekleşmesi birçok faktöre bağlıdır. Bu faktörlerin en önemlilerinden biri öğretmendir. Çünkü eğitime anlam ve ruh veren; onu fonksiyonel, etkili ve verimli kılan temel unsur öğretmendir. Yapılan çeşitli değerlendirmeler; teknolojiyle gelen imkânların, eğitim sürecinde etkili olarak kullanılmasının yetişmiş insan gücüne bağlı olduğunu ortaya koymaktadır. Burada, öğretmen; bilgi teknolojilerini yönetecek ve öğrenciyle bilgi teknolojileri arasındaki bağlantıyı gerçekleştirecek önemli bir işleve sahiptir (Carey, Chisholm ve Irwin, 2005; Oral, 2004; Yıldız, Sünbül, Halis ve Koç, 2002; Çelik ve Bindak, 2003, s.1).
Kalkınma ve gelişme ile eğitim arasında sıkı bir ilişki vardır (Demirtaş, 2003, s.95). Türkiye’nin çağı yakalayabilmesi, AB ile tam entegrasyonunun sağlanması için eğitim sisteminin, meslek standartlarına dayalı, mesleki yeterlilikleri kabul gören insan gücü yetiştirecek şekilde düzenlenmesi gerekmektedir (Bircan, 2003, s.46). Öğretmen yetiştirmede, öğretmenlerin mesleğe girişte sahip olması gereken yeterliklerin belirlenmiş olması ve performansa dayalı değerlendirme testleriyle öğretmen adaylarının değerlendirilmesi önemlidir (Gökçe, 2003, s.79).
Bugünün ve yarının gereksinimlerine yanıt vermesi gereken 21. yüzyılın öğretmeni, öğrencilere, yalnızca ders veren ve onları değerlendiren bir kişi olmamalıdır. Günümüzün öğretmeni, öğretme-öğrenme süreçlerini örgütleyebilen, iyi bir yönetici, iyi bir gözlemci ve nitelikli bir rehber olmalıdır. Bu bağlamda, öğretmenlik mesleği günümüzde daha fazla nitelik ve yeterlik gerektiren bir meslek durumuna gelmiştir (Gökçe, 2000; Küçükyılmaz ve Duban, 2006,s.1).
Öğretmenlerin, öğretmenlik mesleğinin gerektirdiği yeterlikleri yerine getirmeleri, onların iyi eğitim almalarının yanı sıra, görev ve sorumluluklarını yerine getirebileceklerine olan inançları ile de yakından ilgilidir (Yılmaz vd., 2004b; Küçükyılmaz ve Duban, 2006, s.1). Bu inançlarının hangi düzeyde olduğunu ortaya çıkararak; öğretmenlik görev ve sorumlulukları ile ilgili davranışlarını tahmin etmede öz-yeterlik inancından yararlanılabilir.
Öz-yeterlik inancı ilk kez, Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı’nda ortaya çıkan bir değişken olup, bireylerin olası durumlarla başa çıkabilmek için gerekli olan eylemleri ne kadar iyi yapabileceklerine ilişkin bireysel yargılarıyla ilgilidir (Hazır-Bıkmaz, 2004; Küçükyılmaz ve Duban, 2006, s.1). Bandura’ya göre öz-yeterlik inancının dört kaynağı vardır. Bunlar; başarı ya da başarısızlık gibi yaşanan tüm deneyimler, heyecan, korku vb. fiziksel ve duygusal durumlar, başkalarının yaşantılarını gözleyerek başarı ya da başarısızlıklarına şahit olma gibi dolaylı yaşantılar ve aile, arkadaşlar, meslektaşlar, danışmanlar tarafından yapılan sözel iknadır (Woolfolk-Hoy, 2000; Küçükyılmaz ve Duban, 2006,s.2). Bu kaynaklardan beslenen öz-yeterlik inancı, bireyin yapacağı etkinliklerin seçimini, güçlükler karşısındaki sebatını, çabalarının düzeyini ve performansını etkilemektedir (Ekici, 2006; Küçükyılmaz ve Duban, 2006,s.2).
Öğretmen öz-yeterliği kavramı, öğretmenlerin zor ve motivasyonu düşük öğrenciler de dahil olmak üzere, öğrencilerin öğrenme ürünlerini etkileyebilecek kapasiteye sahip olduklarına ilişkin yargılarıdır. Bu yargı, güçlü etkilere sahiptir (Tschannen-Moran & Woolfolk-Hoy, 2001; Küçükyılmaz ve Duban, 2006, s.2). Öğretmen öz-yeterlik inancının, öğretmenlerin öğretmek için sarf ettikleri çabayı, mesleki hedeflerinin düzeyini ve buna bağlı olarak oluşturacakları hedefleri etkilediği görülmektedir (Hoy & Spero, 2005; Küçükyılmaz ve Duban, 2006, s.2). Öz-yeterlik inancı yüksek olan öğretmenler, öğretim uygulamalarında farklı öğretim yöntemleri kullanmaya, kullandıkları öğretim yöntemlerini geliştirmek için araştırma yapmaya, öğrenci merkezli öğretim stratejileri kullanmaya ve yaptıkları uygulamalarda araç-gereç kullanmaya eğilimlidirler. Öz-yeterlik inancı düşük
olan öğretmenlerin, öğretmen merkezli dersler işledikleri ve derslerini ders kitaplarını okuyarak sürdürdükleri görülmektedir (Henson, 2001; Plourde, 2001; Küçükyılmaz ve Duban, 2006, s.2).
Öğretmenlerin genel öz-yeterlik inançları, belirli bir alandaki eğitimi verme yeteneklerine ilişkin inançlarını yeterince yansıtmayabileceğinden, bunun yanı sıra, öğretmenlerin özel alanlardaki öz-yeterliğinin saptanması da önem taşımaktadır (Yılmaz ve diğerleri, 2004a;Küçükyılmaz ve Duban, 2006, s.2).
2.2.Eğitimde Bilgi Teknolojisi
2.2.1 .Eğitim, Teknoloji, Eğitim Teknolojisi ve Bilgi Teknolojisi
2.2.1. 1.Eğitim
Eğitim, her felsefî sisteme ve psikolojik yaklaşıma göre değişik şekillerde tanımlanmıştır. Bu tanımların pek çoğu, eğitime bir amaç yüklemiştir. İdealistler, eğitimi Tanrıya ulaştırma süreci için yapılan etkinlikler; Realistler, insanı toplumun başat değerlerine göre yetiştirme süreci; Marxistler, çelişkiyi en aza indirip üretimde bulundurma süreci; Pragmatistler ise, yaşantılar yoluyla kişide istendik davranış değişikliği oluşturma süreci; Varoluşçular ise insanı sınır durumuna getirme süreci olarak ele almışlardır ( Sönmez 1993, s.77-138; Sönmez, 1999, s.27). Bilimde, özellikle genetik mühendis ligindeki gelişmeler, öğrenmenin beyinde fiziksel uyarımlar sonucu oluşan biyo-kimyasal değişiklikler olduğunu gösterir niteliktedir (Sönmez 1989, s.117; Sönmez, 1999, s.27).
Bilgi, beceri ve duygularla ilgili mesajlar beyine elektrik akımı olarak geliyor ve beyindeki sinir sisteminde biyo-kimyasal değişiklikler oluşturuyor ve kodlanıyor. Bu özelikler, yapılan bilimsel araştırmalarla ortaya konulmuştur. Buradan hareketle; eğitim, fiziksel uyarımlar sonucu beyinde istendik biyo-kimyasal değişiklikler oluşturma süreci şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımda kritik kavramlardan biri, istendiktir. " Hangi değişiklerin istendik, hangilerinin istenmedik olduğu nasıl belirlenecek? İstendiğin ölçütleri nelerdir? Bu ölçütler her toplum ve döneni için aynı mıdır? İstendiğin ölçütleri varsa, bunlar nelerdir ve nasıl belirlenecekler?" sorularını yanıtlamak gerekmektedir. İkinci kritik davranış ise, süreçtir. Süreç; birinci, ucu açık, tutarlıya doğru gelişen dirik bir örüntü olarak tanımlanabilir. Eğitim bu özelliğinden dolayı açık bir sistemdir; çünkü sistem; en az bir hedefi gerçekleştirmek üzere uygun ve değişik öğelerden oluşan dirik bir örüntü olarak tanımlanabilir {Sönmez 1993, s.2 ;Sönmez, 1999, s.27).
2.2.1.2.Teknoloji
Teknoloji kelimesini günlük hayatımızda çok sık olarak kullanmaktayız ve bireyler teknoloji denildiği zaman ilk akla gelen fiziksel donanım ya da makine çıkarımını yamaktadırlar. Oysa teknoloji sadece mekanik boyutu içermemekte aynı zamanda kuramsal boyutu da içermektedir. Bundan dolayıdır ki teknoloji kelimesi çok geniş bir anlam içermektedir. Teknolojinin fiziksel donanım anlamı yanında kavramsal boyutu bulunmasından dolayı teknoloji kelimesi fiziksel donanım ve kavramsal boyutları ile birlikte kullanması gerekmektedir. Teknolojinin tanımları çeşitli biçimlerde yapılmıştır. Bunlar: Teknoloji, belli amaçlara ulaşmada, belli sorunları çözmede, gözleme dayalı ve kanıtlanmış bilgilerin uygulanmasıdır (Bal vd., 2002, s.15). Teknoloji, kazanılmış yeteneklerin işe koşulmasıyla doğaya egemen olmak için gerekli işlevsel yapılar oluşturmadır (Alkan, 2005, s.13). Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir (http://www.ceit.metu.edu.tr). Teknoloji, somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı (insanlar, olaylar, makineler vb.) üzerinde denetimi sağlamasıdır (McDermott, 1981; http ://www. ceit. metu.edu. tr). Teknoloji, pratik uygulamaların yapılmasını sağlayan organize olmuş bilgilerin ya da bilimsel bilgilerin sistemli uygulamalarıdır ( Galbraith s.12. 1967; www.ef.sakarya .edu). Teknoloji sözlük tanımı olarak; (1) teknik bir dil, (2) a: uygulamalı bilim b: pratik bir amacı gerçekleştirmek için kullanılan teknik bir yöntem,(3) insanoğlunun rahatını sağlayan bütün gelişmelerin genel anlamı,(4) bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemleri, kullanılan araç gereç ve aygıtları kapsayan bilgi, uygulama bilimi, (5) belli bir teknik alanda bilimsel ilkelere dayanan tutarlı bilgi ve uygulamaların tümü, (6) tekniklere ilişkin genel kavram, (7) en yeni bilimsel duyuş ve uygulamaların kullanıldığı donanım olanakları ve yapısal düzenlemeler olarak tanımlanmaktadır.
2.2.1.3. Eğitim Teknolojisi
Eğitim teknolojisi, iletişim araçlarının eğitimin etkinliğinin artırmak için kullanılması demek değildir. Teknoloji en yalın anlamıyla kuramsal bilgilerin ve bilimsel yasaların uygulamaya dönüştürülmesi işidir. Araç, model ve teknik sistem olarak yaşantımızı kolaylaştıran her unsur bilimsel bir bulgunun uygulamaya dönüştürülmüşşeklidir (Fidan, 1996, s.181).
2.2.1.4. Bilgi Teknolojisi
Bilgi teknolojisi özellikle 1950'lerden sonra olağanüstü hızlı bir gelişme gösterdi. Bu gelişmeler kültürel, ekonomik, iş hayatı ve insan ilişkilerini de kapsayan büyük bir alanda köklü bir dönüşüme uğratmaktadır. Öyle ki dönüşümün derinliğine bakarak tarım ve sanayi devrimi ile kıyaslanacak ölçüde olduğunu ifade etmek üzere bu gelişmeleri enformasyon devrimi diye nitelendirilmektedir. Mikro elektroniğin üretim teknolojileri üzerinde yarattığı etkinlik ve verimlilik artışları ve doğurduğu yenilikler birçok insanın gündelik hayatını etkilemektedir. Yine mikro elektroniğin bilgi teknolojisini getirdiği seviye ve iletişim teknolojisi ile karşılıklı etkileşim ilişkisi sonucu hayatın her alanını etkileyerek yeni bir yaşam biçimi, değerler sistemi ve toplum düzeni oluşturmaktadır. Bilgi teknolojisi verilerin kaydedilmesi saklanması, belirli bir işlem sürecinden geçirmek suretiyle bilgiler üretilmesi, üretilen bu bilgilere erişilmesi, saklanması ve nakledilmesi gibi işlemlerin etkili ve verimli yapılmasına olanak tanıyan teknolojilere verilen isimdir (Bensghir, s.39, 1996; www.ef.sakarya.edu).
2.3.Yararlar
2.3.1. Öğretmene Sağladığı Yararlar
Her sistemde öğretmelerin rolü daima büyüktür. Fakat her öğretmen aynı yetenekte ve özyeterlikte olduğu söylenemez. Yeni teknolojiler öğretmenler arasındaki bu yetenek ve özyeterlik farklarını geniş ölçüde giderebilen yardımcılardır. Ders en seçkin öğretmen tarafından en yeni metotlarla işlenmekte ve en seçkin öğretmenden hem öğrenciler, hem de öğretmenler geniş ölçüde yararlanma imkânı bulacaklardır. Öğretmen, kullandığı araçtaki ders örneğini sürekli olarak göz önünde tutmak ve bundan yararlanarak dersini en iyi ve kolay anlaşılır şekilde öğrencilerine nasıl vereceğini düşünmek zorundadır. Öğrenci kendi öğretmenini, araçtaki öğretmen ile zihninde her an karşılaştırmakta ve öğretmenini etkilemektedir. Bu durum öğretmeni sürekli olarak bilgisini yenilemeye, öğretim metodunu geliştirmeye, dersini daha iyi hazırlamaya yöneltmekte ve öğretmenler arasında bir birinden
daha iyi öğretim yapma yarışını hızlandırmaktadır. Teknoloji öğreticinin görevini azaltıp onun yerini alamaz. Teknoloji ne kadar ileri götürülürse götürülsün, dersi yine öğretmenin hazırlamasına ve sınıfta yine öğretmenin yorumuna gerek vardır. Yeni eğitim teknolojileri, başta TV okulu ve video olmak üzere, yetişme ve hizmet içi eğitim açısından öğretmenin eksiklerini süratle gidermeye yarayan, öğretim sürecinde etkinliğini artırıp daha verimli olmasına ortam hazırlayan ve farklı düzeydeki öğretmenler arasında belirli ölçüde nitelikeşitliği sağlayan yardımcılardır.
Eğitim teknolojisinin eğitim sürecinde öğretmene sağladığı başlıca yararları
şöyle sıralayabiliriz (Tandoğan, 1998, s.24–25):
2.3.2. Öğrenciye Sağladığı Yararlar
TV, video gibi araçların sağladığı en büyük kolaylık eğitim malzemesinin öğrencinin emrinde olmasıdır. Öğretmenin sınıfta anlattığı dersi tekrarlama olanağı sınırlıdır. Ne var ki, dersi dinlediği halde bir kerede anlayamayan veya o derste bulunmayan bir öğrenci, evvelce olmayan bir fırsata şimdi video sistemi ile kavuşmuş bulunmaktadır. Çünkü sınıfta banda kaydedilip okulun video kütüphanesine alınan ders, öğrenci veya öğrenci gruplarınca, uygun vakitlerde defalarca tekrarlanabilmektedir. Öğrenci konuyu tam öğreninceye kadar videoyu okulda veya evinde kullanabilmektedir. Tekrarlama, her öğrenciye öğrenmede fırsat eşitliği sağlamaktadır. Böylece yeni teknolojiler, en iyi şekilde geliştirilmiş malzeme ile hem eğitimin kitlelere yayılmasında, hem de bireyselleşmesinde etkili rol oynamaktadır. Özellikle üniversitelerdeki öğretimde, ünlü bilim adamlarının dersleri videobant kayıtları ile diğer üniversitelerce temin edilmekte ve video kütüphaneleri oluşturularak, gerek sınıfta, gerek evde öğrencilerin yararlanmasına sunulmaktadır. Böylece öğrenciler, toplumun yetiştirdiği değerli bilim adamlarından ve seçkin öğretmenlerden yararlanma fırsatını eşit olarak elde etmiş olmaktadırlar. Eğitim teknolojisinin öğrenciye sağladığı yararlar oldukça çoktur. Bunların da önde gelenlerini şöyle sıralayıp açıklayabiliriz (Tandoğan, 1998, s.25–26):
2.3.3. Mekân Sınırlamasının Ortadan Kaldırılması Açısından Yararlar
Kitle araçlarının örgün ve yaygın eğitime getirdiği faydalardan biri de ekonomik ve sosyal boyutlardır. "Bu boyutlar, TV'nin eğitim işlevini, duvarları yıkarak okul dışına taşırması ile elde edilmiş olmaktadır. Çağımızda yeni eğitim teknolojisi ve iletişim araçları, geleneksel eğitim duvarlarını aşarak, iş yerinde, evde, seyahatte, her yerde kişiye ulaşmıştır. Açık öğretim yolu ile her öğretim kademesinde eğitim yapılabilmekte, örgün ve yaygın meslek eğitimi ülke veya bölge düzeyinde, çeşitli TV kanalları ile açık yayın şeklinde eğitilmek isteyenlere iletilmektedir. Bu tür eğitim programları içinde sonucu diplomaya bağlayan ve örgün eğitime eş değerde eğitim verenler olduğu gibi, belli üretim kesimlerindeki üreticilere, üretim arttırıcı eğitim verenlere kadar, çeşitli uygulamalar vardır. Açık öğretim suretiyle, ilkokuldan üniversiteye kadar mevcut örgün eğitim kurumlarının görevlerini destekleyen eğitim TV'si kanallarına sahip ülkelerin sayısı giderek artmaktadır. TV'nin eğitimde bu tür kullanımından amaç, eğitimde etkinlik kadar ve belki ondan da çok, ekonomik fayda amaçlarına dayanmaktadır (Baloğlu,1990, s.16).
2.4. Bilgisayarın Eğitimde Kullanılması
Bütün sosyal sistemler etkililiklerini sürdürebilmek için kendilerini yenilemek, değişen koşul ve ihtiyaca karşılık vermek zorundadırlar. Değişen koşullara uyum sağlayamayan, gerekli yapılanmayı gerçekleştirmeyen kurumlar çökmeye mahkûmdurlar. Çünkü sistemlerin işlevlerini yerin getirememesi onların varlık nedenlerini ortadan kaldırır. Ancak, sosyal sistemler kendilerini yenileyecek dinamizme sahiptirler. Değişen koşulların doğurduğu ihtiyaçları ve kendine yüklediği yeni rolleri görebilen kurumlar, gerekli yapılanmayı sağlayarak varlıklarını sürdürme başarısını gösterirler. Hatta eğilimleri önceden tahmin edebilen kurumlar değişimin öncülüğünü yapabilirler (Özden, 1999, s.5; Aydoğdu, 2003, s.21).
2.4.1. Eğitim Hizmetlerinin Yönetiminde Bilgisayar
Eğitim kurumlarında, bilgisayardan ders dışı etkinlikler amacıyla da yararlanılmaktadır. Bilgisayarların bu tür kullanılmasına, bilgisayarın yönetim hizmetlerinde kullanılması denilmektedir (Yaşar, 1998, s.123). Bilgisayarlar eğitim kurumlarında en üst düzeyden başlayarak en küçük okula kadar hizmetlerin sağlıklı biçimde gerçekleşmesine katkıda bulunacak potansiyele sahiptir. Yönetim amaçlı kullanım eğitimde bilgisayarın ilk uygulama alanıdır ve profesyonel verimliliği arttırma amacını güder (Uluser, 1997,s.40). Bilgisayarlar, eğitim kurumlarının yönetimiyle ilgili kullanım alanlarından bazıları, personele ilişkin kimlik, değerlendirme, hizmet, kadro, aylık, yan ödeme, kuruma ilişkin araç-gereç kayıtları, yazışmalar, soru bankaları, (Hızal, 1989, s.30) çeşitli kayıtların tutulması, rapor yazımı, karne basımı, ders programlarının hazırlanması ve öğrenci listelerinin düzenlenmesi gibi öğretimle doğrudan ilgili olmayan ancak öğretimi ilgilendiren etkinliklerde bilgisayarlardan yararlanılması bu alana girmektedir (Samur,
1989, s.4).
2.4.2. Ölçme -Değerlendirme ve Rehberlik- Danışmanlık Hizmetlerinde Bilgisayar
Ölçme bir tanımlama işlemidir. Genel anlamda belli bir olgu, nesne ya da varlığın belli bir özelliğe sahip olup olmadığının ve derecesinin bir sembolle (özellikle sayı sembolüyle) biçimlendirilmesidir. Ölçmede söz konusu olan şey, bir özelliktir. Belli bir özelliğe sahip olup olmama ya da sahip oluş derecesi duruma, zamana göre değişebilir. Bu özelliğin varlığı ve derecesi açısından bireyler arasında farklar vardır. Fark kavramı ölçmenin temelini oluşturur. Çünkü ölçme işlemi farklardan dolayı doğmuştur (Namlı, 1998, s.151).
2.4.3. Bilgisayar Eğitiminde Bilgisayar
Bu, bilgisayarı içerik olarak alan bir teknoloji eğitimi ya da teknik alandır (Alkan ve ötekiler, 1995, s.99; İmer, 1996, s.10). Bilgisayar öğretimi, bilgisayar okur-yazarlığı, yazılım eğitimi ve donatım eğitimi biçiminde gerçekleşir( Bayraktar, 1988, s.52; İmer, 1996, s.10). Bilgisayar eğitimi dersi içeriğinin, alandaki hızlı gelişmeler dikkate alınarak statik olmaması gerektiği, ancak bu derste; bilgisayar teknolojisini bireylere tanıtma, bu aracın kullanım alan ve biçimlerini göstermeyi esas alan “bilgisayar okur-yazarlığının” ağırlık taşıması gerektiği yaygın bir kanıdır. Bu derste ayrıca, olanaklara göre bazı programlama dillerinin öğretilmesi gerektiği giderek benimsenen önemli bir konu olmaktadır (Hızal, 1989, s.41). Başka bir tanımlamaya göre bilgisayar öğretimi, bilgisayar aracını tanıtma, bilgisayarın değişik alanlarda kullanılmaları ile ilgili yöntem ve teknikler konusunda davranış değişikliği kazandırma, program yazılımı ve kullanımı bilgi ve becerilerini kazanmayı amaçlayan öğretme etkinlikleridir (Nadasi, 1987, s58; İmer, 1996, s.10).
2.4.4. Öğrenme-Öğretme Süreçlerinde Bilgisayar
Öğrenme-öğretme süreçlerinde öğrencinin bilgi kaynağı ile doğrudan etkileşimde bulunmasını sağlayacak düzenlemelere gereksinim olduğu çok eskilerden beri savunulmaktadır. Artık her şeyi öğretmenden aktarma yolu ile edinmeyi uman öğrenci tipinden uzaklaşılması gerektiği ve bilgiyi kendi kendine edinme yönünde uğraş gösteren öğrenciler görülmek istendiği bilinmektedir. Bu anlayış öğretmen rolünde değişiklik istemektedir. Bilginin öğrenilmesinde tek kaynağın öğretmen olmaması gerektiği savunulmaktadır. Öğretmenin ortam düzenleyici, öğrenmenin sonucunu kontrol edici olarak görülmektedir(Thomas et Majault, 1963, s.132; Hızal, 1989, s.42)
3. BİLGİSAYAR VE İNTERNET BAĞIMLILIĞI
Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gittikçe hızlandığı ve teknolojinin aynı hızla günlük yaşamımıza girdiği düşünüldüğünde cep telefonları, bilgisayarlar ve internet teknolojilerinin yaşamımızdaki vazgeçilmez yeri ve önemi bir kez daha açıkça görülebilmektedir. Ancak günümüz gelişmiş teknolojilerinden olan bilgisayar ve internet kullanımının yaşamımızda istenilen bilgiye anında ulaşabilme, bilgi paylaşımını sağlayabilme gibi getirdiği kolaylıklar yanında çok sık kullanımından kaynaklanan bir çok problemi de beraberinde getirmekte olduğu bilinen bir gerçektir. Özellikle okul çağındaki gençlerde oldukça sık görülen, psikolojik ve bedensel gelişimlerini, sosyal ilişkilerini olumsuz yönde etkileyerek akademik başarılarını da düşüren aşırı şekilde internet/bilgisayar kullanımı bireyin hem akademik hem de kişisel gelişimini negatif yönde etkilemekte, kişiyi bağımlı hale getirmektedir. Bu bağlamda da ortaya çıkan “bağımlılık” kavramının tanımının iyi yapılarak nedenlerinin, belirtilerinin ve çözüm önerilerinin ortaya konulması önem taşımaktadır. Bu çalışmada da öncelikle bağımlılık tanımı, bileşenleri, belirtileri, nedenleri ve yarattığı sorunlara değinilmiş daha sonra konuyla ilgili yapılmış ve yapılan araştırma bulgularına ve faydalı olacağı umulan önerilere yer verilmiştir.
3.1.Bağımlılık
Amerikan Psikiyatri Birliği (American Psychiatric Assosiation) tarafından 1994’te yayınlanan ve DSM-IV kısaltmasıyla isimlendirilen, Mental Bozuklukların Tanımsal ve Sayısal Elkitabı’nda (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders) internet bağımlılığı bir hastalık olarak bulunmamaktadır(Çelebi, 1999).
Alan yazında ilk bağımlılık tanımlarında “ilaç almayı” görmekteyiz. Bu tanımla bağımlılığın, madde bağımlılığı kapsamında değerlendirildiği söylenebilir. Ancak gelişen teknoloji ve farklılaşan davranışsal değişiklikler de bağımlılık olarak düşünülmeye başlanmıştır.
Bu görüşler, kumar oynama (Griffiths, 1995b), aşırı yeme (Orford, 1985), cinsellik (Glasser, 1976), bilgisayar oyunları oynama (Griffiths, 1993) ve çiftlerin birbirine aşırı bağlılığı (Peele & Brodsky, 1975) gibi farklı etkinlikleri içermektedir. Kimyasal olmayan bağımlılıkların bağımlılık yaratıp yaratmadığını belirlemenin yolu ilaç bağımlılığı için saptanmış olan klinik ölçütlerle karşılaştırmaktır. Bu yöntem, 'televizyon bağımlılığı' (McIlwraith ve ark., 1991) ve 'eğlence makinesi bağımlılığı' (Griffiths, 1991) gibi davranışsal bağımlılıkların klinik olarak tanımlanabilmesini kolaylaştırmaktadır. (Griffiths, 1999).
Yukarıda sözü edilen bağımlılık türleri için kimyasal bağımlılıktan farklı olarak teknolojik bağımlılık tanımlanmaktadır. “Teknolojik bağımlılıklar işevuruk olarak, insan-makine etkileşimini içeren ve kimyasal olmayan (davranışsal) bağımlılıklar olarak tanımlanır. Bu bağımlılıklar pasif (örneğin, televizyon) ya da aktif (örneğin, bilgisayar oyunları) olabilir. Etkileşim genellikle, neden olan ya da pekiştiren özellikleri (örneğin, ses efektleri, renk efektleri, olay sıklığı vb.) içermekte ve bu özellikler bağımlılık eğilimini artırabilmektedir (Griffiths, 1995a).
Teknolojik bağımlılığı, davranışsal bağımlılıkların bir alt grubu olarak gören Griffiths (1996a), ana bileşenleri olarak dikkat çekme (salience), duygudurum değişikliği (mood modification), tolerans, geriçekilme belirtileri (withdrawal symptoms), çatışma (conflict) nüksetme (relapse) olarak tanımlamış ve kullanmıştır(Griffiths, 1999).
3.2.İnternet Bağımlılığının Belirtileri
Bağımlılık hakkında karar vermek üzere gözlenebilir bazı davranış ve durumlar alan yazında bir çok uzmanın ortak görüşü olarak belirlenmiş ve bağımlılığın belirtileri olarak gösterilmiştir. Her gün Internet'e bağlanmak, bağlı iken zamanın farkında olmamak, sorulduğunda ise inkar etmek,Herkese mail adresi, ICQ numarası, sohbet odası adları vs. vermek veya dağıtmaya çalışmak.İnternet dışı uğraşlara ilginin kaybolması Sosyal faaliyetlerde azalma, dostları tarafından anlaşılamama duygusu, Spor faaliyetlerinden uzaklaşma ve kondisyon kaybı İş verimliliğinin düşmesi Sürekli uykusuz kalma ve yorgunluk Alışverişlerin Internet üzerinden yapılması Aile fertlerine yeterli zamanı ayıramama nedeni ile aile bağlarının zayıflaması Günlük yaşamdaki diğer iş ve kişilerin, online yaşama engel olduğu düşüncesi . Bilgisayar kullanımı nedeniyle eşler arasında anlaşmazlık ve sorun çıkması.
3.3.İnternet Bağımlılığının Nedenleri
Araştırmacılar özellikle sosyalleşme ihtiyacını vurguluyorlar. Örneğin Dr. Storm A. King, konunun boyutlarını özetlediği makalesinde, İnternet üzerindeki sosyal hayatın avantajlarını sayıyor: Günümüzün şehir hayatında kolay kolay kurulamayan sosyal bağlantıları İnternet üzerinden kurabilmek, yabancılarla kolaylıkla ve risksiz olarak ilişkiye geçebilmek; insanların kendi kendilerini dizginlemeden, özgürce düşüncelerini, duygularını ifade edebilmeleri; kendilerini göstermek istedikleri yönlerini abartarak gösterebilmeleri; İnternet üzerindeki paylaşma ortamlarında ses çıkarmadan diğerlerini dikizleme olanağının olması gibi. Sosyalleşme ihtiyacına, İnternet'i çekici kılan başka unsurları da eklemek zor değil; her an el altında olması, yasaklanmış olana ulaşabilmeyi kolaylaştırması, oyun oynamaya, risk almaya yardım etmesi bunlardan birkaçı olarak sayılabilir(Ekinci, 2002).
3.4.Uzun Süreli Bilgisayar Kullanımının Yarattığı Sorunlar
Uzun süreli Internet kullanımında olduğu gibi uzun süreli bilgisayar kullanımın da neden olduğu sağlık problemleri az çok tüm kullanıcılarda görülmektedir. Dr. Çelebi (2000) bu sorunların neler olduğundan ve korunma yöntemlerinden bahsetmektedir.Birçok kişi bilgisayar kullanırken nasıl oturduğunu çoktan unutmuş, gözleri ekrana kilitlenmiş, sırt öne eğilmiş, eller klavye ya da fare üstünde saatlerini bilgisayar başında geçirmekte; sonunda gözlerde yanma, boyun kaslarında ağrı ve sertleşme, elde uyuşukluk, genel yorgunluk gibi şikayetler ortaya çıkmaktadır. Bu aşırı bilgisayar kullanımı ve çalışma alışkanlıkları sonucu bazı bedensel bozukluklar ve sorunlar gelişir. Bu bozukluk ve sorunlardan belli başlıları aşağıda anlatılmıştır.
3.5.Uzun Süreli Bilgisayar Kullanımının Yarattığı Sorunlardan Korunma Önerileri
Çalışma araçlarınızın ergonomik ve iyi düzenlenmiş olması yeterli değildir. Çalışırken bedeninizi kullanma biçiminiz bozuksa; koltukta iki kat oturuyorsanız, kaslarınız gerilmişse yine kaçınılmaz olarak rahatsızlıklar ortaya çıkar. Kötü çalışma alışkanlıklarından kurtulmak, iyi alışkanlıkları edinmek amaç olmalıdır.
3.6.Okullarda Ve Öğrencilerle Yapılan Bilgisayar Ve İnternet Kullanım Araştırmaları:
Morahan-Martin ve Schumacher (1997) 277 kolej öğrencisinde patolojik İnternet kullanımı (PİK) olarak adlandırdıkları davranışı incelemişlerdir. Bağımlı olarak değerlendirilen kullanıcıların haftada ortalama 8.48 saat nete bağlı kalmaktadırlar. Ayrıca bu kişiler UCLA Yalnızlık ölçeğine göre daha yalnız kişiler olarak bulunmuşlardır.(Griffiths, 1999).
Scherer ve Bost (1997), İnternet kullanımı açısından 531 öğrenciyi incelemişler ve madde istismarı ve bağımlılığı belirtilerine paralel 10 klinik belirtiyi içeren bir kontrol listesi (checklist) geliştirmişlerdir. Üç ya da daha fazla belirtiyi işaretleyenler "İnternet bağımlısı" olarak sınıflandırılmışlardır. Araştırmalarında elde edilen sonuçlara göre, Internet’te harcanan süre haftada ortalama 8.1 saat olarak bulunmuştur. Örneklemin % 13'ü İnternet kullanımının akademik çalışmalarını, profesyonel performanslarını ya da sosyal yaşamlarını etkilediğini, % 2'si ise Internet’in yaşamlarına olumsuz etkisi olduğunu algıladıklarını belirtmişlerdir (Griffiths, 1999).
Kathleen Scherer (1997), Austin’deki Texas üniversitesinde 531 öğrenci üzerinde yaptığı araştırmayı haftada en az bir kez bağlanan 381 öğrenci ile devam ettirdi. Deneklere sorulan on sorudan en az üçünü olumlu yanıtlayan 49 kişi (%13) bağımlı olarak kabul edilmiş, onların haftada ortalama 11 saat bağlı oldukları, diğerlerinin ise haftada ortalama 8 saat Internet’e bağlandıklarını belirlemiştir (Holmes, 1997).
Chien Chou, Ming-Chun Hsiao (2000) Tayvan’da 12 üniversite ve kolejdeki 910 geçerli sonuç veren öğrenci üzerinde yaptıkları araştırmada Brenner’ın (“Internet-Related Addictive Behavior Inventory”)(IRABI) doğru yanlış tipindeki ölçeğini 4 lü likete çevirerek adapte etmişler, Young'ın 9 adet internet bağımlılık sorusunu da D/Y şeklinde ikinci bölümde kullanmışlardır. Ölçekten en yüksek puanı alan %10 luk (110 ve üstü) dilimdekiler ve soru listesinde beş ve daha fazla evet yanıtı verenler seçilerek toplam 54 kişi (%6) bağımlı olarak belirlenmiştir. Bu grubun internet kullanım oranı haftada 20-25 saat iken, diğerleri 5-10 saat kullandıklarını belirtmişlerdir.
Ülkemizde de benzer sorunlar ne yazık ki yaşanmaktadır. Özmenler (2001) yaşadığı deneyimde lise öğrencisi ergenin evdeki bilgisayara internet bağlantısı sağlandıktan sonra belirgin derecede artan bilgisayar ve internet kullanımı ile bunların ardından görülen ders başarısızlığı dikkati çekmektedir. Diğer bir olgu ise belirgin sosyal ve mesleki işlev bozukluğuna yol açmamakla birlikte kısa süreli de olsa hemen her gece önlenemez internet kullanımı isteği ve ertesi güne sarkan yorgunluk hissi ile karakterizedir(Özmenler, 2001).
Bu çalışmada genellikle okul çağındaki çocuklar göz önüne alındığında, onlar için uygun olan Internet ve bilgisayar kullanımı nasıl olması gerektiği tartışılacaktır.
Okul çağındaki çocuklara bakıldığında bilgisayar ve Internet’in uygunsuz kullanılışı; şiddet içeren oyunlar, uzun süreli kullanım, uygun olmayan sitelerin gezilmesi, uygunsuz ve gereksiz sohbetler ve bunların getirdiği yorgunluk, uykusuzluk, dikkat bozuklukları, çevreye ilgisizlik, gerçek hayattan kopma, ekonomik zorluklar olarak sıralanabilir.
Bu sorunların çözümünde ise her zaman olduğu gibi okul aile işbirliği ile ailelerin ve çocukların bilinçlendirilmesi, okulda bu konuda aile ve öğrenciler için seminerler ve toplantıların yapılması, bilgisayar ve Internet’ten yararlanma yollarının öğretilmesi uygun olacaktır. Bu noktadan hareketle bilgisayar ve Internet nedeni ile sorun yaşayan aileler ve öğrenciler ile yapılmış bir çalışma hakkında bilgi vermek ve bu tür çalışmaların devamını getirmek olası bazı sorunların çözümünde önemli rol oynayacaktır.
4.İLKÖĞRETİMDE TEKNOLOJİ EĞİTİMİ
Teknoloji, endüstrinin çeşitli alanlarına ilişkin araç, gereç, yöntem, teknik ve uygulamaların bütünü olarak düşünülebilir. Daha geniş boyutta teknolojinin, ekonomik ve sosyal yaşamın hemen tüm alanlarını kapsayacak biçimde değerlendirildiği de görülmektedir. E.N.Savage (1991). Öyle ki, günümüzde artık teknoloji, insan aklının somut biçimi gibi algılanmaktadır.
Teknoloji, insan gereksinimleriyle başlayan bir tasarlama-yapma ve uygulama sürecidir. M.Vries (1991). Bu süreçte, bilimsel bilgi, madde ve enerjinin girdi olarak kullanımı yoluyla tüketilebilir bir ürün ortaya çıkarken; teknoloji, toplumu etkileyen, aynı zamanda da toplumsal norm ve değerlerden etkilenen bir nitelik taşımaktadır.
Özellikle son çeyrek yüzyılda bilimsel çalışmalar geçmiş dönemlerle karşılaştırılamayacak ölçüde teknolojiye, yani pratik sonuçlar verecek biçime dönüştürülmektedir. Bilim ve teknoloji arasındaki bu hızlı etkileşim ve bütünleşme, elbette, birey ve toplum yaşamını da dolaysız biçimde etkilemektedir. O nedenle, yaşadığımız çağı anlamanın yolu, öncelikle teknolojiyi ve onun boyutlarını tanımaktan geçmektedir. Bu ikisi arasındaki başlıca fark, bilmek ve yapmak arasındaki farka benzetilebilir. Alkan ve arkadaşlarına göre, bilim, bilme, betimleme; teknoloji ise, yapma ve geliştirme uğraşıdır. C.Alkan vd.(1995)Eş deyişle, teknoloji, bilimin somutlaşmış biçimidir.
Bilim ve teknolojideki gelişmeleri yakından izleyerek onlardan yararlanabilmek, çağdaş toplum olmanın ön koşuludur ve toplumun bütününü ilgilendirir. Buradan giderek, yirmibirinci yüzyıla girerken, bireyin teknolojiye yönelik donanım gereksiniminin her zamankinden daha çok önem kazanmış olduğunu söylemek gerekmektedir. Dolayısıyla, teknolojiye sırt çevirip görmezlikten gelmek ya da onun tutsaklığına düşmemek için; onu tanıyan, geliştirip yönlendiren ve yaratan insanlar yetiştirmek, çağdaş eğitiminin birincil görevlerinden olmak gerekir.
4.1.Teknoloji Eğitiminin Felsefesi
Teknolojinin birey ve toplum üzerindeki en önemli etkisi, bunların yaşam biçimlerine, yani kültürlerine ilişkindir. Birey-çevre etkileşim ve uyumunda, bilim ve teknoloji değişen değerlerden önce gelmektedir. Günümüzde artık teknoloji kültürü, değerler kültürünü belirleyen, onu denetim altında tutan en önemli etmenlerden birisi durumundadır. Böylece, bireyin etkileşim içinde bulunduğu teknolojik kültürle uyumlaştırılması, aynı zamanda onun toplumsal uyumuna temel olmaktadır. Eş deyişle, bireylerin hızlı teknolojik gelişmelerle, giderek karmaşıklaşan toplum yaşamına ayak uydurabilmeleri için, çağdaş bilgi, beceri ve tutumlarla donatılmaları gerekmektedir. Bu ise, her bireyin, teknolojik gelişmelerin öngördüğü yeterlikleri kazandırabilecek bir eğitime tutulmasıyla olanaklıdır.
Teknolojik anlamdaki kültürel çevreye uyumun formel eğitim sürecindeki başlıca araçlarından birisi, teknoloji eğitimidir. Bu eğitimde önemli olan, teknolojinin güncel uygulamalarına ağırlık vererek, bugün ile gelecek arasında köprü oluşturmaktır. Eğitim sürecinin en önemli amacı, bireyi, içinde bulunduğu kültürel çevreye uyum yeteneği kazandıracak yeterliklerle donatarak, onu üretken kılmaktır. Teknoloji eğitimi (TE) kavramını da teknoloji kültürünü bireye kazandırma özelliği nedeniyle, doğrudan bu amaca yönelik olarak düşünmek gerekmektedir. Çünkü, teknoloji, mal ve hizmet üretmek amacıyla eldeki bilgi ve tekniklerin kullanılması; TE ise, teknolojik bir ortam içinde yer alan bireye gerekli bilgi, beceri ve tutumsal yeterliklerin kazandırılmasıdır. TE yoluyla öğrenci, onu anlamayı, kullanmayı ve denetimi altına almayı öğrenmektedir. H.İ.Bülbül (1994). Böylece, söz konusu eğitim, doğrudan teknoloji kültürüyle ilgilidir ve bireyin bu kültürle bütünleştirilmesine hizmet etmektedir. Anılan genel yaklaşımdan yola çıkarak ortaya konulacak içerik ise, izlenen eğitim paradigmaları bağlamında, durum ve koşullara göre değişmektedir.
4.2.İlköğretim Sürecinde Teknoloji Eğitiminin Önemi
Teknoloji eğitiminin eğitim programları içindeki konumu ele alınmadan önce, konumuz açısından dikkat çeken kimi noktalara değinmek gerekmektedir. Bir kez, uygulama açısından alındığında; eğitim sisteminin, kuruluş, işleyiş ve ürünleriyle en sorunlu sosyal sistemlerin başında geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. F.Uluğ (1997). Eğitim sisteminin ilköğretimden başlayarak bireyi üst öğrenime hazırlama işgörüsünü öne çıkarması, ilk ve ortaöğretim düzeylerindeki eğitimin yaşama dönüklük özelliğini büyük ölçüde sınırlamaktadır. Nitekim, genel eğitim yaşamdan büyük ölçüde kopuk kalmasının en önemli nedeni de bu saptamada aranmalıdır. Bu biçimiyle sistem, yükseköğretime gidecek küçük bir grup adına ezici çoğunluğun yaşama hazırlanma bağlamındaki eğiti gereksinmelerini gözardı ederek eşitsizlik yarattığı gibi; çevresiyle uyum sorunları bulunan insanlar üreterek, toplumsal amaçlara da ters düşmektedir.
Zorunlu eğitim döneminde bireyin teknolojik yeterliklerini geliştirmede üç tür yaklaşımdan söz edilebilir. Birincisi, teknoloji kavramı kapsamındaki konuları ilgili dersler içine serpiştirerek yeri geldikçe işlemek; ikincisi, bu amaçla bağımsız ders ya da dersler oluşturmak; üçüncüsü de bunların karması bir yaklaşımı dikkate almaktır. Ne var ki, Türkiye’de bu konu uygulama boyutunda yeterince anlaşılabilmiş ve kurumsallaşmış değildir. Öyle ki, TE kapsamında toplanabilecek etkinlikler içerik olarak da belirgin bir temele oturmamaktadır. Nitekim, geçmişten günümüze değin gelinen aşamada bu etkinlikler, sanattan beceri ağırlıklı çalışmalara varıncaya kadar değişik ad ve alanlarda uygulanagelmiştir. Gerçekten de özellikle ilköğretimde teknoloji eğitimine giden yolda bütünsel bir yaklaşımdan uzak ilk örnekler el işleri, ev işleri, iş bilgisi gibi değişik adlar altında toplanan derslerle verilmeye çalışılmıştır ki, bunun ardında yatan iki ana nedenden birisi, bireye el becerileri, öteki de sanatsal yaklaşım yeterliği kazandırmaktır.
4.3.İş Eğitimi Programı
Kirişoğlu’nun da değindiği üzere, ad ile içerik uygulamasındaki ayrımlar nedeniyle, Türkiye’de sorunlar çoğu kez alan adıyla başlamaktadır. O.Kirişoğlu (1994). Adlandırma düzeyinde başgösteren ayırımlar giderek, alanın içeriğinin tanımlanması ve içerik uygulamaları sırasında amaç dışına kaymalarında gerekçeleri arasında yer almaktadır. TE de bunun tipik örneklerindendir. Batıda endüstriyel sanatlarolarak adlandırılan ve pratik becerileri daha çok öne çıkaran yaklaşım, giderek, teknolojik süreç ve işlemleri bütünsel bir yapı içinde kapsamına alacak biçimde genişleyerek teknoloji eğitimi adını alan bir dönüşüme uğramıştır B.E.Stern (1991).Bu yaklaşım ve uygulamanın yakın zamanlarda Türkiye’de ilköğretimdeki yansıması ise, iş eğitimi dersi bağlamında kendisini göstermiştir.
İlköğretimde iş eğitimi dersine kaynaklık eden temel belge, 1981’de toplanan Onuncu Millî Eğitim Şûrasıdır. Bu şûra kararlarına göre, ilköğretim için önerilen program yapısı; öğrencilere genel bilgi ve beceri kazandıran genel kültür dersleri, onların ilgi ve yeteneklerine yönelen seçimlik dersler ve iş alanlarına yönelik pratik-teknik bilgi ve becerilere dönük dersler biçimindedir. MEB (1981). Buradaki amaç, bireye temel eğitim boyutunda bilim ve teknolojinin toplumsal ilerleme ve uygarlık alanındaki önemini kavratma yanında; gelecekteki iş ve çalışma yaşamına uyumu için kendisine yardımcı olmaktır. Nitekim, iş eğitimi programı incelendiğinde; teknolojinin insan yaşamındaki önemini kavrayabilme, teknolojiye ilişkin araç, gereç ve malzemeyi tanıma ve bunlardan yararlanabilme gibi teknoloji kültürü içinde yer alan amaçlar dikkat çekmektedir. MEB (1990).
İlköğretim okulu için geliştirilen programda, iş eğitimi,bilgilerin uygulanmasını esas alan bir genel eğitim olarak değerlendirilmekte; bu eğitimin temel üretim süreçlerini ve becerilerini kapsadığına dikkat çekilmektedir. Programa göre, bu ders öğrenciyi hem yaşama hazırlama hem de üst öğretim için uygun programlara yöneltmeyi amaçlamaktadır. Böylece, bireysel ilgi ve yetenekleri geliştirme yoluyla, iş yaşamı ve meslek seçiminde bireye katkı sağlanması temel alınmaktadır. Bu bağlamda, iş eğitimi ünitelerine kaynak oluşturan ana alanlar şöyle sıralanmaktadır:Tarım, madencilik, imalat, inşaat, enerji, ticaret, ulaştırma-iletişim, malî kurumlar, aile-konut, turizm ve sağlık. Bu alanlara dayalı olarak geliştirilen ders ünitelerinin ise; tasarım, materyal, üretim, pazarlama, enerji, haberleşme, yönetim, sağlık(iş güvenliği, çevre sağlığı), sosyal etki ve değerlendirme gibi değişik boyutları bulunmaktadır.
Programın, burada özetlenmeye çalışılan ilke, model ve içeriğine karşın, iş eğitimi dersi düzleminde de olsa geçmişten günümüze teknoloji eğitiminin, ilköğretim uygulaması içinde gereken yer ve ağırlığı kazanabildiğini söylemek kolay değildir. Benzer saptama ve yakınmaların geçmiş dönemlerde de yapılmasının dikkat çekici olduğu da burada vurgulanmalıdır. MEB(1970). Bunun gerisinde yatan nedenler, dün olduğu gibi bugün de konuya ilişkin başta yaklaşım ve anlayış yoksunluğu olmak üzere, nitelikli insangücü, donanım ve kaynak yetersizliği, fiziksel alan sorunları ve benzeri türde işleyişi zora koşan ve amaçtan uzaklaştıran gerekçelerle ilgilidir.
Bu noktada başlıca sorun, anılan dersin ve TE bağlamında programlara konulması beklenen benzeri derslerin altyapısını oluşturan ögelerin başında gelen yeter sayı ve nitelikte öğretmen yokluğudur. Dolayısıyla sorun, ister istemez öğretmen yetiştirme üzerinde durulmasını gerektirmektedir.
4.4.Teknoloji Eğitiminde Öğretmen Yetiştirme
Türkiye’de öğretmen yetiştirme konusundaki ilk kurumsal örnekler, genel eğitime yönelik olarak 1850’li yıllarda ortaya çıkmıştır. Bunu, 1930’larda meslekî eğitim alanında öğretmen yetiştirmek üzere açılan öğretmen okulları izlemektedir. Doğrudan TE alanında insangücü yetiştirmek amacıyla kurulan ilk eğitim kurumunun açılışı ise, 1974’tür.
TE öğretmenlerinin istihdamında, nicelik kadar önemli ikinci bir sorun ise, niteliktir. ESEF programlarında da görüldüğü gibi, teknoloji eğitimi alanında multidisipliner bir anlayışla öğretmen yetiştirilmesi zorunluluğu bulunmaktadır. Bu alanda istihdam edilecek öğretmenlerin genel öğretmenlik nitelikleriyle birlikte; mekanik yetenekleri yanında, teknolojiyle içli dışlı olmaları gerekmektedir. Teknoloji kültürünü bireye kazandırabilmenin yolu, önce bu kültüre sahip olmaktan geçer. Dolayısıyla, teknoloji eğitimi öğretmeninin genel teknoloji ve onun boyutlarını çok yakından tanıma, inceleme, değerlendirme yeterliğine, geniş bir teknik kültüre ve meslekî bilgi becerilere sahip olması gerekmektedir. Teknoloji eğitimi öğretmeni, bilme yanında bildiklerini en uygun yöntemlerle uygulamaya aktarma ve öğrenci için tasarlama-yapma ve uygulayıp değerlendirme ortamları hazırlamak durumundadır. Bu bakımdan, bu alan öğretmenlerinin yetiştirilmesinde hizmet öncesi kadar hizmet içi eğitim de ayrı bir önem taşımaktadır.
Türkiye’de teknoloji eğitiminin önemi ve niteliği anlaşılabilmiş değildir. Bu eğitime, günümüzde de çoğu durumda, teknoloji kavramından uzakta, geleneksel bir anlayışla ve geçmişte uygulanan el iş, ev iş gibi basit el becerilerini öne çıkaran program mantığı içinde bakılmakta; teknoloji çağında teknoloji kültüründen yoksun bir işleyiş sürmektedir. Bunun önemli nedenlerinden birisi, okul yönetici ve denetmenlerinin konuya yabancı olmaları; ikincisi ise, alanda görevli öğretmenlerin eğitim yetersizliğidir. Nitekim, bu alanda istihdam edilen öğretmenlerin 1990 yılında çıkarılan (ve artık yeniden gözden geçirilmesi zorunlu olan) programlara uyumları için, hizmet içi eğitim kurs ve semineri düzenleme ya da kılavuz yayın hazırlama türünde hiçbir ciddi çaba gösterilmediği bilinmektedir. Aynı biçimde, gerek okul yöneticileri gerekse eğitim deneticileri de bu programın gerekleri için hazırlanmadıklarından, anılan programların nasıl ele alınması gerektiği konusunda tam bir kargaşa yaşanmaktadır.
Bu bağlamda nitelik boyutunu gözden kaçırmadan, TE alanında öğretmen gereksiniminin karşılanmasına ve uygulamaya ilişkin şu öneriler ileri sürülebilir:
1.Teknoloji eğitiminde şiddetle gereksinim duyulan alt alanlar için, bunlara yakın programlardan geçiş sağlayıcı biçimde hizmet öncesi tamamlama ve hizmet içi uyum destek programları oluşturulmalıdır. Böylece, kısa dönemde, kendi alanındaki istihdam fazlalığı nedeniyle sisteme yük olan, ancak genel yeterlikleri teknoloji eğitimiyle örtüşebilecek olan öğretmenlerin hizmetiçi eğitime tutularak yönlendirilmesiyle, TE öğretmen açığına bir ölçüde de olsa karşılık verilmiş olunacaktır. Burada vurgulanması gereken nokta, sözkonusu destek programlarının süre, içerik ve uygulama açısından amaca uygun biçimde plânlanıp düzenlenmesidir.
2.Uzun dönemdeki öğretmen gereksinimini karşılayabilmek için, durumu uygun olan eğitim fakültelerinde zaman geçirilmeden TE öğretmeni yetiştirme programları başlatılmalıdır.
3. TE öğretmeni olarak sistemde istihdam edilen öğretmenlerin alanlarındaki gelişmeleri izlemelerine olanak sağlanmalı; başka bir deyişle, bunların hizmet içi eğitimi sağlanarak, alana yabancılaşmalarının önüne geçilmelidir. Aynı biçimde, ilgili yönetici ve denetmenler, teknoloji eğitiminin gerekleri konusunda eğitilmelidir.
4. Öğretmen gereksinimi düşünülürken, istihdam edilecek insangücüne alanı çekici kıldıracak özelliklerin de dikkate alınması gerekmektedir. Dolayısıyla, teknoloji eğitimi öğretmenliğinin çekiciliği sağlanmalıdır. Bu çerçevede, teknik öğretmenlere sağlanan haklardan, aynı unvanı kazanmış olan bu alan öğretmenleri de yararlandırılmalı ve bunlar arasındaki yapay ayrım ortadan kaldırılmalıdır.
5. İlköğretim sisteminde yer alan iş eğitim programı, TE adıyla, model ve işleyişte çağdaş gelişmeleri yansıtıcı bir anlayışla yeniden ele alınmalıdır. İlköğretim okulları ise; öğretmen, yönetici, fiziksel olanaklar ve işlik-laboratuvar ortamlarıyla, bu eğitime hazır duruma getirilmelidir. Yine bu düzlemde, genel ortaöğretimde de konuya gereken önem verilmeli, program bütünlüğü içinde teknoloji eğitimine yer açılmalıdır.
5.İNTERNET KULLANIMI VE OKUL PROJELERİ
‘’İçinde bulunduğumuz yüzyıl “Bilgi, İletişim ve Teknoloji Çağı”. Teknolojinin gelişip iletişimin küresel bir hal aldığı dünyamızda haberleşme de mektup, zarf ve pul kavramlarından uzaklaşıp sanal bir duruma geçti. Bunun en önemli nedeni ise internet idi. Dünyada en hızlı gelişen ağ olarak gösterilen İnternet çok geniş bir bilgi arşivini insanların evinden ya da ofisinden dışarı bile çıkmadan ayaklarına kadar getiren, son yirmi beş yılın en önemli buluşudur. İnternet sadece evlerimizdeki küçük dev kütüphaneler değil, aynı zamanda aracılığı ile banka işlemlerimizi yaptığımız, sanal mağazalardan hemen her çeşit ürünü satın alıp adresimize kadar getirttiğimiz, eğitim alıp okula gitmeden diploma sahibi olabildiğimiz hayatımızı kolaylaştıran ve bize zaman kazandıran bir araçtır.’’
Teknolojik değişimin baş döndürücü bir hızla yaşandığı günümüzde iletişimi geliştirip öğrenci ve öğretmen arasındaki engelleri kaldırmanın en önemli ilacı yine teknoloji gibi görünüyor. Güçlü yazılım programları ve internet bilgiye erişimimizi yönlendiriyor. Yenilikçi yol ve uygulamalar öğrenci ve öğretmenlerin sınıf-içi deneyimlerine farklı heyecanlar katıyor. Esmekte olan değişim rüzgarlarından ülkemizdeki öğretmen, öğrenci ve diğer eğitim paydaşları da etkilenmekte. Bilgisayar kullanımına ilişkin basit ve ilk düzey becerilerin edinilmesinin yanısıra “21. Yüzyıl Donanım Paketi” diyebileceğimiz “iletişim, bilginin yönetimi, paylaşımı ve işbirliği ile gelişim” de günümüz öğrencilerinin edinmesi gereken temel bilgi, beceri ve tavırların başında yer alıyor. Değişime ayak uydurma yolunda hayata geçirilmeye çalışılan ve yapılandırıcı yaklaşımla hazırlanmış yeni müfredatın özünde yatan “Proje-tabanlı öğretim”i gerçekleştirirken; özellikle K-12 sınıfları için amaçlanan; dijital bir küresel dünyada öğrenme, öğretme ve potansiyelleri dışarı vurabilmede bilişim teknolojilerini yetkin olarak öğrenip kullanabilmelerine destek vermek olmalı Yani “değişim”i gerçekleştirirken değişimin her boyutunu planlamak gerek; teknolojiden programlara, yöntemden farkındalığa... Sonra da iletişimi güçlü kılmak olmalı adım; İnternet aracılığıyla.
Bir öğretmenin yerini hiçbir teknolojik aygıtın, programın veya kaynağın tutamayacağını biliyoruz. Bununla birlikte önümüzdeki yıllarda teknolojiye ve ekip ruhuna uyum sağlayamayan bireylerin iş ve toplum yaşamında tutunamayacakları veya kendilerini iyi bir pozisyon bulamayacakları da açık. Daha şimdiden bankacılık ve haberleşme dijitalleşmiş durumda. Mektup zarf ve pulları hızla nostaljik hale gelmekteler. “Birlikten kuvvet doğar” sloganları spor alanlarından büyük şirketlerin panolarına taşınmış durumda. Öte yandan her soruna proje ile çözüm yaratmak yaşamları koca birer projeye çevirmiş durumda. Böylesi bir ortamda “proje-odaklı yapılan ekip çalışmaları”nın eğitim kurumlarının bu geçişi yumuşak yapma ve bireyin uyumla memnuniyeti birleştirmesi açısından rolü ve önemi çok büyük. Yenilikçi öğretmenlerle yenilikçi kuşaklara doğru yelken açmanızı sağlayacak proje-bazlı öğrenmenin inceliklerini 2004 yılı projelerinden başlayarak “İmece Halkası” adını verdiğimiz kendi öz benliğimizden gelen özlü çalışmayla zenginleştirdik ve Bilişim Treknolojilerinin (BT) son derece yoğun kullanıldığı ve web tasarımı olarak sonlanan ve her adımında internetin etkin araç olduğu bir modele oturttuk
2005-2006 Eğitim-Öğretim yılında üçüncü yılına giren ve “kalite felsefesi”ni temel aldığı için her uygulama döneminin ardından kendini yenilemeye devam eden Bilişimci Martılar Projeleri bu yılki çalışmalarına “Yenilikçi Öğretmenlerden, Yenilikçi Öğrencilere...” anlayışı ile başlayıp ana sınıfları yaş grubuna kadar indirmekte. Bu projeyle; geleceğin liderleri olan ‘Yenilikçi’ öğrencilerimizin eğitiminde özen gösterilmesi gereken unsurları, ‘Yenilikçi’ öğretmenlerin liderliğinde, önce sorun çözerek ve daha sonra da sınıf düzeyine göre ppt. sunumları ve/ya web tasarımları yoluyla paylaşıma açacaklardır. Her denemede daha yukarıya uçmayı amaçlayan, duyarlı martılardan esinlenerek isimlendirilen “Bilişimci Martılar Projeleri” ile; ana sınıfından üniversiteye kadar yenilikçi anlayıştaki öğrenci ve öğretmen ekiplerinin (İmece Halkaları) geniş bir yelpazede belirledikleri sorun alanlarında iyileştirme projeleri hayata geçirilecek. (Köksal , H.)
KAYNAKLAR
Aksoy, H.H. (2003). “Eğitim Kurumlarında Teknoloji Kullanımı ve Etkilerine İlişkin Bir Çözümleme”. Eğitim Bilim ve Toplum Dergisi. Sayı 4.
Alkan C. , D.Deryakulu ve N.Şimşek. Eğitim Teknolojisine Giriş. Önder Matbaacılık Ltd.Şti. Ankara, 1995, s.81.
Alkan, C., 2005,Eğitim Teknolojisi, Anı Yayıncılık, Ankara,
Baloğlu, Z.1990, Türkiye’de Eğitim, Sorunlar ve Değişime Yapısal Uyum Önerileri, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği
Bal, H., Keleş, M., Erbil, O., 2002, M.E.B.Eğitim Teknolojisi Kılavuzu,Semih Ofset,Ankara.
Bülbül , H.İ. Philosophy of Technology Education,Endüstriyel Sanatlar Eğitim Fakültesi Dergisi. Cilt:1, Sayı:1, Haziran 1994, s.78.
Cengizhan , Cahit , Bilgisayar ve Internet Bağımlılığı , http://mimoza.marmara.edu.tr/~cahit/Yayin/bildiri/inet-tr03/55.doc
Chou ,Chien., Hsiao, Ming-Chun., Internet addiction, usage, gratifcation, and pleasure experience: the Taiwan college students' case, Computers & Education 35 (2000) 65-80
Cleary, A. (1976). Educational Technology, Implications For Early And Special Education, New York: John Wiley.
Collis, B. (1988). Computers, Curriculum, and Whole Class Instruction. Belmont, CA:Wadsworth Publishing Co.
Çelebi Arif Dr., Bağımlı mısınız?, Hekim Forumu ocak - şubat 1999, http://www.istabip.org.tr/hf/hf199.asp, 03 Mayıs 2000.
Çelebi Arif Dr., Bilgisayarın Yarattığı Sağlık Sorunları, Hekim Forumu ocak - şubat 1999, http://www.istabip.org.tr/hf/hf199.asp, 03 Mayıs 2000.
Çelikten, H. (2002). “Okul Müdürlerinin Bilgisayar Kullanma Becerileri”, Milli Eğitim Dergisi, Sayı 155-156
Çelik, V. (1999). Eğitimsel Liderlik, Pegem A yayıncılık, Ankara.
Duman , Ali (2007) , Okullarda Bilişim teknolojisinden Etkili Yararlanmada Okul Yönetimi Açısından Karşılaşılan Sorunlar ,Elazığ , Yüksek Lisans Tezi
Ekinci, Armağan., Aziz Antonius'un Baştan Çıkarılması: Bir Kötü Alışkanlık Olarak İnternet, COGİTO Dergisi Sayısı KIŞ 2002.
Griffiths, M. (1999). Internet Addiction: Fact or Fiction? The Psychologist, 12(5), 246-250. Çeviren: Psk. Kazım Alat, İnternet Bağımlılığı: Gerçek mi? Kurgu mu?, Türk Psikoloji Bülteni ISSN: 1300-7408.
Holmes, Leonard. What is “Normal” Internet Use?, 1997, [http://mentalhealth.miningco.com/mentalhealth/library/weekly/aa100697.htm]
Kearsley, G. (1994). Computers for Educational Administrators: Leadership in the Information Age.Norwood, NJ: Ablex Publishing Corporation.
Kirişoğlu Ö.ElİşindenTeknoloji Eğitimine,Çağdaş EğitiDergisi, Sayı: 201, Temmuz-Ağustos 1994, s. 39.
Köksal , Hayal., İnternet Kullanımı ve Okul Projeleri , http://inet-tr.org.tr/inetconf10/bildiri/82.doc
Laws, K. (2001). “Empavering Principals: Using The Web to Support Continuing Professional Development”, The University of Sydney, (http://slow.ccu.edu.tw/project/Laws.html_Toc449230133 12.07.2006
MEB. Onuncu Millî EğitimŞûrası, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 23-26 Haziran 1981, s. 78-80.
MEB. VIII. Millî Eğitim Şûrası (8Eylül-3 Ekim 1970). Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, s. 131.
(MEB. 2007). (http://sgb.meb.gov.tr/daireler/cari_butce/2007_yili_butce_
raporu.doc, 22.02.2007 tarihinde alınmıştır)
Middlehurst, R. (1999). “New Realities for Leadership and Governance in Higher Education?” Tertiary Education and Management. (Kluwer Academic Publishers, 2000) Vol.5, pp.307-329.
Namlu, A. G., 1998, Bilgisayar, Bilgisayar Destekli Ölçme Ve Değerlendirme, (Edit: Y. Hoşcan) Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Yayınları, No:582, Eskişehir.
Özmen, F. (2002). “Okul Müdürlerinin Yetiştirilmesi – Gelişmiş Ülkelerdeki Uygulamalardan Örnekler”, Yüzyıl Eğitim Yöneticilerinin Yetiştirilmesi Sempozyumu, (16–17 Mayıs 2002), Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları Yayın no:191, 21.
Özmen, F. (2007). “Üniversitelerde Bilgi Yönetimi: Rekabetçi Avantajı Sağlamanın Etkili Yolu”. Değişim Çağında Yükseköğretim-Global Trendler, Paradigmalar, Yönelimler. İzmir: Birleşik Matbaacılık.
Özmenler, Kamil Nahit. http://www.gata.edu.tr/dahilibilimler/ruhsagligi/, Gata Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı web sitesi, Mart 2001.
Sağlam , Fatma (2007) , İlköğretim Okullarında Görev yapan Öğretmenlerin Derslerinde Bilgi Teknolojisi Kaynaklarından Yararlanma Öz-Yeterlilikleri ve Etki Algılarının Değerlendirilmesi , Yüsek Lisans Tezi
Savage, E.N. Determinants of Advanced Technological Content in Technology Education Curriculum in Integrating Advanced Technology into Technology Education, Ed.:M.Hacker, A.Gordon and M.Vries, Springer-Verlag, New York, 1991, p.21.
Stern B.N,Technology Education as a Component of FundamentalEducation:A NationalPerspective in Integrating Advanced Technology into Technology Education,
Ed.:M.Hacker,A. Gordon andM.Vries, Springer-Verlag, New York, 1991.
Turan, S. (2002). “Teknolojinin Okul Yönetiminde Etkin Kullanmada Eğitim Yöneticisinin Rolü”. Eğitim Yönetimi Dergisi,
Uluğ , F. Eğitim Sisteminde Değişime Yapısa Uyum Sorunları 21. Yüzyılda Nasıl Bir Kamu Yönetimi Sempozyumuna Sunulan Bildiri. Uluslararası Yönetim Bilimleri Enstitüsü Türkiye Ulusal Seksiyonu -Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü. 7-9 Mayıs 1997.
Uluğ , Doç.Dr. Feyzi , İlköğretimde Teknoloji Eğitimi , http://yayim.meb.gov.tr/dergiler/146/ulug.htm
Virginia Department of Education. (2001). Technology Enriched
Adminnstrators: Modules for Guiding the Integration of Educational Technology in Education. Virginia: Vries M.The Netherlands as a Case:National Development of Technology Education in The Technology Teacher, Vol. 50, No.7, April 1991, p.5.
Yaşar, Ş., 1998, Bilgisayar, Eğitimde Bilgisayarların Etkili Kullanımı, (Edit: Y.Hoşcan) Anadolu Üniversitesi, Açıköğretim Fakültesi Yayınları, No:582, Eskişehir.
Yılmaz, S., 2004, Yöneticilerin Okullarda Değişim Yönetimini Gerçekleştirebilme Özyeterlikleri, (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul
Yıldız, R., Sünbül,A., M., Koç M., Halis İ., 2004, Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme, Atlas Kitabevi, Konya.
İKİ TEZ VE ÜÇ MAKALE İSİMLERİ
1.Okullarda Bilişim teknolojisinden Etkili Yararlanmada Okul Yönetimi Açısından Karşılaşılan Sorunlar – Ali DUMAN – Elazığ – 2007 – Yüksek Lisans Tezi
2.İlköğretim Okullarında Görev yapan Öğretmenlerin Derslerinde Bilgi Teknolojisi Kaynaklarından Yararlanma Öz-Yeterlilikleri ve Etki Algılarının Değerlendirilmesi – Fatma SAĞLAM – İstanbul – 2007 – Yüsek Lisans Tezi
3. Bilgisayar ve Internet Bağımlılığı – Cahit CENGİZHAN - Makale
4. İlköğretimde Teknoloji Eğitimi - Doç.Dr. Feyzi ULUĞ - Makale
ÖZGEÇMİŞ
Mükerrem KALKAN
KİŞİSEL BİLGİLER
Doğum Tarihi : 10.07.1978
Doğum Yeri : Kelkit / Gümüşhane
Medeni Durumu : Evli
EĞİTİM
Yüksek Lisans : Ahmet Yesevi Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Programı, 2008 -devam ediyor.
Lisans : Atatürk Üniversitesi – Erzincan Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Erzincan, 2002.
Lise : Muammer ve Enver Şahin İmam Hatip Lisesi – Sosyal Bilimler Bölümü, Gümüşhane, 1996.
Ortaokul : Söğütlü Ortaokulu, Gümüşhane, 1992.
İlkokul : Söğütlü İlkokulu, Gümüşhane, 1989.
ÇALIŞTIĞI KURUMLAR
2004 – 2008 : Cumhuriyet İlköğretim Okulu,Kelkit , Gümüşhane - devam ediyor.
2002– 2004 : Fatih İlköğretim Okulu, Sakarya
İLETİŞİM
Mail : mukerremkalkan@hotmail.com
Web: www.mukerremkalkan.com
Gsm: 05354930252
|