AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ
OKUL YÖNETİCİLERİNİN LİDERLİĞİNİ ENGELLEYEN NEDENLER
YÜKSEK LİSANS DÖNEM ÖDEVİ
DANIŞMAN
HAZIRLAYAN
GÜMÜŞHANE Değişen dünyanın değişen şartlarına ayak uyduranlar ayakta kalabilmekte, uyum sorunu çekenler ise çağın gerisinde kalmaktadır. Değişimi özümsemiş kültürler yaşamın nimetlerinden yaralanırken statükoyu savunan toplumlar diğerlerini izlemekten başka bir yol bulamamışlardır. Dünyada toplumlar yaşadıkları tecrübeleri birbirleriyle paylaşarak daha iyiye, daha güzele ulaşmayı arzulamalıdır. En iyi bilgi tecrübe ederek elde edilen bilgidir ama faturası çok ağır olabilmektedir. Eğitim, ekonomi, sosyal ve askeri alanda gelişen teknolojiler ve bilgi birikiminleri paylaşılırsa dünya çok daha iyi noktalara gelebilir.Tabii bunlar temenniler. Güç kimde ise kendini diğer toplumlardan üstün görmeye başlar. Bu güç sınırsız değildir. Devletler de insanlar gibi doğarlar, büyürler ve ölürler. Dolayısıyla sizi tarih yargılayacaktır. İyiye ve kötüye dair ne varsa.
ANAHTAR SÖZCÜKLER: Okul, Lider, Vizyon, Strateji,
İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ……………………………………..……….……………..…II 1.BÜROKRASİ
1.1.Mevzuat bekçiliği Genelde idareciler kendilerine tanınan sınırlar çerçevesinde hareket etmektedir. Mevzuat neyi emrediyorsa onu yapmaya çalışırlar. Yani kendilerine verilen iş ne ise onu doğru yapmaya çalışırlar. Meb tarafından gönderilen görüşlere hiçbir zaman itiraz etmezler. Meb’in savunuculuğunu üstlenirler. Üstün emirlerine riayet ederken altı ezmekten çekinmezler. Ezilen insan gücü eline aldığı zaman kendinden alt statüdeki insanları makamın verdiği güçle ezmeye çalışır. Bunlar aslında çok güçsüzdürler. Zavallıdırlar. Kendinden olmayan güç güç değildir. 1.2.Rutin İşler Yöneticiler prosedür gereği yapması gereken işleri yapmaya çalışırlar. Günümüz yöneticileri günü bile kurtaramamaktadırlar. Geleceği yönetemedikleri için günün peşinde sürüklenirler. Okul içine hapsolmuşlardır. Deve kuşu misali kafalarını kuma gömmüşler, başka hiçbir şeyi görememektedirler. Kabuklarını kırabilseler sonsuz maviliklerle tanışacaklar ve başka dünyaları keşfedebileceklerdir.
2. OKUL İHTİYAÇLARI
Türkiye’de eğitim genelde devlet tarafından sağlanmaktadır. Okullar merkezi sistemle yönetildiği için okullardaki sorunlardan bihaberdir. Merkezi sistemlerin çöktüğü dönemleri geride bırakmamıza rağmen hâlâ meb merkezi sistemle yönetilmektedir. Okullarımız müdürlerin kişisel becerileriyle ayakta tutunmaya çalışılmaktadır. Yatılı okulların kendi ödenekleri olduğu için maddi anlamda buralarda pek sıkıntı yoktur ama gündüzlü okullarda maddi anlamda sıkıntı çoktur. Devlet okul yöneticileriyle velileri karşı karşıya getirmektedir. Ya ödenek ayrılmalı ya da velilerden kısmi de olsa ücret alınmalı. Bu konuda yöneticilerimiz ciddi sıkıntılar yaşamaktadır.
3.ZAMANI YÖNETEMEMELERİ
Shon’a göre başarılı profesyoneller hipotez geliştirmek için kısa bir ara vermek, uygulamak ve sonra sonuçlar üzerinde derinlemesine düşünmek için bir ara vermek biçiminde sürekli döngüler oluşturma yeteneği geliştirmelidir. Schon buna ‚’uygulamada derinlemesine düşünme‚ der. “Ayakta düşünmek„ , paniğe kapılmak‚ ve yaparak öğrenmek gibi deyimler bir şeyi yanlızca yapmayı düşünebileceğimizi değil bir şeyi yaparken de onu yapmayı düşünebileceğimizi gösterir’ der Schon.
4.YETİŞME EKSİKLİĞİ
Türkiye Cumhuriyeti sancılı bir doğumdan sonra meydana gelmiştir. Sancılarda hiç bitmeyecek gibi.Cumhuriyet kurulduktan sonra yapılan yanlışlardan biri geçmişin üzerine sünger çekilmesidir. Dil devrimi gerçekleşirken ara geçiş formülü uygulanmamıştır. Bir gecede her şey altüst olmuştur. Osmanlıdaki saray ve halk arasındaki uçurumla eşdeğerdir.Belki daha da kötü idi. Cumhuriyet döneminde kendi planlarımızı yapmışız. 1940’lardan sonra başkalarının planlarını uygulamaktayız. Okuma yazması bilenler öğretmen oldu bu ülkede. Lise mezunları öğretmen oldu bu ülkede.Baytarı, mühendisi öğretmen oldu bu ülkede.bizi yetiştiren bunlar. Ciddi anlamda yetiştirme sorunu var bu ülkede.Tabii bu bir süreç. Hızla değişecek. Eğitim fakülteleri ile meb okulları arasında ciddi anlamda iletişimsizlik söz konusu. Üniversite eğitimi alan bir öğrenci teori alanında yetişmekte pratikte kendini yetiştirememektedir. Formalite olarak staj görmekte. Belki okullarda ders anlatmadan üniversiteyi bitirmektedir.
5.ÖN YARGILARI
Albert Einstein “ Ön yargıları yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur„ der. Yöneticilerin okul ve çevresinde olabilecek her hangi bir değişikliliğe karşı gelirler. Değişim demek kurulu düzene baş kaldırmak demektir. Yöneticiler kurdukları düzenin değişmesini istememektedir. Çünkü değişim kültürüne yabancıdırlar. Ön yargıları değişmelerini engellemektedir. Yöneticiler istese de istemese de değişime ayak uydurmak zorundadır.Sokrates “Değişmeyen tek şey değişimdir„diyerek aslında evrende her şeyin değiştiğini belirtmiştir. Biz değişim fırtınasında savrulmadan fırtınaya yön vermemiz gerekir. Bu güç bu enerji yönetici olanlarda var olmalı. Yöneticiler seçilirken olumsuz algılarının olup olmadığı değişik yöntemlerle test edilmeli, olumusuz yargılara sahip kişiler yönetici yapılmamamalı.
6.GELENEKSEL YÖNETİM ANLAYIŞI
İnsanlar kendilerinden önce yapılanlar ne ise aynılarını yapma eğilimindedir. Büyüklerin gittikleri yol ne ise aynı güzergahta yürümek isterler. Bu yol tecrübe edilmiş ve riski en az olan yoldur.Hiç bilmediği yolu neden denesin? Neden risk alsın? Risk gelişmeyi çağrıştırdığı kadar tehlikeyi de içinde barındırır. Okul yöneticilerinin çoğu geleneksel yönetim anlayışına sahiptir. Çünkü onların yetişme tarzları buna uygundu. Yeni yetişen nesil onlardan farklı. Yeni kuşaklar yeni anlayışlara sahip olarak mezun olmaktadır. Bana göre köhnemiş zihniyetteki insanların düşüncelerini değiştirmek yerine genç kuşaklara yönetici olmaları için önlerinin açılması gerekmektedir. Bir okul o okulun müdürü kadardır. O zaman objektif kriterleri belli kuralları getirerek bu genç kuşakların önünü açmalıyız. Hayatı boyunca üç beş kitap okuyan ukala müdürler istemiyoruz artık.Yönetici atama yönertmelikleri kevgire çevrilen başka bir ülke var mı acaba? Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanlarında yüksek lisans ve doktora yapanlara yöneticiliği tercih etmeleri halinde öncelik verilmelidir. Burası Türkiye! Acaba biz yeterince samimimiyiz?
7.HİZMETİÇİ EĞİTİMDEN YOKSUNLUK
Türkiye’de çoğu etkinlik formalite olduğu için bu da bir formalite olarak görülüyor. Millet alışverişte görsün anlayışı var. Kimse etkinliğin amacını gerçekleştirme derdinde değil. Merkezi seminerler yerele göre daha ciddi yapılmaktadır. Amaca hizmet etmekte yerel düzeyde açılan seminerler ise iş olsun diye açılmaktadır. Yöneticiler bakanlık seminerlerine gezme ve dinlenme amaçlı katılmaktadır. Amaç bu olunca seminerden ne alabilir. Tabii biz burda niyet ölçücü değiliz. Katılanlardan aldığımız dönütlerden yola çıkarak bu bilgilere ulaşıyoruz. Yerel de ise okul müdürleri zaten katılmadan belge kendilerine sunulur.Çünkü müdürün yeterince işi vardır. Ne iş yapıyorsa…! Okul yöneticileri yaz tatillerinde kendi illerinde seminere alınmalı ve gerekli bilgiler aktarılmalı. Bu etkinlikle yöneticilerin yeni yaklaşımları her yıl takip etme imkanı doğacaktır.
8.STRATEJİK DÜŞÜNEMEME
“Öncelikle, bir roman ya da şirketi tekrar organize etmeye çalışırken, nereye varacağınızı bilmek zorundasınız. Dağcılar tırmanışa dağın en alçak noktasından başlamazlar. Önce nereye gideceklerine bakarlar ve oradan geriye, başlama noktalarına doğru çalışırlar. Siz de bir dağcı gibi, zirveyi bir kez görünce oraya varabileceğiniz çeşitli yolları bulursunuz. Sonra onlarla oynayarak – onları değiştirerek, karşılaştırarak, ters çevirerek ve hayal ederek – bunlardan bir ya da ikisini seçersiniz. İkinci olarak da, bu yolları iyice tartıp onların üzerinde çalışarak ve onları tekrar gözden geçirerek ödülleri, tuzakları ve gizli tehlikeleri de içerecek şekilde bunların bir haritasını çıkarırsınız. Üçüncü olarak, bir haritayı – sanki siz yapmamışsınız gibi – objektif bir gözle inceleyip onun zayıf noktalarını tespit eder, onları ortadan kaldırır veya değiştirirsiniz. Son olarak da bütün bunları bitirdikten sonra, dağa tırmanmak için yola çıkarsınız.„ Gelecek bilimci Alvin Toffler, “Hızla meydana gelen değişimler karşısında iş dünyasında stratejik planlamanın gereksizleştiğine ve önemli olanın esneklik olduğuna dair tuhaf bir düşünce oluştu. Ama unutulmamalı ki kendi stratejisini geliştirmeyen, başka birinin stratejisinin bir parçası haline gelecektir” diyor. Sizin bir planınız yoksa başkalarının planlarına dahil olursunuz.
9.SORUMSUZLUK
Türk eğitim sistemi kimler tarafından dizayn ediliyor. Bu konuda ciddi anlamda şüphe duyuyorum. Sanki gizli bir el bir şeyleri kendi düşüncesine göre şekillendiriyor. Bizi biz yapan değerler gün gibi açıkken ithal kavramlarla insanların beyinleri sulandırılıyor. Bir kültür hazinesine sahip olduğumuz halde hazineyi başka diyarlarda arıyoruz. Cemil Meriç’in şu tespiti bence bizdeki hastalığı ortaya koyuyor.“Ben batıda gezerken doğuyu keşfettim„ der. Biz batının kültürünü alıyoruz almamız gereken batının teknolojisidir. Aile bizde kutsal bir kurumdur. Türk aile yapısına baktığımız zaman öğretilerden biri de çocuklara sorumluluk duygusunun verilmesidir. Siz bir bireye küçükken sorumluluk duygusunu verememişseniz sonradan bu davranışı kazanması çok zordur. Onun için aile ve çocuğun ilk eğitimini aldığı ana sınıflarında bu konuya önem vermeleri gerekmektedir. Yönetici sorumluluk sahibi değilse ona sonradan bir şey kazandıramazsınız. Yasalardan kaynaklanan boşluklar varsa bunları kendi kafasına göre kullanmaktan çekinmez. Çünkü o ahlakla yetişmiştir.
10.SİYASET
Türk Eğitim sisteminin içerisinde siyasi yapılanma fazlasıyla mevcuttur. Bütün yöneticiler siyasi erkin istediği çizgide hareket etmek zorundadır. Yoksa sürgünler kaçınılmaz olur.Kendi yandaşı (uşağı) yanlış da yapsa onu sonuna kadar destekler. Kendisi gibi düşünmeyen insanları silindir gibi ezmek ister. Ne kadar da dik dursanız yaslanacağınız hiç bir dalınız yoktur. Herkes gücün karşısında sessiz kaldığı için size yel değirmenleriyle savaşmaktan başka yol görünmemektedir. Türkiye’de ulusal bir milli politika olmadığı gibi uzun soluklu bir yönetici atama yönetmeliği de çıkarılamamıştır. Her gelen hükümet popülist politikalar uygulamış ve yönetmelikler kevgire çevrilmiştir. Objektif kriterlerin olmadığı yönetmelikler eğitim camiasında huzursuzluğa neden olmaktadır. İnsanlar etiketlenip ona göre muamele yapılmaktadır. Bu ortamda geleceğe yön verecek liderleri yetiştiremezsiniz. Birilerinin payandası olanlar hak etmedikleri makamlara gelmektedir. Vasıfsız bir kişi bile siyasetle uğraşıyorsa çalışan memurların kaderlerini tayin edebilmektedir. Türkiye kendi geleceğini kendisi karartmaktadır. Bir tarafta ehliyetli, liyakatli, vizyon sahibi kişiler dururken sistem kendisine uyabilecek kişileri tercih etmektedir. Hiçbir kimse dürüstlükten bahsedemez. Önce insana insan olduğu için değer vermeliyiz. İnsanlara fikirlerinden dolayı baskı yapmamalıyız. Bence fikir sahibi insanlardan değil fikirsiz insanlardan bu ülkeye en büyük zarar gelir. Çünkü onlar iktidar partisindendir. Kim gelirse gelsin gemileri yüzmektedir.
11.YETERLİ KAYNAKLARIN OLMAMASI
Türkiye’de okulların çoğunun ihtiyaçları devlet tarafından sağlandığı için sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlar karşılanamamaktadır. Tabii ki devlet her Türk vatandaşının temel eğitiminin almasını sağlamalıdır. Bu devletin en asli görevlerindendir.Okullar kendi kaderlerine terk edilmişlerdir. Yöneticiler kendi becerileriyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Okullardaki en önemli sorunlardan birisi okulların bir bütçelerinin olmayışı. Yatılı okullarda ödenek var ama gündüzlü okullarda böyle bir durum söz konusu değil. Okullar sıkıştığı yerde veliye başvurmakta veli de buna destek vermemektedir. Yöneticiler dilenci gibi para toplayarak kurumu idere etmektedirler. Etkisiz yetki verilmektedir. Etki olabilmesi için ekonomik anlamda okullarımız güçlü olmak zorundadır. Eğer devlet maddi anlamda sıkıntı çekiyorsa velileri de eğitimin içine çekmelidir. Her şey devlet tarafından karşılandığı zaman ilgisiz olan veli daha da okuldan uzaklaşmaktadır. Dershanelere milyarlarca verilen paraların hesabı sorulmazken okula verdiği üç beş liranın hesabını sormaktadır. Benim önerim velilerin okullarına sahip çıkmaları her konuda okulu desteklemeleri, öğrencilere ders verilecekse de kendi öğretmenleri tarafından verilmeli. Dershaneler neden çıkmıştır. Bunlar sistemin gayri meşru çocuklarıdır. Veliler gayri meşru çocuğa gösterdikleri ilgiyi öz çocuklarına gösterseler çok şey değişecektir.
12.YETİŞTİĞİ ÇEVRENİN OLUMSUZ ETKİLERİ
Yönetici yetiştiği çevrede olumsuz algılar bırakmışsa bu algılar yöneticinin yakasını bırakmaz. Toplumun önyargıları yöneticinin önünde bir set olur.Bu seti aşmak yönetici için büyük sıkıntıdır.
13.YETKİYİ PAYLAŞMAMA
’’Bir vizyon, sizinle ben aynı resme sahipsek ve bu resmi her birimizin tek başına değil de, ikimizin bir arada edinmesi düşüncesine bağlıysak, ancak gerçekten paylaşılmış olur.İnsanlar bir vizyonu gerçekten paylaşıyorlarsa, ortak bir özlemle birbirlerine bağlıdırlar.Paylaşılan vizyonlar güçlerini ortaklaşa bir dert edinmeden alırlar. Gerçekten, insanların paylaşılan vizyon oluşturma çabasının nedenlerinden birinin önemli bir girişimde birbirlerine bağlanma arzuları olduğuna inanma durumundayız.’’ ( Senge , P.M. , 2007)
14.VİZYON EKSİKLİĞİ
15.BİLGİYİ ÜRETEMEME
Bilgi yüzyıllardan beri önemini yitirmemiştir. Güzel bir söz vardır:’’Bilgi güçtür, onu kullanmak maharettir.’’ Önce bilgiye sahip olacaksınız sonra bu bilgiyi işleyip kullanacak potansiyeli harekete geçireceksiniz. Okullarda üretimden söz edemeyiz çoğunlukla tüketen okullara sahibiz. Hazır bilgiyi olduğu gibi alan ve onu etkili kullanmayan bir okul ile karşı karşıyayız. Yöneticide bilgi yok olsa da onu kullanacak maharet yok. Yöneticilerimiz bir durumla karşılaştıkları zaman onu üst makama sorarlar. Belki biraz interneti karıştırsalar istediği bilgiye ulaşacaklar. Ama o kültür olmadığı için hep hazıra konuyoruz. Kurumun hafızasına kaydedilecek bilgiler yeri geldikçe geri çağrılıp kullanılabilir.Öğrencilerin davranışları, başarıları, öğretmenlerin tecrübeleri,yöneticilerin görüşleri veri tabanına kaydedilmeli ve bu bilgiler kullanılmalı. Öğrenciler sürekli öğrenen ve bilgiyi üreten olmalıdır.
16.KAPASİTE SORUNU
Okullarımızın kapasiteleri olması gerekenin en alt düzeyindedir. Dar imkanlarla idare edilmeye çalışılan okullar en üst kapasiteyle çalıştırılmalıdır. İmkanları seferber edecek olan da yöneticilerdir. Liderler kapasiteyi en üst düzeyde kullanırlar. Yeni alternatifler sunarlar ve bu alternatifleri hayata geçirirler.
17.HEDEFSİZLİK
Kurumlar bulunduğu ülkenin genel hedefleri doğrultusunda kendi hedefini belirlemeli.Türkiye’de uzun vadeli hedefler maalesef yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı önderliğinde yapılan Milli Eğitim Şuralarının kararları çok sonra uygulanma imkanı bulmaktadır. DPT uzun vadeli, elli yıl – yüz yıl gibi hedefler koyamamaktadır.Kurumların seçtiği hedefler ulusal hedeflere uygun olmalıdır. Örgüt kendi ulusal yapısına uygun ve yerel özellikleri de göz ardı etmeyerek kendi hedefini belirlemeli. Bütün planlarını ona göre yapmalı.
18.İNANÇSIZLIK
Yöneticiler değişimin önündeki en büyük engeller oldukları için bir şeylerin değişebileceği inancına sahip değildirler.İnamak başarmak demektir. İnanan insan hedefine er ya da geç ulaşır. Kurumunuzu gelecekte nasıl görmek istiyorsanız o düşünceyi gerçekleştirecek inanca sahip olmanız gerekir. Yaptığınız işin doğruluğuna inanmıyorsanız o işi bırakınız. Ülkemizde doğru bir yönlendirme olmadığı için insanlar istedikleri meslekleri seçememektedirler. Kurum kültürünü özümseyecek bireyler bir arada olursa bir şeyler başarılabilir.
19.İLETİŞİMSİZLİK “Okul müdürü, bir iletişimcidir. İletişim, okulda öğretmenler ve öğrenciler arasında anlamı ortak hale getirme, mükemmelliğe dayalı bir okul inşasının aracıdır. Okuldaki anlamı ortak hale getirme sürecini müdür dil ile inşa eder . Okul müdürü, öğretmenlerle öğrenci başarısı hakkında görüş alışverişi hakkında bulunur. Öğretim kadrosunun performansını yargılamada açık ve tarafsız ölçütler kullanır. Okulun ne olması gerektiği hakkında açık bir vizyon ortaya koyar. Öğretimle ilgili durumlarda okul kadrosuyla açık iletişide bulunur. Öğretmenlere öğrenci performansı hakkında sık geri bildirimlerde bulunur. Bütün bunları yaparken çift yönlü diyaloga dayalı bir dil kullanır.( Açıkalın A.,Şişman M. , Turan S. , 2007)
20.ÖRGÜTSEL EYLEMİ GERÇEKLEŞTİREMEME
21.KÜRESELLEŞMEYİ YANLIŞ ANLAMA
Gelişmiş ülkelerdeki küreselleşme kavramı geri kalmış ülkelerdeki küreselleşme kavramları arasında anlam baklımından büyük farklar vardır. Gelişmiş ülkeler küreselleşmeyi kendi lehlerine kullanırken gelişmemiş ülkeler bundan ıstırap duymaktadır. Hammadeyi fakir ülkelerden alıp işleyerek tekrar bu ülkelere pazarlamaktadırlar.
22.İNFORMASYONAL DÜŞÜNME EKSİKLİĞİ
Yöneticiler kanun ve yönetmeliklerde ne yazılı ise o ölçülerde örgüt içini dizayn ederler. İlişkiler formal düzeyde gerçekleştirilir. Ama formal ilişkilerden daha çok informal ilişkiler örgüt içi letişimi canlı tutar. Örgüt üyeleri arasında samimiyet ne kadar güçlü olursa örgütün başarısı o kadar güçlü olur. Yöneticilerimiz informal düşünmeyi öğrenmelidir.
23.TKY EKSİKLİĞİ
“TKY , temelde bazı belirsizlikler taşımaktadır. Bir yandan yönetim , çalışanlardan adanma ve iş birliği bekler, bir yandan da işi süreci üzerindeki kontrolünü artırır. Bu ikincisi TKY’nin köşe taşıdır. TKY’nin lehinde olanlar onu yaralı, yarışmacılığı teşvik edici plduğu; sorumluluğu, gerçekten işi yapanlara aktarmak suretiyle güçlendirdiği görüşündedir. Doğaldır ki artan sorumluluk çalışanlarda gurur, iş doyumu ve daha iyi iş yapmayı sağlayacaktır. Buna karşılık TKY’yi eleştirenler özellikle de yönetsel kontrolün daha da daraltılması nedeniyle değişkenliği azalttığını savunurlar. Ancak esneklik, iş yoğunluğu ile; kalite, artan kontrolle, takım çalışması ise eş çalışanların yakın gözcülüğü ile sağlanır.„ (Özden , Y. , vd. , 2005)
24.ÖDÜL VE CEZA SİSTEMİNİN ETKİN VE ADİL İŞLETİLEMEMESİ
Objektif kriterlere göre belirlenmiş bir ödül ve ceza sisteminin olmayışı ödül ve cezanın keyfi olarak verilmesine neden olmaktadır. Ödülü alanlar verimli çalışanlar değil idareye yakın (yalakalık edenler) duranlardır. Tüm yöneticileri suçlamak doğru olmaz ama genelinde tablo maalesef böyledir. Burada okul yöneticisi öncelikle ödül kriterlerini personeli ve tüm kurumu ile belirlemeli, velilerin de bu konuda katkı da bulunmalarını sağlamalıdır. İlkeli bir ödül sistemine kimse itiraz etmeyecektir. Böyle bir uygulama kurum çalışanlarınının performansını artıracağı gibi veliler işin içine dahil edilerek öğrenci başarısı sağlanacaktır..
25.ÖĞRETMENE VE ÖĞRENCİYE DÖNÜK SOSYAL FAALİYET YOKSUNLUĞU
Okullar bürokrasinin dişlileri arasında ezilmektedir. Emir-komuta zinciri her kademeyi sarmıştır. Yöneticilere yetkisiz sorumluluk verilmektedir. Yönetici yetkiye sahip olmadığı işler formaliteden ibaret kalmaktadır. Yetki olmayınca yönetici günü birlik işlerle zamanını geçirmektedir. Öğretmen veya öğrenciyi düşünmemektedir. O sadece günü kurtarmanın hesabını yapmaktadır. Öğretmenlerin derse girip girmediklerini takip ederler bundan başka da bir düşünceleri yoktur. Okulda bir faaliyetin yapılması demek düzeni bozmak demektir. Gelenekesel anlayıştan geldikleri için büyüklerinden gördüklerini aynen uygulamak isterler. Başka bir şeyi tecrübe etmeye gerek yoktur.
26.ADİL OLMAYIŞLARI
Yönetici Yönetmeliği adil kritelere sahip olmadığı için yönetici adayları yönetici olabilmek için siyasilere gebe kalmaktadırlar. Hak etmeden makama geldiği için yönettiği insanlara adil davranması beklenemez. Kendisine yakın olanlara farklı davranırlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere ise makamın verdiği güçle ezmeye çalışmaktadırlar. Aslında bu tip yöneticiler çok güçsüzlerdir. Gücü makamdan aldıkları için makam ellerinden gittiği zaman yanlarında hiçbir kimseyi bulamazlar.Sizin gücünüz kendinize ait olmalı . Gücünüzü kendinizden alıyorsanız gelecekle ilgili vizyon çizerek insanları daha kolay etkileyebilirsiniz. Kısaca sistem adil olmadığı için adil yöneticilerin olmasını beklemek safdillik olur.
27.KENDİLERİNİ YENİLEMEMELERİ
“Kaplan ise “ Ben , buna bir bileşen daha eklemek isterim: Bu da deneyimlemeye duyulan iştahtır; karşı iştahlarını ilave etmek isterim çünkü bazı insanlar deneyimlerden kaçar ve bu yüzden de öğrenemezler. Yeni ve potansiyel olarak tam oturmamış şeyleri emmeye karşı bir iştahınız olmadıkça , öğrenemezsiniz…Bu kısmen mizaçla ilgilidir. Bir çeşit korkusuzluk , iyimserlik ve güven karışımıdır ve hatalardan korkmazsınız.”(Bennis , W. , 2003)
KAYNAKLAR
Açıkalın A.,Şişman M. , Turan S. , 2007 , Bir İnsan Olarak Okul Müdürü , Pegem Yayıncılık ,Ankara Bennis , W. , 2003 ,Bir Lider Olabilmek , Çeviren :Utku Teksöz , Sistem Yayıncılık , İstanbul Çelik , V. 2002 , Okul Kültürü ve Yönetimi , Pegem Yayıncılık , Ankara Özden , Y. vd. 2005 , Eğitim ve Okul Yöneticiliği ,Pegem Yayıncılık , Ankara
ÖZGEÇMİŞ
Mükerrem KALKAN KİŞİSEL BİLGİLER
Doğum Tarihi : 10.07.1978 EĞİTİM Yüksek Lisans : Ahmet Yesevi Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Programı, 2008 -devam ediyor. ÇALIŞTIĞI KURUMLAR 2004 – 2008 : Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Kelkit, Gümüşhane - devam ediyor. İLETİŞİM Mail : mukerremkalkan@hotmail.com
|