AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ
UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ
EĞİTİM YÖNETİMİ VE DENETİMİ
YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

 

 

OKUL YÖNETİCİLERİNİN LİDERLİĞİNİ ENGELLEYEN NEDENLER

 

 

 

YÜKSEK LİSANS DÖNEM ÖDEVİ
(EĞİTİM VE OKUL YÖNETİMİ)

 

 

 DANIŞMAN                     
Dr.Mustafa FARSAKOĞLU  

 

 

  HAZIRLAYAN
  Mükerrem KALKAN

 

GÜMÜŞHANE
MAYIS 2008
ÖN SÖZ

Değişen dünyanın değişen şartlarına ayak uyduranlar ayakta kalabilmekte,  uyum sorunu çekenler ise  çağın gerisinde kalmaktadır. Değişimi özümsemiş kültürler yaşamın nimetlerinden yaralanırken statükoyu savunan toplumlar diğerlerini  izlemekten başka bir yol bulamamışlardır. Dünyada toplumlar yaşadıkları tecrübeleri birbirleriyle paylaşarak daha iyiye, daha güzele ulaşmayı arzulamalıdır. En iyi bilgi tecrübe ederek elde edilen bilgidir ama faturası çok ağır olabilmektedir. Eğitim, ekonomi, sosyal ve askeri alanda gelişen teknolojiler ve bilgi birikiminleri  paylaşılırsa dünya çok daha iyi noktalara gelebilir.Tabii bunlar temenniler. Güç kimde ise kendini diğer toplumlardan üstün görmeye başlar. Bu güç sınırsız değildir. Devletler de insanlar gibi doğarlar, büyürler ve ölürler. Dolayısıyla sizi tarih yargılayacaktır. İyiye  ve kötüye dair ne varsa.
Türk tarihi sayısız güzel örneklerle doludur. Ama hep geçmişi yâd etmekle bir yere varılmaz. Geleceği tasarlamalıyız. Gelecekte biz nerde olmak istiyoruz? Bu sorunun cevabını verecek olan yöneticilerdir. Toplumların kaderlerini çizenler onlardır.Yöneticiler kariyer, liyakat  esaslarına göre belirlenmelidir. Ehil olmayanları işin başına getiriseniz geleceği planlamak bir yana  kurulu düzeni de mahvederler. Eğitim bir ülkenin asla ihmal etmemesi gereken bir alandır. Bir yerde ülkenin  sigortasıdır. Milli Eğitimdeki bütün yöneticilerin seçim kriteleri gelen hükümetlerce değiştirildiği için uzun vadeli stratejiler hayata geçirilememektedir. Kadrolaşma anlayışı eğitim sistemini felce uğratmaktadır. Benim adamım anlayışı egemen olduğu için iş ehline verilememektedir.
Bu ülkenin insanlarını dışlayan hiçbir görüşe katılmamamız gerekir. Çünkü bugün benim adamım dediğin yarın farklı oluşumların içinde yer alabilir. Böyleleri rüzgara göre yön tayin etmekte rüzgar nerden eserse o tarafa yatmaktadır. Yönetici atamalarını insanlara bırakırsanız adam kayırmacılığı  alıp başını gider. Sistem uzun soluklu bir yönetmelik çıkararak  rahatlatılabilir. Geleceğimizin teminatı çocuklarımızı yetiştiren kurumların  başına o işi en iyi yapabilecek kişiler atanmalıdır.
Lider kavramını eğitim sistemimize oturtabilmemiz için genç öğretmenlerin önünün açılması gerekmektedir. Eski anlayışla yetişmiş bir  öğretmene liderlik özelliklerini kazandıramazsınız. Liderlik doğuştan gelen bir takım özelliklerin etkisi inkar edilemez ama sonradan da çok şey öğrenilebilir. Yani liderlik öğrenilebilir. Ama herkesin lider olmasını beklemek aptallık olur.
Türkiyeyi yarınlara taşıyacak kadrolar objektif kritelere göre belirlenmiş sınav ve kariyer, liyakata göre belirlenmeli. Okumayan, düşünmeyen, yeniliğe kapalı, vizyonsuz, iletişim kuramayan yöneticileri bir kenara bırakıp okuyan, düşünen, proje üreten, bilgi üreten  ve kullanabilen, vizyon sahibi, stratejik düşünebilen, kararlı, adil, örgüt kültürüne sahip, ön yargısız, zamanı yöneten, sorumlu  yöneticileri okulların yönetimine getirmeliyiz. Değişim bir yerden başlamalı. Nerden başlamalı. Bana göre işe yöneticilerden başlamalı, öğretmen, öğrenci, veli, çevre devam etmeli. Yönetici değişime kapalıysa yapacak pek bir şey yoktur. Bu düşüncelerim gerçekleşirse  Türkiye  aydınlık yarınlara umutla  bakacaktır. Türkiye’nin  umudunu kaybetmemesi dileğiyle…

 

ANAHTAR SÖZCÜKLER: Okul, Lider, Vizyon, Strateji,
İletişim, Örgüt, Bürokrasi, Zaman, Ön yargı

 

İÇİNDEKİLER

 

ÖNSÖZ……………………………………..……….……………..…II
ANAHTAR SÖZCÜKLER………………………………….………III
1.Bürokrasi………………………………………………..…………4
1.1.Mevzuat bekçiliği………………………………………………4
1.2.Rutin İşler……………………………………………....………4
2.Okul İhtiyaçları……………………………………………..……4
3.Zamanı Yönetememeleri…………………………………..…….5
4.Yetişme Eksikliği…………………………………………..…….5
5. Ön Yargıları…………………………………………………...…6
6.Geleneksel Yönetim Anlayışı……………………………..……6
7.Hizmetiçi Eğitimden Yoksunluk……………………………….7.
8.Stratejik Düşünememe……………………………………..……7
9.Sorumsuzluk…………………………………….………….…….8
10.Siyaset……………………………………………………….…..9
11.Yeterli Kaynakların Olmaması………………………………10
12.Yetiştiği Çevrenin Olumsuz Etkileri…………………….…10
13.Yetkiyi Paylaşmama…………………………………………  10 
14.Vizyon Eksikliği……………………………………………....11
15.Bilgiyi Üretememe………………………………………….…12
16.KapasiteSorunu……………………………………………..…12
17.Hedefsizlik……………………………………………….…….13
18.İnançsızlık……………………………………….…………..…13
19.İletişimsizlik………………………...…………..………..….13
20.Örgütsel Eylemi gerçekleştirememe……………………..…14
21Küreselleşmeyi Yanlış Anlama………………………………15
22.İnformasyonal Düşünme Eksikliği……………………….…15
23.TKY Eksikliği…………………………………………………..15
24Ödül ve Ceza Sisteminin Etkin ve Adil İşletilememesi…..16
25.Öğretmene ve Öğrenciye Dönük Sosyal Faaliyet Yoksunluğu…………………………………..…………………..…16
26.Adil olmayışları………………………………………..….…..16
27.Kendini Yenilememeleri……………………..…………….…17
Kaynaklar………………………………………………………..….17
Özgeçmiş………………………………………………………..….18
.

1.BÜROKRASİ

 

1.1.Mevzuat bekçiliği

Genelde idareciler kendilerine tanınan sınırlar çerçevesinde hareket etmektedir. Mevzuat neyi emrediyorsa onu yapmaya çalışırlar. Yani kendilerine verilen iş ne ise onu doğru yapmaya çalışırlar. Meb tarafından gönderilen görüşlere hiçbir zaman itiraz etmezler. Meb’in savunuculuğunu üstlenirler. Üstün emirlerine riayet ederken altı ezmekten çekinmezler. Ezilen insan gücü eline aldığı zaman kendinden alt statüdeki insanları makamın verdiği güçle ezmeye çalışır. Bunlar aslında  çok güçsüzdürler. Zavallıdırlar. Kendinden olmayan güç güç değildir.

1.2.Rutin İşler

Yöneticiler prosedür gereği yapması gereken işleri yapmaya çalışırlar. Günümüz yöneticileri günü bile kurtaramamaktadırlar. Geleceği yönetemedikleri için günün peşinde sürüklenirler. Okul içine hapsolmuşlardır. Deve kuşu misali kafalarını kuma gömmüşler, başka hiçbir şeyi görememektedirler. Kabuklarını kırabilseler sonsuz maviliklerle tanışacaklar ve başka dünyaları keşfedebileceklerdir.

 

2. OKUL İHTİYAÇLARI

 

Türkiye’de eğitim genelde devlet tarafından sağlanmaktadır. Okullar  merkezi sistemle yönetildiği için okullardaki sorunlardan bihaberdir. Merkezi sistemlerin çöktüğü  dönemleri geride bırakmamıza rağmen hâlâ meb merkezi sistemle yönetilmektedir. Okullarımız müdürlerin kişisel becerileriyle ayakta tutunmaya çalışılmaktadır. Yatılı okulların kendi ödenekleri olduğu için maddi anlamda buralarda pek sıkıntı yoktur ama gündüzlü okullarda maddi anlamda sıkıntı çoktur. Devlet okul yöneticileriyle velileri karşı karşıya getirmektedir. Ya ödenek ayrılmalı ya da velilerden kısmi de olsa ücret alınmalı. Bu konuda yöneticilerimiz ciddi sıkıntılar yaşamaktadır.

 

3.ZAMANI YÖNETEMEMELERİ

 

Shon’a göre başarılı profesyoneller hipotez geliştirmek için kısa bir ara vermek, uygulamak ve sonra sonuçlar üzerinde derinlemesine düşünmek için bir ara vermek biçiminde sürekli döngüler oluşturma yeteneği geliştirmelidir. Schon buna  ‚’uygulamada derinlemesine düşünme‚ der.  “Ayakta düşünmek„ ,  paniğe kapılmak‚  ve yaparak öğrenmek gibi deyimler bir şeyi yanlızca yapmayı düşünebileceğimizi değil bir şeyi yaparken de onu yapmayı düşünebileceğimizi gösterir’ der Schon.
Çoğumuzun yaptığımız işin doğasına dair görüşlerimiz, etkinliğin iyi olduğu, bir yöneticinin işinin her şeyi hareket halinde tutmak olduğu yönündedir.
Hanover’den Bill O’brien buna ‚prangalı mahkumlar’ tipi yöneticilik diyor. Yöneticilerinin çoğu kendilerini prangalı mahkumların patronu olarak görmekte. ’Patronun hızı takımın hızını belirler.’Zaman yönetimi emirle değil örnekle ortaya koyulur. O’Brien basit bir biçimde kısa toplantılar düzenlemez. ’Bir saat bile almayacak bir konuysa benim gündemimde yer almaz’der. Bu organizasyonlarda  az deneyimli kişiler tecrübe kazanacaktır. Kıdemli kişiler ise düşünce ve deneyimini arttıracaktır.‚“On iki tane karar alırsam, benim için büyük bir yıl sayılır„ diye ekliyor O’Brien. Karar alma ve bunları uygulama organize bir şekilde son bulur.
Yöneticilerin öğrenme süreçlerini derinlemesine düşünmeye modellemeye ve tasarlamaya ne kadar fazla zaman ayırdığını kimse bilememez. Ed Simon yönetici kadrosundan  %25’ni  ‘organizasyonel mimarinin  çalışmasını öğrenmeye adamalarını istemiş. Tüm yöneticiler için yararlı olabilecek bir başlangıç noktası düşünmeye ayırdıkları zamandır.

 

4.YETİŞME EKSİKLİĞİ

 

Türkiye Cumhuriyeti sancılı bir doğumdan sonra meydana gelmiştir. Sancılarda hiç bitmeyecek gibi.Cumhuriyet kurulduktan sonra yapılan yanlışlardan biri geçmişin üzerine sünger çekilmesidir. Dil devrimi gerçekleşirken ara geçiş formülü uygulanmamıştır. Bir gecede her şey altüst olmuştur. Osmanlıdaki saray ve halk arasındaki uçurumla eşdeğerdir.Belki daha da kötü idi. Cumhuriyet döneminde kendi planlarımızı yapmışız. 1940’lardan sonra başkalarının planlarını uygulamaktayız. Okuma yazması bilenler öğretmen oldu bu ülkede. Lise mezunları öğretmen oldu bu ülkede.Baytarı, mühendisi öğretmen oldu bu ülkede.bizi yetiştiren bunlar. Ciddi anlamda yetiştirme sorunu var bu ülkede.Tabii bu bir süreç. Hızla değişecek. Eğitim fakülteleri ile meb okulları arasında ciddi anlamda iletişimsizlik söz konusu. Üniversite eğitimi alan bir öğrenci  teori alanında yetişmekte pratikte kendini yetiştirememektedir. Formalite olarak staj görmekte. Belki okullarda ders anlatmadan üniversiteyi bitirmektedir.

 

5.ÖN YARGILARI

 

Albert Einstein “ Ön yargıları yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur„ der. Yöneticilerin okul  ve çevresinde olabilecek her hangi bir değişikliliğe karşı gelirler. Değişim demek kurulu düzene baş kaldırmak demektir. Yöneticiler kurdukları düzenin değişmesini istememektedir. Çünkü değişim kültürüne yabancıdırlar. Ön yargıları değişmelerini engellemektedir. Yöneticiler istese de istemese de değişime ayak uydurmak zorundadır.Sokrates “Değişmeyen tek şey değişimdir„diyerek aslında evrende  her şeyin değiştiğini belirtmiştir. Biz değişim fırtınasında savrulmadan fırtınaya yön vermemiz gerekir. Bu güç bu enerji yönetici olanlarda var olmalı. Yöneticiler seçilirken olumsuz algılarının olup olmadığı değişik yöntemlerle test edilmeli, olumusuz yargılara sahip kişiler yönetici yapılmamamalı.

 

6.GELENEKSEL YÖNETİM ANLAYIŞI

 

İnsanlar kendilerinden önce yapılanlar ne ise aynılarını yapma eğilimindedir. Büyüklerin gittikleri yol ne ise aynı güzergahta yürümek isterler. Bu yol tecrübe edilmiş ve riski en az olan yoldur.Hiç bilmediği yolu neden denesin? Neden risk alsın? Risk gelişmeyi çağrıştırdığı kadar tehlikeyi de içinde barındırır. Okul yöneticilerinin çoğu geleneksel yönetim anlayışına sahiptir. Çünkü onların yetişme tarzları buna uygundu. Yeni yetişen nesil onlardan farklı. Yeni kuşaklar yeni anlayışlara sahip olarak mezun olmaktadır. Bana göre köhnemiş zihniyetteki insanların düşüncelerini değiştirmek yerine genç kuşaklara yönetici olmaları için önlerinin açılması gerekmektedir. Bir okul o okulun müdürü kadardır. O zaman objektif kriterleri belli kuralları getirerek bu genç kuşakların önünü açmalıyız. Hayatı boyunca üç beş kitap okuyan ukala müdürler istemiyoruz artık.Yönetici atama yönertmelikleri kevgire çevrilen başka bir ülke var mı acaba? Eğitim Yönetimi ve Denetimi alanlarında yüksek lisans ve doktora yapanlara yöneticiliği tercih etmeleri halinde öncelik verilmelidir. Burası Türkiye!  Acaba biz yeterince samimimiyiz?

 

7.HİZMETİÇİ EĞİTİMDEN YOKSUNLUK

 

Türkiye’de çoğu etkinlik formalite olduğu için bu da bir formalite olarak görülüyor. Millet alışverişte görsün anlayışı var. Kimse etkinliğin amacını gerçekleştirme derdinde değil. Merkezi seminerler yerele göre daha ciddi yapılmaktadır. Amaca hizmet etmekte yerel düzeyde açılan seminerler ise iş olsun diye açılmaktadır. Yöneticiler bakanlık seminerlerine gezme ve dinlenme  amaçlı katılmaktadır. Amaç bu olunca seminerden ne alabilir. Tabii biz burda niyet ölçücü değiliz. Katılanlardan aldığımız dönütlerden yola çıkarak bu bilgilere ulaşıyoruz. Yerel de ise okul müdürleri zaten katılmadan belge kendilerine sunulur.Çünkü müdürün yeterince işi vardır. Ne iş yapıyorsa…! Okul yöneticileri yaz tatillerinde kendi illerinde seminere alınmalı ve gerekli bilgiler aktarılmalı. Bu etkinlikle  yöneticilerin yeni yaklaşımları her yıl takip etme imkanı doğacaktır.

 

8.STRATEJİK DÜŞÜNEMEME

 

“Öncelikle, bir roman ya da şirketi tekrar organize etmeye çalışırken, nereye varacağınızı bilmek zorundasınız. Dağcılar tırmanışa dağın en alçak noktasından başlamazlar. Önce nereye gideceklerine bakarlar ve oradan geriye, başlama noktalarına doğru çalışırlar. Siz de bir dağcı gibi, zirveyi bir kez görünce oraya varabileceğiniz çeşitli yolları bulursunuz. Sonra onlarla oynayarak – onları değiştirerek, karşılaştırarak, ters çevirerek ve hayal ederek – bunlardan bir ya da ikisini seçersiniz. İkinci olarak da, bu yolları iyice tartıp onların üzerinde çalışarak ve onları tekrar gözden geçirerek ödülleri, tuzakları ve gizli tehlikeleri de içerecek şekilde bunların bir haritasını çıkarırsınız. Üçüncü olarak, bir haritayı – sanki siz yapmamışsınız gibi – objektif bir gözle inceleyip onun zayıf noktalarını tespit eder, onları ortadan kaldırır veya değiştirirsiniz. Son olarak da bütün bunları bitirdikten sonra, dağa tırmanmak için yola çıkarsınız.„

Gelecek bilimci Alvin Toffler, “Hızla meydana gelen değişimler karşısında iş dünyasında stratejik planlamanın gereksizleştiğine ve önemli olanın esneklik olduğuna dair tuhaf bir düşünce oluştu. Ama unutulmamalı ki kendi stratejisini geliştirmeyen, başka birinin stratejisinin bir parçası haline gelecektir” diyor. Sizin  bir planınız yoksa başkalarının planlarına dahil olursunuz.
Strateji TDK’nın sözlüğünde “Bir ulusun veya uluslar topluluğunun, barış ve savaşta benimsenen politikalara destek vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatı, sevkülceyş.„ olarak geçer. Ülke kendi stratejisi belirlemeli. Kurumlar da bu ana streteji altında kendi stratejilerini tayin etmeli. Okul açısından bakarsak okul kendi stratejisini belirlerken kendi bulunduğu bölge şartlarına göre yön çizmeli. Ortaya sunulan görüşler uygulanabilir olmalı. Bugün okullarımıza baktığımız zaman günü kurtarmanın peşindeler. Geleceği tasarlamak, kurgulamak kimsenin aklında değil. Önce ulusal bir milli eğitim politikası belirlenmeli. Türkiye’nin 50 yılı 100 yılı planlanlamalı. Maalesef  böyle bir planlamadan söz etmek mümkün değildir? Türkiye’yi bizden birileri mi yönetiyor diye sormadan edemiyoruz. Bizim bir stratejimiz olmadığına göre kimin stratejisini uyguluyoruz. Bu soruya cevap verecek birileri çıkar mı? Sorunun içinde cevabı saklı bence.

 

9.SORUMSUZLUK

 

Türk eğitim sistemi kimler tarafından dizayn ediliyor. Bu konuda ciddi  anlamda şüphe duyuyorum. Sanki gizli bir el bir  şeyleri kendi düşüncesine göre şekillendiriyor. Bizi biz yapan değerler gün gibi açıkken ithal kavramlarla insanların beyinleri sulandırılıyor. Bir kültür hazinesine sahip olduğumuz halde hazineyi başka diyarlarda arıyoruz. Cemil Meriç’in şu tespiti bence bizdeki hastalığı ortaya koyuyor.“Ben batıda gezerken doğuyu keşfettim„ der. Biz batının kültürünü alıyoruz almamız gereken batının teknolojisidir. Aile bizde kutsal bir kurumdur. Türk aile yapısına baktığımız zaman öğretilerden biri de çocuklara sorumluluk duygusunun verilmesidir. Siz bir bireye  küçükken sorumluluk duygusunu verememişseniz sonradan bu davranışı kazanması çok zordur. Onun için aile ve çocuğun ilk eğitimini aldığı ana sınıflarında bu konuya önem vermeleri gerekmektedir. Yönetici sorumluluk sahibi değilse ona sonradan bir şey kazandıramazsınız. Yasalardan kaynaklanan boşluklar varsa bunları kendi kafasına göre kullanmaktan çekinmez. Çünkü o ahlakla yetişmiştir.

 

10.SİYASET

 

Türk Eğitim sisteminin içerisinde siyasi yapılanma fazlasıyla mevcuttur. Bütün yöneticiler siyasi erkin istediği çizgide hareket etmek zorundadır. Yoksa sürgünler kaçınılmaz olur.Kendi yandaşı (uşağı) yanlış da yapsa onu sonuna kadar destekler. Kendisi gibi düşünmeyen insanları silindir gibi ezmek ister. Ne kadar da dik dursanız yaslanacağınız hiç bir dalınız yoktur. Herkes gücün karşısında sessiz kaldığı için size yel değirmenleriyle savaşmaktan başka yol görünmemektedir. Türkiye’de ulusal bir milli politika olmadığı gibi uzun soluklu bir yönetici atama yönetmeliği de çıkarılamamıştır. Her gelen hükümet popülist politikalar uygulamış ve yönetmelikler  kevgire çevrilmiştir. Objektif kriterlerin olmadığı yönetmelikler eğitim camiasında huzursuzluğa neden olmaktadır. İnsanlar etiketlenip ona göre muamele yapılmaktadır. Bu ortamda geleceğe yön verecek liderleri yetiştiremezsiniz. Birilerinin payandası olanlar hak etmedikleri makamlara gelmektedir. Vasıfsız bir kişi bile siyasetle uğraşıyorsa çalışan memurların kaderlerini tayin edebilmektedir. Türkiye kendi geleceğini kendisi karartmaktadır. Bir tarafta ehliyetli, liyakatli, vizyon sahibi kişiler dururken sistem kendisine uyabilecek kişileri tercih etmektedir. Hiçbir kimse dürüstlükten bahsedemez. Önce insana insan olduğu için değer vermeliyiz. İnsanlara fikirlerinden dolayı baskı yapmamalıyız. Bence fikir sahibi insanlardan değil fikirsiz insanlardan bu ülkeye en büyük zarar gelir. Çünkü onlar iktidar partisindendir. Kim gelirse gelsin gemileri yüzmektedir.
 Biz sistemleri hep başkalarından almaktayız. Tarihe yön veren bizler kendi kaderini belirleyememektedir. Siyaset ya eğitimden elini çekecek ya da muhatabı olan eğitimcilere siyaset yapma hakkını verecektir. Her şeyde Avrupa diyenler haklar konusunda niye Avrupayı örnek almamaktadır. Siyasetçiler işlerine geldiği gibi davranmakta. İşçilere tanınan haklar memurlara da tanınmalıdır. O zaman herkes attığı adıma dikkat edecektir.

 

 

 

 

 

11.YETERLİ KAYNAKLARIN OLMAMASI

 

Türkiye’de okulların çoğunun  ihtiyaçları  devlet tarafından sağlandığı için sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçlar karşılanamamaktadır. Tabii ki devlet her Türk vatandaşının temel eğitiminin almasını sağlamalıdır. Bu devletin en asli görevlerindendir.Okullar  kendi kaderlerine terk edilmişlerdir. Yöneticiler kendi becerileriyle bir şeyler yapmaya çalışıyor. Okullardaki en önemli sorunlardan birisi okulların bir bütçelerinin olmayışı. Yatılı okullarda ödenek var ama gündüzlü okullarda böyle bir durum söz konusu değil. Okullar sıkıştığı yerde veliye başvurmakta veli de buna destek vermemektedir. Yöneticiler dilenci gibi para toplayarak kurumu idere etmektedirler. Etkisiz yetki verilmektedir. Etki olabilmesi için ekonomik anlamda okullarımız güçlü olmak zorundadır. Eğer devlet maddi anlamda sıkıntı çekiyorsa velileri de eğitimin içine çekmelidir. Her şey devlet tarafından karşılandığı zaman ilgisiz olan veli daha da okuldan uzaklaşmaktadır. Dershanelere milyarlarca verilen paraların hesabı sorulmazken okula verdiği üç beş liranın hesabını sormaktadır. Benim önerim  velilerin okullarına sahip çıkmaları her konuda okulu desteklemeleri, öğrencilere ders verilecekse de kendi öğretmenleri tarafından verilmeli. Dershaneler neden çıkmıştır. Bunlar sistemin gayri meşru çocuklarıdır. Veliler gayri meşru çocuğa gösterdikleri ilgiyi öz çocuklarına gösterseler çok şey değişecektir.

 

12.YETİŞTİĞİ ÇEVRENİN OLUMSUZ ETKİLERİ

 

Yönetici  yetiştiği çevrede olumsuz algılar bırakmışsa bu algılar yöneticinin yakasını bırakmaz. Toplumun  önyargıları yöneticinin önünde bir set olur.Bu seti aşmak yönetici için büyük sıkıntıdır.

 

13.YETKİYİ PAYLAŞMAMA

 

        ’’Bir vizyon, sizinle ben aynı resme sahipsek ve bu resmi her birimizin tek başına değil de, ikimizin bir arada edinmesi düşüncesine bağlıysak, ancak gerçekten paylaşılmış olur.İnsanlar bir vizyonu gerçekten paylaşıyorlarsa, ortak bir özlemle birbirlerine bağlıdırlar.Paylaşılan vizyonlar güçlerini ortaklaşa bir dert edinmeden alırlar. Gerçekten, insanların paylaşılan vizyon oluşturma çabasının nedenlerinden birinin önemli bir girişimde birbirlerine bağlanma arzuları olduğuna inanma durumundayız.’’ ( Senge , P.M. , 2007)
Türk eğitim sisteminin en büyük açmazlarından birisi de yetkiyi elinde bulunduranların  yetkiyi paylaşmamalarıdır. Liderler herşeyi kendinde toplamak isterler. Bütün kararlarda son söz lidere aittir. Demokrasi sözü boşlukta dolaşıyor. En çok demokrasiden bahsedenler insan haklarını onursuzca gasbedenlerdir. İçi boş söylemlerle milleti avutanlar güç ellerinden gittikten sonra demokrasiyi eleştirmeye başlarlar. Okullarda yöneticiler makamın verdiği güce sarılmaktadır. Çünkü bütün  gücünü koltuktan  almaktadır. Büyük koltuklarda küçük adamlar olduğu için hakkını verememektedirler. Büyük adamlar da bu koltuklara oturamadıkları için işler düzelmemektedir. Büyük düşünen insanlar buralara yaklaştırılmaz. Ya beni koltuğumdan ederse. Kendi kullanabileceği bir piyonu yanında taşımak her zaman işine gelir.Kendisinden daha akılı birini istemez. Çünkü o herkesten daha akıllıdır. Kendini fildişi kulelerinde görenler o güç elden gittiği zaman gerçek değerini anlarlar.Yetki paşlaşılmalı. Paylaşım sağlıklı bir örgütte olması gerek en önemli ögedir.Bir şeyleri paylaşmak sizden bir şey eksiltmez aksine size güç katar. Ortak aklı kullanma imkanınız olur. Liderler sadece kendi aklını değil kurum üyelerinin de akıllarını kullanmalıdır.

 

14.VİZYON EKSİKLİĞİ

       
        “Vizyoner liderin grup üyeleri üzerinde oluşturduğu en önemli etki, vizyon geliştirme sürecini yönlendirmesidir. Vizyon kendiliğinden gelişmez. Vizyon geliştirme sürecinde etkilki bir liderliğe ihtiyaç vardır. Vizyon geliştirme süreci , karmaşık bir süreçtir. Bu süreçte önce liderin geleceğe yönelik olarak ulaşmayı arzu ettiği noktanın resmini çizmesi gerekir. Başka bir deyişle vizyon geliştirme sürecinin ilk adımı, liderin kişisel vizyonunu ortaya koymasıdır. Kişisel vizyonun paylaşılan vizyona dünüştürülmesi, vizyonun etki alanını genişletir. Vizyon geliştirme sürecinin son evresi, vizyona ulaşmak için gerekli eylem planları hazırlamak ve bunu uygulamaya koymaktır. Etkili vizyoner lider, öğretmenlerin hayallerini yönetebilen ve okul vizyonunun gelişmesine öncülük edebilen liderdir. (Özden, Y. vd. 2005)
Yöneticilerin geleneksel anlayışı sürdürmeleri yeni gelişen anlayışların etkisini kırmaktadır. Günü bile kurtaramayan yöneticilerden vizyon sahibi olmalarını beklemek yanlıştır. Liderlik özelliği olmayan bir birey vizyon sahibi olamaz. Yöneticiler son zamanlarda vizyon ve misyon kavramlarıyla tanıştılar. Ama zoraki . Sadece kağıt üzerinde okullarının vizyonunu ve misyonunu belirlediler. Bu vizyonu belirlerken de örgüt içinde hiçbir kimseye sormadan kafasına göre bir vizyon belirlemiştir. Okul lideri okulun geleceğini kurgulama ve tasarlama aşamasında örgüt içindeki tüm bireylerden, velilerden ve okulu ilgilendiren tüm unsurlardan faydalanmak zorundadır. Yoksa kuru bilgiden öteye gidemez ve uygulanması da mümkün değildir.Vizyonun  tüm örgüt tarafından kabul edilmesi gerekir. Eylem yöneticilerle sağlanmaz. Eylem öğrenci, öğretmen, yönetici,veli ve diğer faktörlerin ortak bir yol bulmasıyla sağlanır. Sizin ortaya koyduğunuz vizyon örgütün diğer üyeleri tarafından paylaşılmıyorsa vizyonunuz yok demektir. Okulun vizyonu belirlenirken somut ifadelere yer verilmeli. Muğlak ifadelerden kaçınılmalıdır. Örneğin 2040 yılında dünyada okul sıralamasında ilk yüze girmek gibi bir vizyon olmalı.

 

15.BİLGİYİ ÜRETEMEME

 

Bilgi yüzyıllardan beri önemini  yitirmemiştir. Güzel bir söz vardır:’’Bilgi güçtür, onu kullanmak maharettir.’’ Önce bilgiye sahip olacaksınız sonra bu bilgiyi işleyip kullanacak potansiyeli harekete geçireceksiniz. Okullarda üretimden söz edemeyiz çoğunlukla tüketen okullara sahibiz. Hazır bilgiyi olduğu gibi alan ve onu  etkili kullanmayan bir okul ile karşı karşıyayız. Yöneticide bilgi yok olsa da onu kullanacak maharet yok. Yöneticilerimiz bir durumla karşılaştıkları zaman onu üst makama sorarlar. Belki biraz interneti karıştırsalar istediği bilgiye ulaşacaklar. Ama o kültür olmadığı için hep hazıra konuyoruz. Kurumun hafızasına kaydedilecek bilgiler yeri geldikçe geri çağrılıp kullanılabilir.Öğrencilerin davranışları, başarıları, öğretmenlerin tecrübeleri,yöneticilerin  görüşleri veri tabanına kaydedilmeli ve bu bilgiler kullanılmalı. Öğrenciler sürekli öğrenen ve bilgiyi  üreten olmalıdır.

 

16.KAPASİTE SORUNU

 

Okullarımızın kapasiteleri olması gerekenin en alt düzeyindedir. Dar imkanlarla idare edilmeye çalışılan okullar en üst kapasiteyle çalıştırılmalıdır. İmkanları seferber edecek olan da yöneticilerdir. Liderler kapasiteyi en üst düzeyde kullanırlar. Yeni alternatifler sunarlar ve bu alternatifleri hayata geçirirler.

 

17.HEDEFSİZLİK

 

Kurumlar bulunduğu ülkenin genel hedefleri doğrultusunda kendi hedefini belirlemeli.Türkiye’de uzun vadeli hedefler maalesef yoktur. Milli Eğitim Bakanlığı önderliğinde yapılan Milli Eğitim Şuralarının kararları çok sonra uygulanma imkanı bulmaktadır. DPT uzun vadeli, elli yıl – yüz yıl gibi hedefler koyamamaktadır.Kurumların  seçtiği hedefler  ulusal hedeflere uygun olmalıdır. Örgüt kendi ulusal yapısına uygun ve yerel özellikleri de göz ardı etmeyerek kendi hedefini belirlemeli. Bütün planlarını ona göre yapmalı.

 

18.İNANÇSIZLIK

 

Yöneticiler değişimin önündeki en büyük engeller oldukları için bir şeylerin değişebileceği inancına sahip değildirler.İnamak başarmak demektir. İnanan insan hedefine er ya da geç ulaşır. Kurumunuzu gelecekte nasıl görmek istiyorsanız  o düşünceyi gerçekleştirecek inanca sahip olmanız gerekir. Yaptığınız işin doğruluğuna inanmıyorsanız o işi bırakınız. Ülkemizde doğru bir yönlendirme olmadığı için insanlar istedikleri meslekleri seçememektedirler. Kurum kültürünü özümseyecek bireyler bir arada olursa bir şeyler başarılabilir.

 

19.İLETİŞİMSİZLİK
       

        “Okul müdürü, bir iletişimcidir. İletişim, okulda öğretmenler ve öğrenciler arasında anlamı ortak hale getirme, mükemmelliğe dayalı bir okul inşasının aracıdır. Okuldaki anlamı ortak hale getirme sürecini müdür dil ile inşa eder . Okul müdürü, öğretmenlerle öğrenci başarısı hakkında görüş alışverişi hakkında bulunur. Öğretim kadrosunun performansını yargılamada açık ve tarafsız ölçütler kullanır. Okulun ne olması gerektiği hakkında açık bir vizyon ortaya koyar. Öğretimle ilgili durumlarda okul kadrosuyla açık iletişide bulunur. Öğretmenlere öğrenci performansı hakkında sık geri bildirimlerde bulunur. Bütün bunları yaparken çift yönlü diyaloga dayalı bir dil kullanır.( Açıkalın A.,Şişman M. , Turan S. , 2007)
İletişim teknolojilerinin insan hayatındaki yeri çok önemlidir.Bu teknolojileri kullanarak örgütsel eylemi gerçekleştirebiliriz. Okuldaki problemlerin çoğu sağlıklı bir iletişim kuramadığımız içindir. Yönetici öğretmenle, öğretmen öğretmenle,  öğretmen öğrenciyle , yönetici öğrenciyle , öğretmen veliyle, öğrenci öğrenciyle  sağlıklı bir iletişim kuramamaktadır. Örgüt lideri yani yönetici kendi kurumuundaki iletişimi sağlamak zorundadır. Çünkü birçok olay diyalogsuzlıktan doğmaktadır. Dinleme ve karşımızdakini anlama gibi bir derdimiz olmadığı için sorunları kendi anlayışımıza göre çözmekteyiz. Sorun varsa taraflar da vardır. Sorunu çözecek olgunluğa sahip değiliz.Lider yönettiği kurumu sağlıklı bir şekilde işleyecek iletişim ağlarını döşemesi gerekir. Burada lider sorun olmadan önce sorun olabilecek etkenleri ortadan kaldırmak süretiyle olaya müdahale eder. Olay olduktan sonra bir şeyi değiştiremezsiniz. Lider olacakları önceden sezebilmeli ve ona göre önlemini anlamalı.

 

20.ÖRGÜTSEL EYLEMİ GERÇEKLEŞTİREMEME

       
        Okul liderliği karmaşık bir durum göstermektedir. Anne babalar, öğretmenler, öğrenciler örgütsel bütünlük ve davranışlarda temel ilkeler seti oluşturmak zorundadır. Başarılı liderler, okulun ortak değerler, idealler, ilkeler ve inançlar setini okul personeline aşılarlar. Okul kültürünü yerleştirmek, okul yöneticisinin görevidir. Okul yöneticisi örgütsel kültürü daha iyi temsil ederek sembolik liderliğini güçlendirebilir. Sembolik liderlik davranışları göstermeyen yönetici, örgütsel davranışın odak noktasını oluşturan örgütsel kültürle bütünleşmediği için, liderliğin özünde bulunan etkileme gücünü kullanamaz. (Çelik, V. 2002)
İyi ve başarılı okullar, ortak amaçlar etrafında bir inançla ve samimiyetle çalışan okullardır.Başarılı okullarda, mesai kavramı yoktur.Ekip ve takım ruhu egemendir.Okul müdürü, bir yönetici değil okul etkinliklerini düzenleyen ve çalışmalarıyla birlikte bireylerin ve toplumun geleceğini tasarlayan ve kurgulanmasına yön veren bir orkestra şefidir.Bu kolay bir iş değildir. Bir birikimi gerektirir.

 

 

21.KÜRESELLEŞMEYİ YANLIŞ ANLAMA

 

Gelişmiş ülkelerdeki küreselleşme kavramı geri kalmış ülkelerdeki küreselleşme kavramları arasında anlam baklımından büyük farklar vardır. Gelişmiş ülkeler küreselleşmeyi kendi lehlerine kullanırken gelişmemiş ülkeler bundan ıstırap duymaktadır. Hammadeyi fakir ülkelerden alıp işleyerek tekrar bu ülkelere pazarlamaktadırlar.
Üretimi yaapan gelişmiş ülkeler tüketen fakir ülkeler. Biz Türkiye olarak bu olguyu nasıl algılayacağız? Asıl sorulması gereken soru bu.Üreten bir toplum,  üreten örgütler, üreten bireyler olgusunu hayat geçirmeliyiz. Okul tüketen değil üreten konumunda olmalı. Bilgiyi üretmezseniz başkalarının bilgilerini kullanmak zorunda kalısınız. Liderler okula yön verecek vizyona sahip olması ve bu vizyonun herkes tarafından kabul edilmesi gerekir. Bilgi ve iletişim çağındayız. Çağın gerisinden sürüklenmektense çağı peşinde sürükleyen yöneticiler yetiştirmeliyiz.

 

22.İNFORMASYONAL DÜŞÜNME EKSİKLİĞİ

 

Yöneticiler  kanun ve yönetmeliklerde ne yazılı ise o ölçülerde  örgüt içini dizayn ederler. İlişkiler formal düzeyde gerçekleştirilir. Ama formal ilişkilerden daha çok informal ilişkiler örgüt içi letişimi canlı tutar. Örgüt üyeleri arasında samimiyet ne kadar güçlü olursa örgütün başarısı o kadar güçlü olur. Yöneticilerimiz informal düşünmeyi öğrenmelidir.

 

23.TKY EKSİKLİĞİ

 

        “TKY , temelde bazı belirsizlikler taşımaktadır. Bir yandan yönetim , çalışanlardan adanma ve iş birliği bekler, bir yandan da işi süreci üzerindeki kontrolünü artırır. Bu ikincisi TKY’nin köşe taşıdır. TKY’nin lehinde olanlar onu yaralı, yarışmacılığı teşvik edici plduğu; sorumluluğu, gerçekten işi yapanlara aktarmak suretiyle güçlendirdiği görüşündedir. Doğaldır ki artan sorumluluk çalışanlarda gurur, iş doyumu ve daha iyi iş yapmayı sağlayacaktır. Buna karşılık TKY’yi eleştirenler özellikle de yönetsel kontrolün daha da daraltılması nedeniyle değişkenliği azalttığını savunurlar. Ancak esneklik, iş yoğunluğu ile; kalite, artan kontrolle, takım çalışması ise eş çalışanların yakın gözcülüğü ile sağlanır.„ (Özden , Y. , vd. , 2005)
TKY  önce işletmelerde ortaya çıkmış sonra eğitime uyarlanmıştır. Okulları bir işletme mantığıyla yönetme anlayışı zamanla TKY’nin öneminin azalmasına neden olmuştur. İşletme kurum içinde bir alandır. Okullar sosyal kurumlardır. Önceliği insan yetiştirmektir. Olması gereken TKY okuların işlevine uygun hale getirilerek uygulanmasıdır.

 

24.ÖDÜL VE CEZA SİSTEMİNİN ETKİN VE ADİL İŞLETİLEMEMESİ

 

Objektif kriterlere göre belirlenmiş   bir ödül ve ceza sisteminin  olmayışı  ödül ve cezanın keyfi olarak verilmesine neden olmaktadır. Ödülü alanlar verimli  çalışanlar değil idareye yakın (yalakalık edenler) duranlardır. Tüm yöneticileri suçlamak doğru olmaz  ama genelinde tablo maalesef böyledir. Burada okul yöneticisi öncelikle ödül  kriterlerini personeli ve tüm kurumu ile belirlemeli, velilerin de bu konuda katkı da bulunmalarını sağlamalıdır. İlkeli bir ödül sistemine kimse itiraz etmeyecektir. Böyle bir uygulama kurum çalışanlarınının performansını artıracağı gibi  veliler işin içine dahil edilerek öğrenci başarısı sağlanacaktır..

 

25.ÖĞRETMENE VE ÖĞRENCİYE DÖNÜK SOSYAL FAALİYET YOKSUNLUĞU

 

Okullar bürokrasinin dişlileri arasında ezilmektedir. Emir-komuta zinciri her kademeyi sarmıştır. Yöneticilere yetkisiz sorumluluk verilmektedir. Yönetici  yetkiye sahip olmadığı işler formaliteden ibaret kalmaktadır. Yetki olmayınca yönetici günü birlik işlerle zamanını geçirmektedir. Öğretmen veya öğrenciyi düşünmemektedir. O sadece günü kurtarmanın hesabını yapmaktadır. Öğretmenlerin derse girip girmediklerini takip ederler bundan başka da bir düşünceleri yoktur. Okulda bir faaliyetin yapılması demek düzeni bozmak demektir. Gelenekesel anlayıştan geldikleri için büyüklerinden gördüklerini aynen uygulamak isterler. Başka bir şeyi tecrübe etmeye gerek yoktur.

 

26.ADİL OLMAYIŞLARI

 

Yönetici Yönetmeliği adil kritelere sahip olmadığı için  yönetici adayları  yönetici olabilmek için siyasilere gebe kalmaktadırlar. Hak etmeden makama geldiği için yönettiği insanlara adil davranması beklenemez. Kendisine yakın olanlara farklı davranırlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere ise  makamın verdiği güçle ezmeye çalışmaktadırlar. Aslında bu tip yöneticiler çok güçsüzlerdir. Gücü makamdan aldıkları için makam ellerinden gittiği zaman yanlarında hiçbir kimseyi bulamazlar.Sizin gücünüz kendinize ait olmalı . Gücünüzü kendinizden alıyorsanız gelecekle ilgili vizyon çizerek insanları daha kolay etkileyebilirsiniz. Kısaca sistem adil olmadığı için adil yöneticilerin olmasını beklemek safdillik olur.

 

27.KENDİLERİNİ YENİLEMEMELERİ

 

“Kaplan ise “ Ben , buna bir bileşen daha eklemek isterim: Bu da deneyimlemeye duyulan iştahtır; karşı iştahlarını ilave etmek isterim çünkü bazı insanlar deneyimlerden kaçar ve bu yüzden de öğrenemezler. Yeni ve potansiyel olarak tam oturmamış şeyleri emmeye karşı bir iştahınız olmadıkça , öğrenemezsiniz…Bu kısmen mizaçla ilgilidir. Bir çeşit korkusuzluk  , iyimserlik ve güven karışımıdır ve hatalardan korkmazsınız.”(Bennis , W.  , 2003)
Yöneticilerin liderliğini engelleyen en büyük etken kendileridir. Kendisini yenilemeyen birey yönetme yetisini kaybetmiştir. Suyun yönünü tayin edemezseniz akıntıya kürek çekmekten başka bir şey gelmez elinizden.Sokrates dediği gibi bir nehirde iki defa yıkanılmaz . İnsan her an değişimi yaşamaktadır. Sürekli değiştiği halde maziye tutunmak bindiği dalı kesmektir. Geçmişte elde edilen birtakım kazanımlarınız sizi kurtarmayabilir. Sürekli ve canlı bir değişim kaçınılmazdır. Değişim kaçınılmaz olduğuna göre değişimin yönünü bizim tayin etmemiz gerekir.

 

KAYNAKLAR

 

Açıkalın A.,Şişman M. , Turan S. , 2007 , Bir İnsan Olarak Okul Müdürü , Pegem Yayıncılık ,Ankara

Bennis , W.  , 2003 ,Bir Lider Olabilmek , Çeviren :Utku Teksöz , Sistem Yayıncılık , İstanbul

Çelik , V. 2002 , Okul Kültürü ve Yönetimi , Pegem Yayıncılık , Ankara
Senge , Peter M. ,2007 ,Beşinci Disiplin ,Çevirenler:Ayşegül İdeniz-Ahmet Doğukan , Yapı Kredi Yayınları , İstanbul

Özden , Y. vd. 2005 , Eğitim ve Okul Yöneticiliği  ,Pegem Yayıncılık , Ankara

 

ÖZGEÇMİŞ

 

Mükerrem KALKAN

KİŞİSEL BİLGİLER

 

Doğum Tarihi : 10.07.1978
Doğum Yeri : Kelkit / Gümüşhane
Medeni Durumu : Evli

EĞİTİM

Yüksek Lisans : Ahmet Yesevi  Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Programı, 2008 -devam ediyor.
Lisans : Atatürk Üniversitesi – Erzincan  Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Erzincan, 2002.
Lise : Muammer ve Enver Şahin İmam Hatip Lisesi – Sosyal Bilimler Bölümü, Gümüşhane, 1996.
Ortaokul : Söğütlü Ortaokulu, Gümüşhane, 1992.
İlkokul : Söğütlü İlkokulu, Gümüşhane, 1988.

ÇALIŞTIĞI KURUMLAR

2004 – 2008 : Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Kelkit, Gümüşhane  -  devam ediyor.
2002– 2004 :  Fatih  İlköğretim Okulu, Kaynarca, Sakarya

İLETİŞİM

Mail :  mukerremkalkan@hotmail.com
Web:   www.mukerremkalkan.com
Gsm:   05354930252