KİTAP ELEŞTİRİ YAZISI
KİTABIN KİMLİĞİ
Kitap adı : Tarihin Sonu ve Son İnsan
Yazar adı : Francıs Fukuyama
İngilizceden Çeviren :Zülfü Dicleli
Yayımlanma Yeri :İstanbul
Yayımlanma Tarihi : 1999
Baskı : İkinci baskı
Sayfa Sayısı :390
Fiyatı : 16.00 YTL
ISBN : 975-8122-61-4
ELEŞTİRİYİ YAZANIN KİMLİK BİLGİLERİ
Adı ve Soyadı : Mükerrem KALKAN
Kurum Adı : Ahmet Yesevi Üniversitesi
Bölüm Adı : Eğitim Yönetimi ve Denetimi
Öğrenci No :0877B005
Öğretim Türü :1
Dersin Adı: Eğitim Yönetiminde Yeni Yaklaşımlar
Öğretim Elemanı: Doç.Dr. Selahattin TURAN
KİTAP ELEŞTİRİSİNİN KAPSAMI
AMAÇ
Yazar 1989 yazında The National İnterest degisinde “Tarihin Sonu mu ?” başlıklı bir makale yayınlamıştır.Makalede son yıllarda hükümet sistemi olarak liberal demokrasinin meşruluğu üzerine dünya çapında dikkate değer bir mutakabatın olduğunu ve aynı zamanda monarşi, faşizm ve son zamanlarda da kominizm gibi rakip egemenlik biçimlerinin liberal demokrasiye yenik düştüğünün ortaya çıktığını göstermişti. Bu tezden hareketle fikir yürtmeye devam etmiş ve liberal demokrasinin “insanlığın ideolojik evriminin son noktasını” ve “nihai insanî hükümet biçimini ” temsil ettiğini öne sürmüştür. Ona göre liberal demokrasi “tarihin sonu”ydu.Yazar bu tezden hareketle kitabını kaleme almıştır. Kitabın hedef kitlesi belli bir okur-yazar oranı açısından üst düzey okurlardır diyebiliriz. Yazar kitabına esin kaynağı oluşturan makalesinin birçok ülkede tartışılıp kabul görmesini eserin amacına ulaşabileceğini söyleyebiliriz.Belli bir fikir yapısına sahip bireylerde kalıcı bir etki bırakması çok zor ama bu kitap birçok insanın düşünce yapısında değişiklik yapacaktır.
İÇERİK
Kitap politika felsefesiyle ilgilidir. Geçmiş yıllarda yazılan emsallerine göre daha gerçekçi ve daha somut öneriler getirmektedir. En önemlisi yazarın sürekli canlı bir sorgulayışın içinde olması. Yazar son noktayı hiçbir zaman koymaz. Bir başka görüşün daha olma ihtimalini hep canlı tutar.
Kitap dünyadaki yönetim biçimlerine yeni bir bakış açısıyla yazılmıştır.Liberal demokrasinin halkların en son ulaşabileceği bir yönetim şekli olduğunu öne sürmektedir.
Yazarın içinde yaşadığı Amerikan toplumunun sosyal, politik ve ekonomik gelişmelerden birinci derecede etkilendiği ve dünyadaki gelişmeleri takip ederek kendi bakış açısını belirlediğidir. Amerika’ya gelen insanların sosyal yaşam içerisindeki mücadeleleri, politik değişiklikler ve ekonomik çalkantılar bu kavramları sorgulayışının altında yatan neden de bu olsa gerek.Monarşist, faşist ve komünist rejimlerin insanlar üzerindeki bıraktıkları yıkıcı etkiler yazarın liberalizmi savunmasına neden olmuştur. Yazara göre liberal demokrasi görüşüne alternatif başka bir görüşün olmayışı tezini güçlendirmektedir.
Kitabın içeriği olgusaldır. Yazarın konuya yaklaşımı analitiktir. Kitap beş bölümden oluşmaktadır:
1.Eski bir sorunun yeniden sorulması
2.İnsanlığın yaşlılık çağı
3.Kabul görme mücadelesi
4.Rodos’un üzerinden atlamak
5.Son insan
Yazar liberal demokrasinin insanlığın ulaşabileceği “son nokta” veya “tarihin sonu” olduğu fikrini savunmaktadır. Yazar görüşlerini tarihsel süreç içerisinde olayların akışına göre mantıklı açıklamalar yaparak belli bir uyum sürecine oturtmuştur.
Kitabın güçlü yanları dünyada yazarın öne sürdüğü düşüncenin karşısında ciddi bir alternatif olabilecek fikir yoksunluğudur. Rakip fikirlerin tarihsel süreçte önemini yitirmesi yazarın görüşlerini güçlü kılmaktadır. Zayıf yanları ise liberalizmin kapitalist sistemlerdeki özgürlük anlayışını mı yoksa sosyalist sistemlerdeki eşitlikçi anlayışı mı savunması gerektiği konusunda hangi tarafta yer alacağının tam olarak oturtulamamasıdır. Ya da özgürlük ve eşitlik ilkelerinde denge oluşturulabilinir mi? Bu durumda da terazinin bir kefesi ağır basacaktır.Dünya tezatlar üzerine kurulduğu için sosyal adalet, özgürlük, eşitlik gibi kavramlar boşlukta kalmaktadır aslında. Yazar liberalizmin hristiyan kölelerin ortaya çıkardığı bir sistem olarak sunuyor. Bugün ABD zihniyetinin arkasında yatan gerçek de bu . Güçsüz devletleri demokrasi safsatası ile kandırmakta ve gittiği bütün ülkeleri yoksullaştırarak kendi hegomanyasını güçlendirmektedir. Yazar ABD’yi liberal demokrasinin adresi gibi gösteriyor ama ABD liberal demokrasiden çok kapitalist sisteme benzemektedir.Amerika kendi içinde ne kadar liberal ise dışarıda o kadar kapitalisttir.
DİL VE ÜSLUP
Yazarın ulaşmak istediği hedef kitle üst düzey okur grubu olduğuna göre yazarın üslubu hedef kitleye uygundur. Yazar literatür taraması yaparak ele aldığı konuya bilimsel bir kimlik kazandırmıştır. Yer yer kendine özgü değerlendirmeleri eseri orjinal bir karaktere büründürüyor. Bazı kavramları anlamak için eserin sonunu beklemek gerek.
DEĞERLENDİRME
Kitabın ilgili alana en önemli katkısı yeni bir bakış açısı kazandırması diyebiliriz.Yazar bu alan yazında oluşmuş birçok eseri kendi süzgecinden geçirerek sunmuştur.Bu konuda eser vermiş yazarlar arasında Hegel, Kant, Marx, Nietzsche, Kejove, Hobbes, Locke, Tocqueville, Adam Smith ve Eflatun, Sokrates, Rousseau, Durkheim’ı sayabiliriz. Bu yazarların görüşleri birçok yönden önemini kaybetmiştir.Yazarın öne sürdüğü görüşler günümüz toplumlarına daha yakın görüşlerdir. Belki elli, yüz yıl sonra bu görüşlerde önemini kaybedecektir.Bizden birilerinin bu konularda eser vermesi gerektiği düşüncesindeyim. Türk milleti tarih yapmıştır ama tarihi yazamamıştır. Tarihe yön veren Türklere dünya tarihinde çok az ye verilmesi batının hazımsızlığından olsa gerek.
ELEŞTİRİ YAZISININ OLUŞTURULMASI
GİRİŞ
Kitabın ana fikri liberal demokrasinin insanlığın ulaşabileceği “son nokta” olduğu ve “tarihin sonu” olduğu fikridir. Tezi ise son yıllarda hükümet sistemi olarak liberal demokrasinin meşruluğu üzerinde dünya çapında dikkate değer bir mutakabatın oluşmuş olduğunu ve aynı zamanda monarşi, faşizm ve son zamanlarda kominizm gibi rakip egemenlik biçimlerinin liberal demokrasiye yenik düştüğünün ortaya çıkmasıdır. Amaç Hegel ve Marx’ın tarihin sonu tezini ispatlamak.Yazarın görüşleri Marx’dan çok Hegel’e yakındır.
ANALİZ VE DEĞERLENDİRME
Francis Fukuyama, 1952 yılında Şikago’da doğmuştur. Lisansını Cornell Üniversitesinde; doktorasını da Harvard Üniversitesinde yapmıştır. ABD Dışişleri Bakanlığında Politika Planlama Dairesinde Ortadoğu uzmanı ve Genel Direktör Yardımcısı olarak çalışmıştır. 1981-1982 yıllarındaki Mısır-İsrail Görüşmelerine ABD heyeti üyesi olarak katılmıştır.
Yeni Muhafazakar düşünürlerin temel özelliklerinden biri salt üniversitede görev yapmamaları, devlet kuruluşlarında ve güçlü think-thank kuruluşlarında görev üstlenmeleri ve farklı alanlarda ürün vermeleridir. Fukuyama da, farklı örgütlerde ve dergilerde görev yapmaktadır. 1990 sonrasının diğer “star” siyaset bilimcilerinden biri olan Huntington’la birlikte bir süre The Journal of Democracy Dergisinin editörlüğünü yapmıştır. Şu an her ikisi de derginin yayın kurulundadır.
Fukuyama, 2005 yılının Temmuz ayı itibariyle Johns Hopkins Üniversitesinde uluslararası iktisat politikası öğretim üyesi olarak görev yapmakta ve The American Interest Dergisinin yayın kurulu başkanlığını yürütmektedir.
Yazar tarihi bütün zamanların , bütün insanların deneyimlerini kapsayan bir evrim süreci olarak görür. Yazarın tarih anlayışı Alman filozofu Georg Wielhelm Friedrich Hegel’in anlayışıyla yakından ilgilidir. Hegel’de Marx’da insanlığın en derin özlemlerine uygun düşen bir toplum biçimine ulaştığında gelişmenin sona ereceğini kabul ediyorlardı. 20.yüzyılın son çeyreğindeki en dikkate değer gelişme dünyanın çok güçlü görünen diktatörlüklerin kendilerini temelden sarsan muazzam zayıflıklar göstermesidir. Bunun karşısında tek açık ve politik hedef liberal demokrasi durmaktadır.Serbest piyasa ekonomisi eşi görülmedik maddi refaha yol açmıştır.
Kitap bir evrensel tarih çizmek için değil, iki çıkış noktasına sahip. I. Kısım’da evrensel tarih probleminin niçin yeniden ele alınması gerektiği temellendiriliyor. II. Kısım’da ise tarihin amaca yönelik ve bağlantılı gelişmesini sağlayan regulatör ya da mekanizma olarak modern doğa bilimi kabul ediliyor.
Modern doğa biliminin bizi liberal demokrasinin Vaat Edilmiş Topraklarının ancak eşiğine kadar getirmekte, bu kapıdan içeri girmemizi sağlamamaktadır. İstikrarlı demokrasiler, 1776’da Birleşik Devletlerde olduğu gibi, kısmen daha sanayi öncesi toplumlarda oluşmuştu. “Modern doğa biliminin mantığı” toplumsal değişimin saf ekonomik bir yorumudur, ama bu nihai sonuç olarak sosyalizme değil kapitalizme yol açmaktadır.
Yazar Hegel’e ve kendisinin “kabul görme mücadelesi” olarak adlandırdığı mücadeleye dayanan materyalist olmayan tarih anlayışından yaralanır. Kabul görme ilk kez Eflatun tarafından Politeia’da tasvir edilmiştir.Eflarun , ruhun üç bölümden; bir arzu eden, bir mantıklı ve bir de kendisinin thymos ya da “duygu” olarak adlandırdığı bölümden oluştuğu görüşünü savunuyordu.Kendine saygı yeteneği ruhun thymos olarak adlandırılan bölümden kaynaklanır. Demokratik devrimler efendi ile uşak arasındaki farkı yok ederek halk egemenliği ve hukuk devleti ilkelerinin geçerliliğini sağladılar.
Din ve milliyetçilik bir halkın gelenek ve göreneklerinin, ahlakî kurallarının ve serbest piyasa ekonomisinin oluşmasının önündeki engeller olarak görülmüştür. Asya ülkelerindeki çalışma ahlakı maddi teşviklerden çok, aileden ulusa kadar bu toplumların dayandığı örtüşen sosyal grupların çalışmaya gösterdikleri kabul sayesinde ayakta durmaktadır. Kabul görme arzusunun modern ama henüz tamamen akılcı olmayan bir biçimi olan milliyetçilik son yüz yıldır kabul görme mücadelesinin ifade biçimi olmuş, bu yüzyılın en yoğun çalışmalarının kaynağını oluşturmuştur.
Liberal demokraside başkalarına oranla daha büyük kabul görmeye ulaşma şeklindeki akıl dışı ihtiyacın yerine eşit değerli olarak kabul edilme şeklindeki akılcı ihtiyaç geçmiştir. Liberal demokrasilerden oluşacak bir dünyada, bütün uluslar karşılıklı olarak birbirlerinin meşruiyetini kabul edeceği savaş eğiliminin daha az olacağını söylemektedir.
Tarihin sonu ile ortaya çıkacak son insan sorularının cevabını henüz çözebilmiş değildir. Şu soru dikkat çekicidir: “Yoksa liberal demokrasi sonunda politik sistem olarak kendi altını oyacak ağır iç çelişkilere mi sahip? Her sistem kendi içinden çöker. Belki de liberal demokrasinin sonunu getirecek görüştür.
Liberal demokrasi, yalnızca arzu ve akıldan oluşan belkemiksiz insanlar yaratmaktadır.Thymos yoksunu bu insanlar soğukkanlı bir şekilde uzun vadeli öz çıkarlarını hesaplayarak çok sayıdaki küçük ihtiyaçlarını tatmin etmektedir.
Yalnızca evrensel ve eşit kabul görmeyle hoşnut olan insan hala tam değerli bir insan mıdır ; yoksa o hiçbir çaba ve hırs taşımayan, aşağılanmamız gereken bir “son insan” mıdır? Aşağılık bir “son insan” olma korkusu insanları yeni öngörülemez davranış tarzlarıyla meydan okumaya ve sonunda yeniden, ama bu kez modern silahlarla, itibarı uğruna kanlı kavgalara girişen o vahşi “ilk insan”a dönüşmeye yöneltecek mi?
TARTIŞMA VE SONUÇ
Yazar liberal demokrasilerde savaşların yaşanmayacağını ve insanların kendi küçük mutluluklarını yaşadıkları toplumlara dönüşeceğini anlatmaktadır. Diğer politik sistemlerin etkisinin kaybolduğu , tek uygulanabilir ve tek ayakta kalan sistem liberalizm olduğu vurgulanmaktadır. Liberal demokrasilerin uygulanmasıyla “son insan”a ulaşılacak ve “tarihin sonu” gelecektir. İnsanlık tarihi boyunca savaşların var olduğunu bundan sonra da var olacağını kabul etmemiz gerekmektedir. Mutlak adaletin bu dünyada mümkün olmadığı ve olmayacağı kesindir. Güç kimin elindeyse kendi mutluluğu ve refahı için diğer toplulukları sömürmektedirler. Burada önemli olan devlet ya da toplulukların kendi haklarını korumak için verdikleri mücadeledir.Hiçbir zafere dikensiz yollarla ulaşılamaz. İnsanlar kendi mutlulukları için birşeylerden fedakarlık yapmak zorundadır. Tam anlamıyla özgür insan , eşit insan doğanın var oluş kanunlarına aykırıdır. Özgürlük, eşitlik ve insan haklarından bahsedenler dünyayı sömürmekte kendi refahı için akla gelmeyecek yöntemleri kullanmaktadır. Hiçbir beşeri sistem dürüst değildir. Dürüst olmasını da bekleyemeyiz.Batı kendini dünya medeniyetinin efendisi olarak görmektedir. Bu efendi diğer toplumları bir vampir gibi emerek gücüne güç katmaktadır. Batı bizden aldığı medeniyeti bize pahalıya satmaktadır. Biz batıdan güzel olan şeyleri kendi imbiğimizden geçirerek öyle almalıyız. Bilim, teknoloji alanında yeniliklerden faydalanmalıyız. Özellikle bizden çaldıkları dünya liderliğini tekrar almalıyız.
ELEŞTİRİ RAPORUYLA İLGİLİ BAZI ÖNERİLER
Yazar eserde dünyaya yön verecek daha iyi bir sistemi oluşturmanın derdinde mi yoksa Amerikan ideolojisinin reklamını mı yapmaktadır? Kendi yetiştiği kültürü yaymanın derdi daha ağır basmaktadır. Olaylara gerçekçi pencereden bakması yazarın artı hanesine yazılır ama gerçekçi çözümler işi kökten çözememektedir. Kabul görme ihtiyacı rasyonel yaklaşımla açıklanamaz. İnsan karmaşık bir yapıya sahiptir. İnsanı aklından çok duyguları yönlendirir. Yani duygular akla göre daha baskındır insanda. İnsanı mutlu edecek bir sistem kurmak istiyorsak gönül diline bakmamız gerekecek. Tüm insanlığı kuşatacak ve mutlu edecek yol gönül köprülerinin oluşmasıyla mümkündür. Sizin aklınızla izaha çalıştığınız konular bir noktada tıkanmaktadır. Bu durumda gönül bütün kapıları açacaktır. Yazar gönül ve politik felsefe ilişkisini sorgulamalı. Böylelikle tezi daha geniş kitlelere ulaşabilir.
Doğu toplumlarıyla batı toplumları arasındaki fark hiçbir zaman kapanamaz. Doğu kökleri bir çınar kadar derin tarihi mirasa sahiptir. Öğretileri insanların hayatlarını şekillendirmeye devam edecektir. Türk insanı açısından baktığımız zaman bizim özelliklerimiz batı toplumundan çok doğu kültürüne yakındır. Biz hep ithal sistemleri alıp uygulama alışkanlığımızı bir kenara bırakmalıyız. Batıya yön veren düşünürler batıda var da bizde yok mu? Ben bizde de tarihe yön verecek fikir sahibi kişilerin olduğunu biliyorum. Yeter ki aynaya bakalım. Kendimize dönelim, kendimize inanalım, kendimize güvenelim. Bu güç, bu enerji, bu potansiyel bizde var. Sonsuz maviliklerin Türk’ün olması dileğiyle…
|