AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ
UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ
EĞİTİM YÖNETİMİ VE DENETİMİ
YÜKSEK LİSANS PROGRAMI
EĞİTİM HARCAMALARI İLE ÖĞRENCİ BAŞARISI ARASINDAKİ İLİŞKİ
YÜKSEK LİSANS DÖNEM ÖDEVİ
DANIŞMAN
Yrd.Doç.Dr. Erdal GÜMÜŞ
HAZIRLAYAN
Mükerrem KALKAN
GÜMÜŞHANE
MAYIS 2008
ÖN SÖZ
Ülkemiz eğitim harcamaları bakımından OECD ülkelerinin çok gerisindedir. Öğrenci başarısı ile eğitim harcamaları arasında doğrudan bir korelasyon mevcuttur. Türkiye PISA programlarına ilk defa 2000-2003 yıllarında katılmıştır.Başarı oranlarına baktığımız zaman OECD ülkelerinin çok gerisindedir. Başarısızlığın faturası her zaman sisteme çıkarılmakta ve sistemi değiştirmekle başarının geleceği varsayılmaktadır. İş o kadar basit olmasa gerek. Türkiye’de sistemler uygulama imkanı verilmeden sık sık değiştirilmektedir. Bu da eğitimi felç etmektedir. Uzun vadeli stratejiler hayata geçirilememektedir. Türk Eğitim Sistemi baştan aşağı gözden geçirilmeli ama bunu yaparken özellikle ithal sistemleri kendi yapımıza uygun hale getirmemiz gerekmektedir. Eğitim anlayışımızda başarıyı hedef almak yerine insan yetiştirmeyi ilke haline getirmemiz gerekiyor. Yetiştirdiğiniz birey insani özellikleri almamışsa burada bir başarıdan söz etmenin bir anlamı olmasa gerek.
Eğitim beşeri sermayenin oluşumunda ilk sırada gelir. Ekonomik büyümenin olması için eğitim şarttır. Eğitimin kalitesi ne kadar yüksek olursa günümüz teknolojilerini o derecede kullanabiliriz. Kaliteli eğitim için de ülkelerin ekonomilerinin belli bir refah seviyesinde olması gerekmektedir. Okur-yazarlık ve okullaşma oranı, ortalama yaşam süresi gibi değerlere baktığımız zaman Türkiye bu göstergelerde ne durumdadır? Türkiye’nin her kategoride eğitime ayırdığı kaynakların ortalamanın altında kaldığı, toplamda ise en az kaynak ayıran ülke olduğu dikkat çekmektedir. Ülkenin kalkınması bireylerin nitelikli eğitimi almalarıyla mümkündür. Eğitimsiz bireyler ülke ekonomisini de zarara uğratmaktadır. Avrupa Birliği’nde mesleki eğitim yaygınlaştırılmış ve uzmanlaşmış kişilerin üretime katkısı zaman ve kaynak israfını önlemiştir.
Eğitim sistemimizin açmazlarından birisi de dershanelerdir. Getirilen her sistem öğrencileri dershanelere daha bağımlı hale getirmektedir. En son OKS sınavı kaldırılarak 6 , 7 , 8 sınıflarda SBS getirildi. Bu sistem öğrencileri daha erken dönemde dershanelere bağlayacaktır. Müfredat değişikliği yapılıyor ve öğrenci merkezli eğitimden söz ediliyor ve sonunda bu öğrenciler sınava alınıyor. Bu mantık kurallarına aykırı.Ya sınavı kökten kaldıracaksınız ya da devlet okullarının diğer özel okullarla rekabet edebilecek seviyeye getireceksiniz. Türk Eğitim Sistemi kast sistemini andırıyor. Geçişler çok zor. Fakir bir aile çocuğunu dershaneye göndermek için her şeyini seferber ederken mali durumu iyi olanlar ise bu durumdan rahatsızlık duymamaktadır. Çünkü imkanlar onlardan yana. Devlet tüm bireylere eğitimi eşit şekilde sunmak zorundadır.
Japonyanın eğitim sistemine baktığımız zaman Eğitim, Bilim ve Kültür Bakanlığı ulusal politikalar üretmektedir. Okullar yerel yönetim esaslarına göre yönetilmektedir. Belediyelerin eğitime dahil edilmesi olumlu olabilir ama politize olmuş bir okuldan da ne kadar verim alınabilir. Belediyelerden kendi alanlarında bulunan okullara bütçe ayrılabilir. Önemli olan ‘’Bu sistem bize ne kadar uyar?’’ sorusunun cevabını bulmaktır.
ANAHTAR SÖZCÜKLER: Eğitim, Öğrenci ,Harcama , Başarı, Dershane,ekonomi
İÇİNDEKİLER
ÖN SÖZ………………………………………………………………………..…II
ANAHTAR SÖZCÜKLER…………………………………………………......II
İÇİNDEKİLER………………………………………………………………….III
1. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BASIN BİLDİRİSİ OECD 'NİN PISA PROJESİNE TÜRKİYE'NİN KATILIMI …………………………………….3
1.1.2003 PISA Değerlendirmesi ve Türk Eğitim Sistemi…………………4
1.2.PISA 2003 Projesinde Türkiye’nin Durumu……………………..….....5
2. BEŞERİ SERMAYE VE EĞİTİM………………………………………….6
2.1.Eğitimin Kalkınmayı Artırıcı Etkisi …………………………….……...6
2.2. OECD Ülkelerinin Eğitim Harcamalarının GSYİH’e Oranları…..…7
2.3.Eğitimin Beşeri Sermaye Yatırımına Etkisi……………………………7
2.4. AB Sürecinde Eğitim ve Eğitimin Ekonomiye Etkisi ……………….8
2.5.Eğitim ve Devlet ilişkisi…………………………………………….….…9
3.TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNDE BİR YARA: DERSANELER………..…10
3.1.Dershanelere 1 milyar $ aktı…………………………………….……...10
3.2.Öğrenci dershaneye mahkum………………………………………....…10
3.3.Dershane reformu ekonomik reform demek…………………………...11
4.FRANSA’NIN EĞİTİM HARCAMALARI………………………………..12
5.JAPONYA’NIN EĞİTİM YÖNETİMİ VE FİNANSMANI……………..12
6.AİLE SOSYO - EKONOMİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ İLE MEZUN OLUNAN LİSE TÜRÜNÜN ÖĞRENCİLERİN ÜNİVERSİTE GİRİŞ SINAVINDAKİ BAŞARILARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ……….13
7.AİLENİN SOSYO-EKONOMİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ İLE MEZUN OLUNAN OKUL VE ÖZEL DERSHANENİN ÖĞRENCİLERİN KONTROL ODAKLARI, AKADEMİK TUTUMLARI VE LİSELERE GİRİŞ SINAVINDAKİ BAŞARILARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ ……………………………………………………………………...14
KAYNAKLAR………………………………………………………………..…15
ÖZ GEÇMİŞ……………………………………………….……………….…...16
.
1. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI BASIN BİLDİRİSİ OECD 'NİN PISA PROJESİNE TÜRKİYE'NİN KATILIMI
PISA (Program for International Student Assessment) yani Uluslar Arası Öğrenci Başarısını Belirleme Programı OECD ülkelerindeki 15 yaş grubu öğrencilerin zorunlu eğitim sonunda, katılacakları günümüz bilgi toplumunda karşılaşabilecekleri durumlar karşısında ne ölçüde hazırlıklı yetiştirildiklerini belirlemek amacıyla geliştirilmiştir. Ölçülmeye çalışılan nitelik, öğrencilerin okulda müfredat kapsamında ele alına konuları ne dereceye kadar öğrendikleri değil, gerçek hayatta karşılaşabilecekleri durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, öğrencilerin düşüncelerini analiz edebilme, akıl yürütme ve okulda öğrendikleri fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıklarıdır.
PISA projesi şimdiye kadar üçer yıllık üç dönem halinde ve matematik, fen bilimleri, okuma becerileri olmak üzere üç alanda planlanmıştır.
PISA projesinin 1997 - 2000 yıllarını kapsayan I. döneminde (First cycle) matematik, fen bilimleri ve okuma becerileri alanlarını içeren testler uygulanmış, ancak ağırlıklı alan okuma becerileri olmuştur. Ülkemiz aynı tarihlerde, üyesi bulunduğu Uluslar Arası Eğitim Başarısını Değerlendirme Kuruluşu IEA'nın (International Association for the Evaluation of Educational Achievement ) TIMSS-R ve PIRLS projelerini uygulamakta olduğundan PISA projesinin I. dönemine katılamamıştır.
Ülkemizin de katıldığı PISA II. Dönem (Second Cycle) projesi 2000 - 2003 yıllarını kapsamaktadır. Bu dönemde ağırlıklı alan matematik olmak üzere fen bilimleri, okuma ve problem çözme alanlarında öğrencilerin bilgi ve becerileri ölçülmüştür. Bu projeye Türkiye dahil 41 ülke katılmıştır.Bu ülkelerden otuzu OECD üyesi, on biri ise üye olmayan ülkelerdir.
Bakanlığımız PISA projesinin 2004 - 2006 yıllarını kapsayacak olan III. Dönemine (Third Cycle ) katılım çalışmalarını da sürdürmektedir. Bu dönemde de yine 15 yaş grubu öğrencilerin matematik, fen bilimleri ve okuma becerileri uluslar arası boyutta ölçülecek, ancak bu dönemin ağırlıklı alanı fen bilimleri olacaktır. PISA III. Döneminin pilot uygulaması ülkemizde 2005 yılı Mayıs ayında, nihai uygulaması ise 2006 yılı Mayıs ayında yapılacaktır. Bu dönemin sonuçlarını bildirecek olan uluslar arası rapor OECD tarafından projeye katılan ülkelere 2007 yılının Aralık ayında gönderilecektir.
1.1.2003 PISA Değerlendirmesi ve Türk Eğitim Sistemi
• Türk Eğitim Sistemi ne yazık ki dünyadaki bilimsel ve ekonomik gerçeklere duyarlı bir yapı taşımamaktadır. Bakanlığımız bu sorunu ortadan kaldırabilmek amacıyla bir çok yenilik gerçekleştirmektedir. Bunlardan biri de müfredat çalışmalarıdır. Bu yenilikleri yaparken farklı ülkelerin eğitim sistemlerini incelemeyi, uluslararası çalışmaları dikkate almayı ve küresel rekabete uyumlu olmayı çok önemsemekteyiz. PISA sınavlarına da bu gerekçeyle katılmış bulunuyoruz. Mevcut müfredat içeriği ile bu sınavlarda OECD ortalamalarının altında bir sonuç alınacağının bilinmesine rağmen bakanlığımız bu çalışmalara özellikle katılmıştır. Yeni müfredat tüm ülkede uygulanmaya başladıktan sonra ülkemizin daha başarılı sonuçlar alması çok doğaldır. Zira, PISA türü çalışmalarda geçmiş yıllarda başarılı olmuş Finlandiya, Güney Kore, Japonya vb. ülkelerin hepsinin ortak özelliği bilgi temelli ekonominin esaslarına uygun müfredat değişikliklerini tamamlamış olmalarıdır. Yeni geliştirilen öğretim programlarımız hazırlanırken sistemi bilgi ekonomisine duyarlı hale getirmek amacıyla bir çok veri tabanının yanı sıra PISA, TIMSS ve PIRLS Projelerinin sonuçlarından da faydalanılmıştır.
• PISA 2003 çalışmasıyla eğitim sistemimizin zayıf yönleri ortaya çıkmıştır. Bu eksiklikler diğer veri tabanlarında da gözlenmektedir. Örneğin PISA çalışmasıyla ölçülen olasılık, değişim ve ilişkiler, örüntü, metinler arası ilişki kurma gibi al boyutlar mevcut programlarımızda yer almamaktadır. Ayrıca problem çözme becerisi de müfredatlarımızda gereken şekilde yer bulamamaktadır. Yeni müfredatlarda bu eksiklikler giderilmiş ve kazanımlar yerleştirilmiştir.
• Ülkemiz; öğrenci sayısı, bütçeden eğitime, araştırmaya ayrılan pay, fert başına düşen milli gelir göstergeleri göz önüne alındığında projeye katılan ülkelerin çoğuna göre dezavantajlı durumdadır. Buna rağmen TIMSS, PIRLS ve PISA gibi uluslar arası projelere katılmayı sürdürmektedir. Şöyle ki, Hollanda'nın nüfusu 16 milyon, öğrenci sayısı 3,5 milyon , fert başına düşen milli geliri ise 25.000 dolardır; oysa Ülkemizin 70 milyon nüfusu, 20 milyona yaklaşan öğrencisi bulunmakta, fert başına düşen milli geliri ise 3000 dolardır. Öğrenci başına eğitim harcamaları ortalaması Avrupa Birliği ülkelerinde 4 bin dolarken, ülkemizde ise 390 dolardır. 2004 yılında okula yeni başlayan öğrenci sayımız 1 milyon üç yüz binden fazla iken, İngiltere'de 300 bindir. Bu tür uluslar arası öğrenci başarısını ölçme çalışmalarında millî gelir bağlantısı oldukça belirleyicidir.
• İlk kez PISA 2003 sonuçları doğrultusunda eğitim sistemimizde yapılan yeniliklerin 2006 ve 2007 yıllarında öğrenci başarısını yansımaları yine diğer ülkelerle karşılaştırılmalı olarak izlenecek, bu yolla eğitimimizde yapılan yeniliklerin ilk sonuçlarının uluslar arası perspektif açısından görülmesi mümkün olacaktır. Bakanlığımız sistemimizin eksikliklerinin ortaya çıkmasını yenileşme çabalarımızın yönünü ve niteliğini tayin etme bakımından çok önemli bulmaktadır.
1.2.PISA 2003 Projesinde Türkiye’nin Durumu
PISA 2003 projesinin test ve anketleri ülkemizde 2003 yılının Mayıs ayında 7 coğrafi bölgemizden randımla (tesadüfi temsili yöntemle ) seçilen 12 İlköğretim okulu ve 147 Lisede 1987 doğumlu toplam 4855 öğrencimize uygulanmıştır.
PISA 2003'e katılan ülkeler arasında Matematik alanında en yüksek başarı puanına sahip ülke 550 puanla Hong Kong-Çin'dir.Finlandiya, Kore, Hollanda, Lihtenştayn, Japonya, Kanada, Belçika başarı sıralamasında bu ülkeyi takip etmektedir. En alt sırada ise 356 puanla Brezilya bulunmaktadır.
PISA 2003 projesi sonuçlarına göre Türkiye 'nin matematikteki ortalaması 423 puandır. Bu puanla Türkiye projeye katılan ülkeler içinde, Yunanistan, Sırbistan, Uruguay, Tayland gibi ülkelerden farklı olmayan bir performans sergilemiştir. Bunun yanı sıra Meksika, Endonezya Tunus ve Brezilya gibi ülkelerden daha yukarıda gözükmektedir. Türkiye yukarıda adı geçenlerin dışındaki tüm ülkelerden daha düşük performans göstermektedir. Okuma alanında ülkeler arasında en yüksek başarı puanına sahip ülke 543 puanla Finlandiya'dır. Kore, Kanada, Avustralya, Lihteştayn sıralamada bu ülkeyi takip etmektedir. En alt sırada 375 puanla Tunus bulunmaktadır. Türkiye'nin Okuma alanındaki ortalaması ise 441 puandır. Bu puanla Türkiye projeye katılan ülkeler içinde, Uruguay ve Tayland'dan farklı olmayan bir performans sergilemiştir. Bunun yanı sıra Sırbistan, Brezila, Meksika, Endonezya ve Tunus gibi ülkelerden daha yukarıda gözükmektedir. Türkiye yukarıda adı geçenlerin dışındaki tüm ülkelerden daha düşük performans göstermektedir
Fen Bilimleri alanında ülkeler arasında en yüksek başarı puanına sahip ülke 548 puanla Finlandiya'dır. Japonya, Hong-Kong Çin, Kore, Lihtenştayn ve Avustralya sıralamada bu ülkeyi takip etmektedir. En alt sırada 385 puanla Tunus bulunmaktadır. Türkiye 'nin Okuma ortalaması ise 434 puandır. Bu puanla Türkiye projeye katılan ülkeler içinde Sırbistan, Uruguay ve Portekiz'den , farklı olmayan bir performans sergilemiştir. Bunun yanı sıra Tayland, Meksika, Endonezya, Brezilya ve Tunus gibi ülkelerden daha yukarıda gözükmektedir. Türkiye yukarıda adı geçenlerin dışındaki tüm ülkelerden daha düşük performans göstermektedir.
Problem Çözme alanında Kore en üst sırada yer almakta, Hong Kong-Çin, Finlandiya, Japonya, Yeni Zelanda sıralamada bu ülkeyi takip etmektedir.Türkiye ise Sırbistan ve Uruguay'dan farklı olmayan bir performans sergilemiştir. Bunun yanı sıra ülkemiz Meksika, Brezilya, Endonezya ve Tunus'tan daha yukarıda yer almakta, yukarıda adı geçenlerin dışındaki tüm ülkelerden daha düşük performans göstermektedir.(1)
Türkiye OECD ülkeleri arasında eğitime en az pay ayıran ülkeler arasındadır.Eğitimde başarıyı yakalamak istiyorsak eğitimdeki ekonomik sıkıntıları gidermemiz gerekmektedir.
2. BEŞERİ SERMAYE VE EĞİTİM
Eğitim beşeri sermayenin oluşumunda ilk sırada yer alan bir faktördür. Ekonomik büyümenin sağlanması için, eğitimin yaygınlaştırılması gerekir. Bunun yanında eğitim kalitesi yüksek olmalı ve günümüz teknolojisine ayak uydurmalıdır. Eğitim; siyasal ve demokratik toplum bilincini geliştirme, karmaşık sorunların anlaşılmasını sağlama, teknolojik ilerlemeye yardımcı olma ve kültürel yetenekleri keşfetme gibi çok yönlü etkilere sahiptir. Değişen ekonominin ihtiyaçlarına daha uygun nitelikli işgücünün, yaratıcı düşünce ve ileri tekniklerin gelişmesine katkıda bulunarak sosyal uyum, ekonomik büyümenin sürmesi ve değişim, için önemli temelleri de hazırlar . Bu nedenlerle eğitime yatırım yapma düşüncesi Sosyo-ekonomik ve politik gelişmenin sağlanması bakımından önemlidir.
Çok önceleri A.Simith, “Ulusların Refahı” nda, eğitim çalışma (tecrübe) veya çıraklık sırasında yapılan harcamalarla elde edilen yeteneklerin kişide somutlaşan ve gerçekleştirilmiş bir sermaye olduğunu ve bunların toplumun servetini yarattıklarını belirtmiştir.
Eğitim bir yatırım mıdır?
· Yatırım kavramının temel özelliği yapıldığı dönemde maliyet artışına sebep olması, ancak sonradan daha kaliteli ve bol üretimi mümkün kılıp gelir artışı sağlamasıdır.
· Bu açıdan bakıldığında eğitim harcamaları da fiziksel sermaye yatırımı gibi yatırım sayılmalıdır. Eğitim yapıldığı dönemde bireylere üç tür maliyet yükler.Eğitim için harcanılan okul harçları, kitap-kırtasiye bedelleri eğitimin doğrudan maliyetini oluşturur.
Eğitim bireyi piyasada çalışmaktan alıkoyan bir faaliyet olduğundan, eğitimin fırsat maliyeti çalışamamak nedeniyle kaybedilen gelirdir. Son olarak eğitim zor bir süreç olduğundan kişiye psikolojik maliyette yüklediği söylenebilir.
Bütün bu maliyetlerine karşılık eğitim bireylerin verimliliklerini arttıran bir faaliyettir. Verimlilik artışı ise gelirlerin artmasını sağlayacaktır. Beşeri Sermaye teorisinin eğitim yatırımı konusundaki temel görüşü de budur.
2.1.Eğitimin Kalkınmayı Artırıcı Etkisi
Bir ülkenin ekonomik kalkınmasının; o ülkenin halkının, kişisel ve toplumsal gelişmesine bağlı olduğu söylenebilir. Eğitim yoluyla geliştirilen ve toplumsal davranışlarla da kullanım amacına uygun olan yeni değer yargıları, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak bakımından son derece önemlidir. Kalkınma sadece maddi gereksinimlerle ilgili olmayıp, insanların toplumsal koşullarının geliştirilmesi ile de ilgilidir.
Kalkınma, aynı zamanda bireylerin refah düzeylerini artırmak amacı ile siyasi iktidarın belli ekonomik politikaları izleyerek, toplumun yapısını değiştirme girişimidir.
Okur-yazarlık ve okullaşma oranı, ortalama yaşam süresi gibi değerler de bir ülkenin gelişmişlik düzeyinin bir göstergesidir. Bütün bunlar kalkınmanın merkezine insanı yerleştirmektedir. İnsanın düşüncesi, yetenekleri, eğitim düzeyi ile oluşan ekonomik ve kültürel ortam yenilik ve yaratıcılığı gerçekleştirerek üretim sürecinin girdisi olarak ekonomiye katkı sağlamaktadır.
UNDP tarafından 1990 yılından itibaren her yıl yayınlanan insani kalkınma raporlarında, bir toplumun gerçek zenginliğinin, insanların hoşlanacağı bir çevreye imkan veren, sağlıklı ve özgür bir yaşam ortamından faydalanabilen vatandaşlar ile sağlanabileceği ifade edilmektedir. İnsani kalkınma, insanların seçeneklerini artırma süreci olarak tanımlanmakta, uzun ve sağlıklı bir yaşamı, bilgi edinmeyi ve iyi bir yaşam standardı için gerekli koşulların sağlanmasını ifade etmektedir. Bir ülkenin GSMH’ si fazla olsa bile eğitimdeki durumu düşük bir seviyede kalmış ise o ülkenin kalkınmış bir ülke olduğundan da söylemek zorlaşmaktadır.
Klasik ekonomistlerden Adam Smith’in 1776’da yayımlanan ünlü kitabı “Ulusların Zenginliği”nde pahalı bir makine ile alışılmışın dışında bir şeyler üretebileceğini, eğitilmiş işgörenin de buna benzediğini belirtmiştir. 1950’lerin başında bazı ekonomistler Smith’in bu konudaki görüşlerini yeniden keşfederek “İnsani Sermaye Teorisini” ni geliştirmişlerdir.
1.Teorinin temeli eğitimin verimlilikte yarattığı artış ve dolayısıyla gelirleri artırdığı ile ilgilidir.
2.Eğitim harcamalarının, insan sermayesine bir yatırım olarak görülmesi, bu yatırımın getiri oranının ölçülmesini de gerektirir.
3.Yatırımlar bireye ve bütün olarak topluma yarar sağlamaktadır.
Böylelikle eğitilmiş bireylerin artan verimliliğinden toplumun yarar sağlaması yanında eğitim için yapılan harcamalar da toplumu etkilemektedir.
4.Maliyetlerine karşılık eğitim bireylerin dolayısı ile örgütlerin verimliliklerini arttıran bir faaliyettir.
2.2. OECD Ülkelerinin Eğitim Harcamalarının GSYİH’e Oranları
Türkiye’nin her kategoride eğitime ayırdığı kaynakların ortalamanın altında kaldığı, toplamda ise en az kaynak ayıran ülke olduğu dikkat çekmektedir.
Burada belirtilen ekonomik, sosyal, toplumsal ve kişisel getiriler göz önüne alındığında, yüksek öğretime yatırım yapmanın gerekliliği ve bir ülke için önemi de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Günümüzde üniversite, ileri bilgi teknolojilerinden kaynaklanan yeniliklere aktif olarak ayak uydurmak zorundadır. Yeni teknolojilerin coğrafi sınır tanımaması nedeniyle, bu gelişmeye ayak uyduramayan kurumların, işlevlerinin önemli bir kısmını yitirmeleri kaçınılmaz olacaktır. Gelişen bilim ve teknoloji ve toplumsal ihtiyaçlara göre üniversiteler de kendi kendini sürekli olarak yenileyebilmeli ve yeni bilgiler üretebilecek şekilde organize olmalıdır.
Sonuç olarak Adam Simith’e kadar geriye giden uzun bir süre iktisatçılar eğitimin önemini, iktisadi gelişme üzerindeki olumlu katkılarını ölçmeye çalışmışlardır. Bu çabalara rağmen uzun bir süre, iktisadi gelişmenin iş gören sayısı ile fiziki sermaye miktarına bağlı olduğu kabul edilmiştir.
İşgücünün bilgi ve yeteneklerinde, dolayısı ile verimliliğinde meydana gelecek artış ve iyileşmelerin iktisadi gelişmeye ve ulusal servet artışına katkıda bulunabileceği düşünülmemiştir. Ancak II. Dünya savaşından sonra, yapılan çalışmalar insan gücü kaynaklarında meydana gelecek olumlu değişmelerin iktisadi gelişmeye bütün diğer unsurlardan daha büyük oranda katkıda bulunacağını ortaya çıkarmıştır
2.3.Eğitimin Beşeri Sermaye Yatırımına Etkisi
Ürünün kalitesini yükseltmenin, verimliliği artırmanın özellikle eğitimi geliştirerek, ekonomik ve sosyal gelişmeye önemli katkılarda bulunabileceğinin bilincine varıldığı için insana yatırım konusunda daha duyarlı olunmaya başlanmıştır.
Bunu, gelişen ekonomilerde eğitim ve insangücü planlaması yönünde çabalar izlemiştir.
Bir ekonomideki insan gücünün nitelik ve niceliği, o ekonominin değişik sektörlerindeki fiziksel sermayenin nitelik ve niceliği ile üretimde kullanılan teknolojinin yapısına ve düzeyine dayanmaktadır. Ekonomideki hızlı değişimler, gelişmiş fiziksel sermaye ve nitelik ve nicelik bakımından yeterli insan sermayesini gerektirmektedir. Dolayısıyla ekonomideki insan gücünün yeni ve ileri teknolojilere dayalı üretim süreçlerini başarıyla gerçekleştirebilmesi için hizmet öncesinde nitelikli bir eğitim alması, iş hayatında ise sürekli olarak önceki eğitimine ilave eğitim görmesi gerekmektedir. Bilgi artışı ve buna dayalı teknolojik gelişim uzmanlık alanlarının daha da çeşitlenmesine neden olmuştur.
Eğitim bireylerin rasyonelitesini arttıran, seçimlerinde doğruya yönlendiren en önemli etkendir. Bilinçli ve rasyonel tüketici eğitimli demektir. Gelişmiş ve sağlıklı ekonominin faktörlerinden biri de eğitimli tüketicidir.
Beşeri Sermaye Teorisi eğitiminin ekonomi ve işgücü kalitesinde meydana getirdiği farklılığı ortaya koymuştur.
Sonuç olarak bir ülkenin kalkınması ile eğitimin yakın ilişkisi vardır. Eğitim bir yatırımdır. Bu nedenden ötürü teknolojik gelişmeyi sağlar.. Denison yapmış olduğu araştırmada 1929 dan 1956 ya kadar ABD”de çalışan kişi başına reel millî gelir artışlarının %42 sinin eğitim yoluyla meydana gelen iyileşmeden kaynaklandığını göstermiştir.
Türkiye’de işgücünün yeterli derecede kalifiye olmaması nedeniyle ekonomik istikrar olumsuz etkilemektedir.
Avrupa ülkeleriyle kıyasladığımızda daha genç ve dinamik nüfusa sahip olan Türkiye”de hızlı istikrarlı bir kalkınma ve sosyal gelişmenin sağlanabilmesindeki en temel unsur eğitime ve insana yapılacak yatırım ile gerçekleşebilecektir.
Ekonominin en temel faktörü olan insanın eğitimli hale getirilmesi ekonominin güçlülüğünü ve sürdürülebilirliğini sağlayacaktır.
2.4. AB Sürecinde Eğitim ve Eğitimin Ekonomiye Etkisi
Avrupa Birliği sürecinde eğitim ve ekonomi etkileşimi daha çok ön plana çıkmaktadır. Avrupa ülkelerine baktığımızda eğitim hizmeti en ufak birime kadar ulaştırılmakta ve meslekî eğitim ön planda durmaktadır. Bu durum, bu ülkelerin gelişmişliklerinin en iyi tanımlanmasıdır. Üretimin uzmanlaşmış kişiler tarafından gerçekleşmesi demektir. Uzmanlaşma zaman ve kaynak israfından uzaklaşmak demektir. Bu nedenle eğitim ve meslekî eğitim bütün ülkelerde, sadece kalkınmış vasıflı insan kaynakları açısından değil, verimlilik, ekonomik istikrar ve büyüme içinde etkili faktördür. AB sürecinde Türkiye'de eğitim sistemini uyumlaştırarak ve geliştirerek, beyin göçünü de önleyecek şekilde, Avrupa ülkeleriyle aynı düzeyi yakalamalıdır.
Avrupa Birliği'nin ortak eğitim politikası olmamakla birlikte, eğitimde aynılık gerek üretim, gerek iş gücü mobilitesini, ekonomik istikrarın sürdürülebilmesinde önem taşımaktadır. Aynı eğitim sistemi, aynı kalitede insan gücü demektir. Homojen emek; üretimde aynılık demektir.
2.5.Eğitim ve Devlet ilişkisi
Eğitimin düzeyi yüksek bireylerden oluşmuş çıkar ve baskı grupları mekanizmaların kendilerine yönelik işlemesine etki etmelerine rağmen, toplumun, ülkenin ulusal ve uluslararası çıkarlarının gerçekleşebilmesini göz ardı etmeyeceklerdir. Rasyonel davranacaklardır.
Kamu hizmetlerinde; kamu yararı ve verimlilik ilkelerine göre yürütülmesi, ülke ve toplum açısından en iyi ve yararlı olanının gerçekleştirilmesi olmalıdır. Eğitim ve eğitim düzeyi bunun gerçekleştirilmesi için önemli unsurlardan bir tanesidir. Devletin, kamu görev ve sosyal hizmetleri yerine getirebilmek için yapmış oldukları harcamalara “kamu harcamaları” denir .Kamu harcamaları; kamu gelirleriyle finanse edilmektedir.
Maastricht tanımına göre belirlenmiş toplam kamu harcamalarının GSYİH oranları aşağıdaki şekildedir:
OECD ortalaması: % 39.4
AB ülkeleri ortalaması: % 47.5
Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde kamu harcamalarının GSYİH'ye oranı genellikle % 20'lerin altında bulunmaktadır. İstisna olarak da % 20 ile % 30 arasında yer almaktadır.
Kamu harcamaları (eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, alt yapı, transfer harcamaları, yatırım harcamaları, vs.) gelişme sürecinde arttığında devletin büyümesi beklenecektir .Türkiye'de 1999-2001 yıllarında bu oran %20-22 arasında gezinirken kamu kesiminin küçük olması ile tanınan ABD ve Japonya'da bile bu oran 1993'te %30'u aşmakta, Kanada ve İngiltere'de %41'i geçmektedir. Kısaca bu bize şu durumu vermektedir:
Devletin yerine getirmesi gereken temel sorumluluklarda harcama ve devletin büyüklüğü kendini göstermeli, diğer alanlarda devlet küçülerek sorumluluğu özel sektör ile paylaşmalıdır.
Eğitimin, ekonomi üzerinde etkisinin vurgulanması ve önemsenmesinin temelinde bu nedenler olmalıdır.
Gelişmiş ülkelerden; İngiltere, İtalya, Almanya, Fransa vb. ülkeler devletin küçüldüğü ülkeler olmasına rağmen, Türkiye'ye göre harcamalarda büyük olarak yer almaktadır. Bu durumun nedenleri arasında bu ülkelerde devletin ana fonksiyonları;
· Sosyal güvenlik,
· Eğitim,
· Alt yapı,
· Sağlık olarak en gelişmişlik düzeyini yakalamak için:
Bütün kaynakları rahatlıkla kullanıp diğer alanlarda küçülmeyi tercih etmesinden kaynaklanmaktadır. Tabi burada nüfus artış eğilimi ve büyüklüğü önem taşımaktadır.
Devlet yukarıdaki hizmetleri üretirken, aynı anda normal mal üretme çabasında değildir veya kendi idarî, carî harcamalarını azaltma yönüne gitmektedir. Türkiye'de kamu kesimi istihdamı giderek artış eğilimi göstererek, personel giderlerinin artmasına neden olmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde harcamalar, kamu gelirleriyle karşılanmaktadır. Ülkemizde maliye politikalarının etkinsizliği derin bir açık yaratmaktadır. Tüm bu etkenler bilinçli bir toplumla karşı karşıya kalmadığından hedeflerden ve ekonomik istikrardan uzaklaşmayı beraberinde getirmektedir. Ülkeler arasındaki nüfus ve eğitim sistemi farklılıkları gelişmişlik olgusunda önemli rol üstlenmektedir. Çünkü bir ülkenin kalkınması ile eğitimin yakın ilişkisi vardır.
Daha rahat karşılaştırma yapabilmek için eğitim harcamalarının GSYİH içindeki paylarına değinmek yararlı olacaktır. 28 OECD ülkesinde kamu ve özel eğitim harcamalarının GSYİH ya oranı %5.1'dir (1996 rakamlarına göre) Bu oran en yüksek Kanada ‘da, en düşük %3.3 ile Türkiye'dedir. Bir ülkede eğitim harcamalarının GSYİH deki payı , 5-29 yaş grubunun nüfus artışı ve bu grup içinde okur yazar oranının artışa paralel olarak büyümesi kişi başına eğitim harcamalarını arttıracaktır. Arttırması gerekmektedir. Türkiye’de bu oran (EH/GSYİH) sadece nüfus arttığı için yüksek gözükmektedir.
Günümüzde:
25-34 yaş 45-54 yaş
Türkiye %24 %16
OECD %69 %54 (2)
3.TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNDE BİR YARA: DERSANELER
3.1.Dershanelere 1 milyar $ aktı
Velilerin öğrencileri için yaptıkları eğitim harcamasının 8 milyar doları aştığı, bunun için de en yüksek kalemin 3 milyar dolarla "öğrenci geçimi için yapılan" harcama olduğu açıklandı. Eğitime ödenen toplam rakamın yüzde 12'sini ise dershaneler oluşturdu.
Türkiye'deki 16 milyon öğrenci, sınavlara dayalı eğitim sisteminin gerçeği haline gelen dershanelere yılda 1 milyar dolara yakın kaynak aktarıyor. Dershanelere ve özel derslere 2002 yılında hane halkının ödediği ücret, toplam eğitim harcamaları içinde yüzde 12'lik bir pay oluşturdu. Özel dershane ve derslere resmi eğitim kurumlarında eğitimlerini sürdüren öğrenciler 747 milyon 631 bin 811 dolar, özel eğitim kurumlarındaki öğrenciler ise 167 milyon 109 bin 573 dolar aktarırken, toplam tutar 914 milyon 741 bin 384 doları buldu. Öğrencilerin sınavlar için yaptıkları harcamanın toplamı ise 39 milyon 339 bin doları buluyor. Devlet istatistik Enstitüsü'nce açıklanan "2002 Yılı Türkiye Eğitim Harcamaları Araştırması"nın sonuçlarına göre, 16 milyon öğrenci için hane halkının yaptığı eğitim harcaması 8 milyar 332 milyon 46 bin 776 dolar oldu. Hane halkının toplam eğitim harcamasının 7 milyar 529 milyon 574 bin 857 doları resmi eğitim kurumlarındaki öğrenciler; 802 milyon 471 bin 919 doları ise özel eğitim kurumlarındaki öğrenciler tarafından yapıldı.
Araştırma, hane halkının eğitim harcamaları içindeki en yüksek kalemin "öğrencinin geçimi için yapılan" harcama olduğunu ortaya koydu. Buna göre, 2 milyar 952 milyon 122 bin 545'i devlet okulları, 125 milyon 801 bin 986 doları özel okullardakiler olmak üzere "öğrencilerin geçimi için yapılan" harcamanın toplamı 3 milyar 77 milyon 924 bin 530 dolar düzeyinde gerçekleşti.DİE araştırması öğrenci servisleri için hane halkının cebinden çıkan toplam tutarın da 250 milyon 558 bin dolara ulaştığını ortaya koydu.
3.2.Öğrenci dershaneye mahkum
MEB'in açıkladığı istatistikler üniversite yolunun dershaneden geçtiğini ortaya koydu. Dershanelere giden öğrenci sayısı 7 yılda yüzde 152 oranında artış göstererek 784 bin 565, dershane sayısı ise 2 bin 984 oldu
Türkiye genelinde ÖSS engelini aşmak için geçen yıl, 2 bin 984 dersaneye 784 bin 565 öğrenci gitti. Milli Eğitim Bakanlığı "Türkiye'de Ortaöğretim" konulu Dünya Bankası Raporu sonrası ÖSS için dershane kapılarını aşındıran öğrenci sayısını hesapladı. Dershanelere giden öğrenci istatistiklerinde 7 yılda yüzde 152 oranında artış olduğu ortaya çıktı.
Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğü verilerine göre, 1997 ve 1998 eğitim-öğretim yılında 310 bin 432 öğrenci dershanelere giderken, bu sayı 2004 ve 2005 eğitim-öğretim yılında yüzde 152 oranında artarak 784 bin 565'e çıktı. Aynı dönemlerde, 1479 olan dershane sayısı 2 kat artarak 2 bin 984'e, dershanelerde görev yapan öğretmen sayısı da 13 bin 297'den 30 bin 537'ye yükseldi. Dünya Bankası'nın MEB'e sunduğu rapora göre, ÖSS, eğitime harcanacak 1 milyar YTL'nin dershanelere kaymasına sebep oldu.
Dershanelerin Türk eğitim sisteminin sırtında bir kambur olduğunu kaydeden Eğitim Bir-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, YÖK'ün yanlış uygulamalarının öğrencileri dershanelere sürüklediğini söyledi. Üniversite sınav sistemini eleştiren Gündoğdu, "1999 yılında tek basamaklı sınav sistemine geçerken Kemal Gürüz ve diğerleri "Artık öğrencilerin dershanelere gitmelerine gerek kalmayacak. Sınav sistemini basitleştiriyoruz. Herkes kendi çalışmasıyla sınava hazırlanabilecek' diyerek kamuoyunu ikna etmemişler miydi? Görüyoruz ki söyledikleri gibi olmadı. Dershane sayıları 2 kat, dershanelere giden öğrenci sayıları da 2.5 kat arttı" dedi.
ÖSS ile meslek lisesi öğrencilerine getirilen katsayı adaletsizliğine değinen Gündoğdu, "Ne yazık ki, ÖSS öğrencileri yanlış bir rekabete sürüklüyor. Ve bu yanlış rekabet onları dershanelere sürüklüyor. Okulları ise sadece üniversite sınavlarına girebilmeleri için gerekli olan bir kağıt parçasını (diplomayı) aldıkları yer olarak görüyorlar. Bu rekabette de her zaman meslek liseliler altta kalıyor. YÖK'ün getirdiği katsayı engelini aşabilmek için 2-3 yıl dershanelere gidiyorlar, ama her zaman altta kalıyorlar" diye konuştu.
3.3.'Dershane reformu ekonomik reform demek'
Bağımsız Eğitimciler Sendikası Başkanı Gürkan Avcı da Milli Eğitim Bakanlığı'nın verilerinin sadece resmi kayıtları anlattığına dikkat çekti ve resmi olarak kaydı olmayanlarla 784 bin 565 sayısının 1 milyonun çok üzerine çıkacağını belirtti. Avcı şöyle konuştu: "Aileler ekonomik koşulları ne olursa olsun dişten tırnaktan artırıp çocuklarını dershaneye göndermek zorunda hissediyorlar. Dershanelere öğrenci başına 2 ile 15 milyar arasında ödemeler yapan aileler, çocuklarını dershaneye göndermediği takdirde ihmalkar duruma düşmektedirler. Dershanelerden kurtulmak için gereken reform acilen yapılmalıdır. Bu sadece bir eğitim reformu değil ekonomi reformudur." (3)
Türkiye’de öğrencilere yapılan harcamalar içerisinde en çok yük getiren dershane harçlarıdır. Ekonomik durumu iyi olan bireyler çok rahat bir şekilde çocuğunu dershanelere kayıt yaptırabilmekte imkanı olmayan veliler çocuklarını dershanelere gönderememektedir.Belki bir sene dişinden tırnağından artırarak çocuğunu dershaneye gönderebilmektedir. Bu durumda öğrenci üzerinde müthiş bir baskı oluşmakta ya kazanamasam korkusu öğrenci başarısını etkilemektedir. Türkiye’de her getirilen sistem öğrencileri daha çok dershanelere bağımlı hale getirmektedir. Öğrenci başarısı ile eğitim harcamaları arasında doğru bir orantı vardır.
4.FRANSA’NIN EĞİTİM HARCAMALARI
(Tüm ulusal topluluğun verdiği desteğin ölçüsü olarak) Yüksek öğrenim harcaması 2000 yılında 17 milyon avro civarındadır (111.2 milyar Frank), yani gayri safi yurt içi hasılanın (GSYİH) % 1.2’si kadar. Bu oran OECD ülkeleri ortalamasına çok yakın olup Avrupa’nın büyük ülkelerinde kaydedilen oranın üstündedir. Harcamaların çok büyük bir bölümü kamuya aittir : %86,9 kadarı. Bu harcamaların %69 kadarını tek başına Milli Eğitim olmak üzere %73’ünü devlet yapmaktadır). Aileler ve işletmeler de her biri sırasıyla masraflara % 8.3 ve % 4.8 oranında katılmaktadır. Mali çerçevenin bu yapısı Fransız sisteminin özelliklerini iyice ortaya koymaktadır : Devletin yetkisi söz konusu olduğuna göre kamu ve özellikle devlet ödemelerde en büyük katkıyı yapan taraftır. Ailelere düşük maliyet, işletmelere zayıf yatırım düşmektedir.
4.(Kaynak:http://www.ambafrance-tr.org/spip.php?article922)
Devlet eğitim yatırımlarını büyük oranda sırtlamak durumundadır. Aileler de küçük maliyetlerle katkıda bulunmalıdır.
5.JAPONYA’NIN EĞİTİM YÖNETİMİ VE FİNANSMANI
Japonya’da ulusal düzeyde eğitim hizmetlerinden sorumlu birim, Eğitim Bilim ve Kültür Bakanlığı’dır. Ancak ülkenin eğitim sisteminin idaresinde yerinden yönetim esas alınmakta ve eğitim bakanlığının rolü genel olarak koordinatörlük olmaktadır . Bakanlık, üniversiteler, yüksekokullar, teknik kolejler, müzeler ve üniversitelere bağlı olarak açılmış olan ilk ve ortaöğretim kurumlarının yönetiminden, eğitim bütçesinin hazırlanmasından sorumludur. Ayrıca eğitimle ilgili yasa tasarısı sunulmasında ve eğitim politikalarının uygulanmasında hükümet ve ulusal meclis ile yetki ve sorumluluğu paylaşmaktadır. Bunun yanında İl ve Belediye Eğitim Kurulları’na finansman yardımı yapmakta, teknik rehberlik hizmeti sunmakta ve onlara önerilerde bulunmaktadır. Okul öncesi seviyesinden yükseköğretim seviyesine kadar uygulanması gereken genel standartları tespit etmekte, ilk ve ortaöğretimde okutulacak ders kitaplarını onaylamaktadır. Kısacası eğitim hizmetinin sunulmasında ulusal bütünlüğü sağlamaktadır .
Ülkede eğitim işlerinin yerinden yürütülmesinden 47 İl Eğitim Kurulu ile 3.000’in üzerinde Belediye Eğitim Kurulu sorumludur. İl Eğitim Kurulu 5 kişiden oluşmakta, il genel meclisinin onayı ile 4 yıl için, vali tarafından atanmaktadır. Belediye Eğitim Kurulu ise 3 veya 5 üyeden oluşmakta, 4 yıllığına belediye başkanı tarafından atanmaktadır. İl Eğitim Kurulu’na Eğitim, Bilim ve Kültür Bakanlığı’nın onayı ile, Belediye Eğitim Kurulu’na ise İl Eğitim Kurulu’nun onayı ile yönetici atanmaktadır.
İl Eğitim Kurulları ile Belediye Eğitim Kurulları’nın yetki alanları, aralarında bir çatışmaya yol açmayacak şekilde belirlenmiştir. İl Eğitim Kurulları, ortaöğretim ikinci kademe okulları ile sosyal ve kültürel alanda görev yapan eğitim kurumlarını yönetmektedir. Belediye Eğitim Kurulları ise, ilkokul, ortaöğretim birinci kademe okulları ve belediyelerce açılan sosyal ve kültürel eğitim kurumlarını yönetmektedir. Resmi ilk ve ortaokul öğretmenlerinin tayinleri ile öğretmenlere verilecek sertifikalar İl Eğitim Kurulu’nun sorumluluğundadır.
Japonya’da eğitim kurumlarına ulusal bütçeden, yerel yönetim bütçelerinden, özel kuruluş bütçelerinden paylar ayrılmış, zorunlu olmayan eğitimde ailelerin katkısı sağlanmıştır. Devlet eğitim harcamalarının büyük çoğunluğunu zorunlu eğitime kaydırmış, zorunlu olmayan eğitimin tamamı paralı hale getirilmiştir. Ülkede İlkokulların %98’inde devletin finanse ettiği öğle yemekleri verilmektedir. Zorunlu eğitim düzeyi için gerekli olan kitaplar ücretsizdir. Merkezi hükümetçe eğitime ayrılan fonların yanı sıra, her düzeydeki eğitim vergileri, bağışlar, kitlerle hazine mallarından sağlanan gelirler, yerel idarelerce elde edilen kira gelirleri ve öğretim harçları, eğitim giderlerini büyük ölçüde karşılamaktadır . Kısacası Japonya’da her yönetim düzeyi kendi koyduğu vergiler ve diğer gelirlerle bölgelerindeki eğitim etkinliklerini düzenleme ve yürütme yetkisine sahiptir. Ulusal hükümet, yerel yönetimlere sağladığı genel ekonomik desteğin yanı sıra, zorunlu eğitimde görevli olan öğretmenlerin maaşlarının yarısını ödemektedir . Ayrıca bölge ve yerel yönetimlere bağlı ilk ve ortaokulların eğitim araçları giderlerini karşılamakta, okul inşaat giderlerinin büyük kısmını vermektedir (5)
Bizde aşırı merkeziyetçi yönetim anlayışı yerele indirgenebilir mi ? Bu sorununun cevabı olumsuzdur. İlk ve ortaöğretimdeki öğrenci sayısı 2006-2007 verilerine göre 14 milyon 874 bin 496’dur. Yaygın eğitimden şu anda toplam 4 milyon 508 bin 564 kişi yararlanıyor. Örgün ve yayın eğitimdeki toplam sayı ise 19 milyon 383 bin 6 olarak gerçekleşti. Örgün eğitimdeki öğrencileri toplam 600 bin 510 öğretmen eğitirken, yaygın eğitimde de 79 bin 370 kişi görev yapıyor. Örgün ve yaygın eğitimdeki toplam öğretmen sayısı ise 679 bin 880 oldu.Bu kadar büyük bir örgüt nasıl yönetilmeli?Önce bu sorunun cevabını verilmeli eğitimi yönetenler tarafından.
6.AİLENİN SOSYO-EKONOMİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ İLE MEZUN OLUNAN OKUL VE ÖZEL DERSHANENİN ÖĞRENCİLERİN KONTROL ODAKLARI, AKADEMİK TUTUMLARI VE LİSELERE GİRİŞ SINAVINDAKİ BAŞARILARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Bu çalışmada, Batman ili kent sınırları içinde yer alan üçü özel altısı ise devlet olmak üzere, toplam dokuz ilköğretim okulunun son sınıflarında okuyan ve 2006 Yılı Liselere Giriş sınavına katılan 380 öğrencinin aile sosyo-ekonomik ve demografik özellikleri, mezun oldukları okul grubu, özel dershaneye devam edip etmedikleri ile öğrencilerin kontrol odaklar , akademik tutumlar , sınavdaki Türkçe -Matematik ve Matematik fen başarıları arasındaki ilişkiler ile aile sosyo-ekonomik ve demografik özellikleri, mezun olunan okul grubu ve özel dershanenin öğrencilerin kontrol odaklar, akademik tutumları, Türkçe-Matematik ve Matematik-Fen başarılarındaki varyasyon üzerindeki ortak ve bağımsız etkileri incelenmeye çalışılmıştır. Aile sosyo-ekonomik ve demografik özelliklerinin dikkate alınmadan yapılan tek yönlü varyans analizleri sonuçlar , hem mezun olunan okul grubunun ve hem de özel dershane öğrencilerin kontrol odakları ve akademik tutumları ile Liselere Giriş sınavındaki Türkçe-Matematik ve Matematik-Fen başarılarındaki varyasyon üzerinde önemli etkilere sahip olduğunu göstermektedir.
Korelasyon analizleri sonunda elde edilen bağıntı katsayıları, hem aile sosyo-ekonomik ve demografik özelliklerinin göstergeleri olan babanın eğitim düzeyi, babanın meslek saygınlığı, annenin eğitim düzeyi, ortalama aylık gelir, kardeş sayısı, hane veya ailedeki kişi sayısı değişkenlerinin kendi aralarında, hem söz konusu değişkenlerle mezun olunan okul grubu ve özel dershaneye devam arasında ve hem de seçilmiş olan tüm bu bağımsız değişkenlerle öğrencilerin kontrol odakları ve akademik tutumları ile Liselere Giriş Sınavındaki Türkçe -Matematik ve Matematik-Fen başarıları arasında önemli ilişkiler olduğunu göstermektedir.
Korelasyon analizleri sonunda elde edilen sonuçlardan hareketle yapılan regrasyon analizi sonuçlar , aile sosyo -ekonomik ve demografik özellikleri ile mezun olunan okul grubu ve özel dershanenin öğrencilerin kontrol odakları ve akademik tutumları ile Liselere Giriş Sınavındaki Türkçe -Matematik ve Matematik-Fen başarılarındaki varyasyon üzerindeki ortak etkilerinin istatistiksel olarak önemli olduğunu göstermektedir. Analiz sonuçları, seçilmiş bağımsız değişkenler tarafından öğrencilerin Liselere Giriş Sınavındaki Türkçe -Matematik ve Matematik-Fen başarılarında açıklanan varyasyon miktarının öğrencilerin kontrol odakları ve akademik tutumlarında açıklanan varyasyon miktarından çok daha fazla olduğunu göstermektedir. Ayrıca elde edilen bulgular, aile sosyo ekonomik ve demografik özellikleri ile birlikte analizlere girdiklerinde, hem mezun olunan okul grubunun ve hem de özel dershanenin öğrencilerin kontrol odakları ve akademik tutumları ile Türkçe-Matematik ve Matematik-Fen başarılarındaki varyasyon üzerindeki etkilerinde ciddi düşüşler olduğunu göstermektedir.
Kısacası, bu araştırmanın bulguları, aile sosyo-ekonomik özelliklerinin ve özellikle de bu özelliklerden biri olan babanın eğitim düzeyinin öğrencilerin kontrol odakları ve akademik
tutumlar ile Liselere Giriş Sınavındaki Türkçe-Matematik ve Matematik-Fen başarılarındaki varyasyonu etkileyen en önemli faktör olduğunu, başta babanın mesleki saygınlık derecesi, annenin eğitim düzeyi, ailenin sahip olduğu ortalama aylık gelir, sahip olduğu çocuk sayısı ve hanedeki kişi sayısı ile öğrencinin mezun olduğu okul grubu ve özel dershaneye gidip gitmemesinin de babanın sahip olduğu eğitim düzeyine bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini ortaya koymaktadır.(6)
7.AİLE SOSYO - EKONOMİK VE DEMOGRAFİK ÖZELLİKLERİ İLE MEZUN OLUNAN LİSE TÜRÜNÜN ÖĞRENCİLERİN ÜNİVERSİTE GİRİŞ SINAVINDAKİ BAŞARILARI ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Bu çalışma, aile sosyo – ekonomik ve demografik özellikleri ile mezun olunan lise türünün 2005 Yılı Üniversite Giriş Sınavlarına katılan lise son sınıf öğrencilerinin akademik başarılarındaki varyasyon üzerindeki ortak ve göreli etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinin en çok gelişmiş dört ili olan Diyarbakır, Erzurum, Malatya ve Van illerinin kent sınırları içinde yer alan dört tür liseden, yani endüstri meslek,
imam hatip, genel devlet ve özel liselerden seçilmiş 891 son sınıf öğrencisini içeren bir örneklem üzerinde yürütülmüştür. Son sınıf öğrencilerinin seçiminde iki aşamalı öbekli bir örneklem yöntemi izlenmiştir. Birinci aşamada dört öbekteki liseler dört gruba ayrıldıktan sonra, kasti tesadüfî bir örneklem yöntemi kullanılarak ikinci
aşamada 891 son sınıf öğrencisinden oluşan öğrenci örneklemi seçilmiştir. Bu çalışmadaki bağımsız değişkenler iki takımdan oluşmaktadır: Aile sosyo – ekonomik ve demografik özellikleri ile öğrencinin mezun olduğu lise türü. Aile sosyo – ekonomik özellikleri aşağıdaki beş gösterge ile ölçülmeye çalışıldı: Baba eğitim düzeyi, anne eğitim düzeyi, baba meslek saygınlığı, anne meslek saygınlığı ve ailenin ortalama aylık geliri. Ailenin demografik özellikleri ise şu iki göstergeyle ölçülmeye çalışıldı: Öğrencinin sahip olduğu kardeş sayısı ve hane halkı sayısı. Aile sosyo – ekonomik ve demografik özelliklerini içeren veriler 2004 - 2005 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Yarıyılında okul ortamında öğrencilere uygulanan bir anket aracılığıyla toplandı. Bu çalışmanın temel bağımlı değişkeni olan akademik başarı aşağıdaki üç öğeden oluşmaktadır: Öğrencilerin 2005 Üniversite Giriş Sınavlarındaki
sözel ve sayısal performansları ile lise öğrenimleri boyunca sahip oldukları okul performansları. Akademik başarının üç öğesi ile ilgili verilere, öğrencilerin T.C. kimlik numaraları kullanılarak, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezinin sınavlar sayfasından ulaşılmıştır. Bu çalışmanın verilerinin çözümlenmesinde, SPSS’ın üç alt programını oluşturan Varyans Analizi, Korelasyon Analizi ve Çoklu Regrasyon Analizi kullanılmıştır.
Yapılan varyans analizleri sonunda elde edilen bulgular, mezun olunan lise türüne bağlı olarak öğrencilerin sözel, sayısal ve okul başarıları arasında önemli farklılıklar olduğunu göstermektedir. Analiz sonuçları, aile sosyo – ekonomik ve demografik özellikleri dikkate alınmadığında, mezun olunan lise türünün öğrencilerin üniversite giriş sınavındaki sözel ve sayısal başarıları ile üç yıllık lise öğrenimi boyunca elde ettikleri okul başarısındaki varyasyon üzerinde önemli
etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Aile sosyo – ekonomik ve demografik özellikleri ile regrasyon denklemine sokulduğunda, mezun olunan lise türünün öğrencilerin sözel, sayısal ve okul başarılarındaki varyasyon üzerindeki etkilerde önemli azalmalar gözlenmiştir. Regrasyon analizleri sonunda elde edilen bulgular, baba eğitim düzeyinin öğrencilerin sözel ve sayısal başarıları ile okul performanslarındaki varyasyonu açıklayan en önemli bağımsız değişken olduğunu
göstermektedir. Daha da önemlisi, korelasyon analizleri sonunda elde edilen bağımlılık katsayıları, hem aile sosyo – ekonomik özellikleri ile demografik özellikler arsında hem de bu özellikler ile öğrencinin mezun olduğu lisenin türü arasında önemli ilişkiler olduğunu göstermektedir. (7)
İster ilköğretim ister ortaöğretim isterse yüksek öğretim olsun eğitime ne kadar ekonomik destek sağlarsanız o kadar başarı oranı artacaktır. Bu tespit yüzde yüz geçerli değildir. Ama çoğunlukla böyledir. Dünyaya ve ülkemizdeki örneklerine bakacak olursak istatiki veriler hep bu doğrultudır. Başarı kavramını sorgulamadan geçemeyeceğim. Ülkemizde başarı denildiği zaman öğrencinin akademik başarısı akla gelmektedir. Öğrenciyi hayata hazırlayan unsurları hep gözardı ettiğimiz için eğitimde istenilen sonuca bir türlü ulaşılamaktadır. Öncelikle öğrenci başarısı insani meziyetleri bünyesinde barındırıp barındırmadığıyla ilgili olmalıdır.Akabinde akademik başarı gelmelidir.
KAYNAKLAR
1. MEB web sitesi : http://www.meb.gov.tr/duyurular/ duyurular/ pisa/ pisaraporu.htm
(Açıklama: 20 Mayıs 2008 sayfayı ziyaret etme tarihidir).
2. Güvenç , Sevil (2007) Beşeri Sermaye ve Büyüme Arasındaki
İlişki ,Trabzon
3. Bulut , Yakup , Yenişafak
4.(Kaynak:http://www.ambafrance-tr.org/spip.php?article922)
5. Uçar, Rezzan & Uçar, Halil İbrahim (2004) Japon Eğitim Sistemi Üzerine Bir İnceleme: Çeşitli Açılardan Türk Eğitim Sistemi İle Karşılaştırma , Yüzüncü Yıl Üniversitesi , Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Öğrencisi , Elektronik Eğitim Dergisi , Cilt : 1 , Sayı : 1 , http://efdergi.yyu.edu.tr ,Van
(Açıklama: 20 Mayıs 2008 sayfayı ziyaret etme tarihidir)
6. Türk, Emrullah (2007), Ailenin Sosyo Ekonomik ve Demografik Özellikleri İle Mezun Olunan Okul ve Özel Dershanenin Öğrencilerin Kontrol Odakları , Akademik Tutumları ve Liselere Giriş Sınavındaki Başarıları Üzerindeki Etkileri ,Yüzüncü Yıl Üniversitesi ,Sosyal Bilimler Enstitüsü,Sosyoloji Ana Bilim Dalı,Yüksek Lisans Tezi ,Van
7. PAKIR,Ferit (2006) Aile Sosyo – Ekonomik ve Demografik Özellikleri İle Mezun Olunan Lise Türünün Öğrencilerin Üniversite Giriş Sınavındaki Başarıları üzerindeki Etkileri , Yüzüncü Yıl Üniversitesi ,Sosyal Bilimler Enstitüsü,Sosyoloji Ana Bilim Dalı,Yüksek Lisans Tezi ,Van
ÖZGEÇMİŞ
Mükerrem KALKAN
KİŞİSEL BİLGİLER
Doğum Tarihi : 10.07.1978
Doğum Yeri : Kelkit / Gümüşhane
Medeni Durumu : Evli
EĞİTİM
Yüksek Lisans : Ahmet Yesevi Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Programı, 2008 -devam ediyor.
Lisans : Atatürk Üniversitesi – Erzincan Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Erzincan, 2002.
Lise : Muammer ve Enver Şahin İmam Hatip Lisesi – Sosyal Bilimler Bölümü, Gümüşhane, 1996.
Ortaokul : Söğütlü Ortaokulu, Gümüşhane, 1992.
İlkokul : Söğütlü İlkokulu, Gümüşhane, 1988.
ÇALIŞTIĞI KURUMLAR
2004 – 2008 : Cumhuriyet İlköğretim Okulu, Kelkit, Gümüşhane -
devam ediyor.
2002– 2004 : Fatih İlköğretim Okulu, Kaynarca, Sakarya
İLETİŞİM
Mail : mukerremkalkan@hotmail.com
Web: www.mukerremkalkan.com
Gsm: 05354930252
|