AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ
UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ
EĞİTİM YÖNETİMİ VE DENETİMİ
YÜKSEK LİSANS PROGRAMI
ALİ AKKAYA VAKASI
YÜKSEK LİSANS DÖNEM ÖDEVİ
(ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ)
DANIŞMAN
Prof.Dr. Erol EREN
HAZIRLAYAN
Mükerrem KALKAN
0877B005
GÜMÜŞHANE
2009
Yönetim ve Organizasyon (Örnek Vaka)
ALİ AKKAYA (*)
Kredibank'ın Hamidiye şubesi Müdürü Ali Akkaya kendisini ziyarete gelen ortaokul arkadaşı Sami Bengisu'ya bankaya ilk intisap ettiği senelerde başından geçen olayı anlatıyordu.
- Ya Sami'ciğim, Kredibank'ta ilk memuriyet günümden başlayan ve bankacılık hayatımı bütünüyle etkileyen bir olayı bir türlü aklımdan çıkaramam.’’diye söze başladı. Ali Bey'in aynı zamanda çocukluk arkadaşı da olan Sami onun mahalledeki durumunu gözlerinin önünde canlandırıyordu. Ali varlıklı bir ailenin tek oğlu olarak dünyaya gelmişti. Buna rağmen daha küçük yaşlarda babasından aldığı mektep harçlıklarını itina ile biriktirir ve okuldan döner dönmez evlerinin yakınında bulunan simitçi fırınından simit alarak onları satardı. Satamadığı simitleri de zorla akraba ve ailesine verir ve parasını alırdı. Kabına sığmayan bir çocuktu ve daha çocukluk çağlarında kendi geçimini sağlar duruma gelmişti. Bu yüzden lise tahsilinden sonra yüksek öğrenimine devam etmemiş, bankacılığa merak sarmıştı. Emek Ticaret Bankasına girdi. Fakat bankacılığın monoton hayatı kendisini sıktı. Mahmut Paşa'da işportacılık ve seyyar satıcılığa merak sardı. Kendi gücü ile bu basit ticaret hayatını devam ettiriyor ve geçimini temin ediyordu. Ailesinden maddi hiçbir yardım görmemişti. Bu sıralarda liseden beri arkadaşlık ettiği Necla Hanımla evlendi. Mahmutpaşa'nın kozmopolit muhiti onu çok sıkıyordu. Artık macera adamı olmak istemiyor,güvenli ortamı arıyordu. Kredibank'a müracaat etti. 1964 Martında kendisini İstanbul'da bulunan şubelerden birine memur olarak tayin ettiler. Bundan sonrasını Ali bey arkadaşına şu şekilde nakletti.
Beyoğlu'nun sapa semtlerinden birinde bulunan bir şubede çalışmaya başladım. Evim Çukurbostan'da idi. Şubemizde müdür'den başka şef ve muhasebeci vardı. Beni muhasebe servisine verdiler. Muhasebeci Hakan Duman adlı bir zattı. Hakan Bey beni,Bizim serviste çok yorulacaksın, zira işler epey birikti. Elini çabuk tutmaya bak,diyerek karşıladı. Yerime oturdum, önümdeki günlük muamelat defterine bakıyordum ki muhasebecinin masasından bir gürültü yükseldi. Dönüp baktım, Hakan Bey eli ile masaya vuruyordu.
-Al şunları senet hesaplarına geçir ve işin bitince de defteri bana ver. dedi. Emek Ticaret Bankasındaki tecrübelerime dayanarak banka muhasebe hesaplarından anlıyordum, makbuzları masasından aldım ve yerime döndüm. Aradan ancak beş dakika geçmişti ki, aynı gürültü Hakan Bey'in masasından tekrar geldi. Döndüm bana bakıyordu.
- Daha bitmedi mi? dedi.Makbuzlar epeyce var, bitirmeye çalışıyorum dedim. Aradan 3 dakika daha geçti, Hakan Bey masasına vurarak ‘’Daha bitiremedin mi?’’diye tekrarladı. Ali Bey devamla,“ İşi bitirip senetler defterini kendisine verene kadar beş defa "daha bitmedi mi veya bitiremedin mi?" diye tekrarlamıştı. Bu hali sinirime dokunuyordu. Birkaç gün böyle devam ettim. Kendisi mevduat işleri ile ilgili olmadığı halde, devamlı bankaya gelen müşterilerle konuşuyor, onlarla dostluk kurmaya çalışıyordu. Halbuki bu işler kendisini ilgilendirmezdi ve mevduat şefinin işleriydi. Ben, bana verdiği işleri yapıyordum. Fakat "daha bitmedi mi" şeklinde suallerine bitmedi tarzında cevaplar veriyordum. Artık aramızda iyiden iyiye sinir harbi başlamıştı. Akşam olunca verilen işlerin hepsini birden teslim ediyordum. Hakan Bey, bütün gününü, müşterilerle geçiriyor, uzun zamandan beri bitirilememiş muhasebe işlerini akşam tatilinden sonraya bırakıyordu. Evim uzak olduğu için geç saatlere kalmak istemiyordum.
Evde çocuklarım ve karım bekliyorlardı. Akşam saat 6:30 veya 7’ye kadar bana verilen işleri yaptıktan sonra masasının üzerine bırakıp gidiyordum. Halbuki Hakan Bey bu saatlerde işine başlıyordu. Bankaya girişimin üçüncü haftası idi. Saat 7:20'de evime gitmek üzere pardesümü giyiniyordum ki. Hakan Bey'in kalın sertçe sesi gürledi.’’Daha iş var.’’dedi. ‘’Günün işi bitmez.’’dedim ve çıkıp gittim. Ertesi akşam yine aynı saatlerde çıkarken Hakan Bey sinirli bir şekilde, ‘’Nereye gidiyorsun ‘’dedi. ‘’Evime,’’diye cevap verdim.
‘’Ben 11'e, 12'ye kadar çalışıyorum,’’dedi.’’Benden bu kadar,’’diye cevap verdim, kapıyı hızlıca çekip evimin yolunu tuttum.Bu sinir harbi bir süre sert münakaşalarla devam etti. Altı ay sonra şube müdürü Remzi Kestel Bey'e aşağıdaki şekilde bir dilekçe yazdım.
"Gerek evimin yakınlığı ve gerekse muhitim olması sebebiyle şubenizden, Beyazıt, Gedikpaşa veya Aksaray şubelerinden birine naklimin yapılmasını rica ediyorum. Bana bu imkan sağlanırsa bankaya daha faydalı olabileceğimi umut ediyorum. Kolaylık göstereceğiniz ve bu durumu genel müdürlüğe bildireceğiniz umuduyla saygılarımı sunarım."
Remzi Bey, bütün olanları biliyor, fakat hiç ses çıkarmıyordu. Dilekçemi verdikten bir hafta sonra dayanamayıp tekrar müdüre çıktım.
-Buradaki durumu biliyorsunuz. dedim. Başını evet dercesine salladı.
-O halde, evim de uzak 450 lira ile zor geçiniyorum, tayinim konusunda tavassut edip umum müdürlüğe bildirin lütfen.dedim. Müdür yüzüme baktı.
-Olmaz öyle şey, memur almak ve yetiştirmek zor, o zaman nasıl yapacağım, haydi işine, dedi.Çaresiz masama döndüm. Aradan birkaç gün geçmişti ki, Hakan Bey masasına vurarak;
. Her zamanki hali ile,’’Alacaklı hesaplar defterini buraya getir.’’ dedi.
‘’Babanın uşağı yok gel al.’’dedim ve defteri çıkararak masanın üzerine koydum.
-Ben senin amirinim son defa ihtar ediyorum, getir onu buraya,diyerek yerinden kalktı sesimi çıkarmadım. Başını sallayarak kızgın bir şekilde müdürün odasına doğru yöneldi. Müdür de o sırada gürültüyü duymuş ve yerinden kalkmışı. Müdür odasının kapısından Hakan Bey bağırarak,
-Bu adamın yüzünden muhasebedeki bütün işlerim alt üst oldu, sinir küpüne döndüm.dedi. Müdür sertçe,
- Ali Bey, diye beni çağırdı. Odasına gittim, içeri girerken,
- Ben herşeyi biliyorum, nedir bu yaptığın, dedi.
- Efendim ben size daha evvel durumu arzettim, Hakan Bey'in hakaretlerine tahammül ede... derken Hakan Bey sözümü ağzımda bıraktı. Beni göstererek,
- Kepaze, bu adamın her şeyi kepazelik. dedi. Bu söze artık dayanamazdım. Bu bardağı taşıran son damla oldu. İzzeti nefsim ayaklar altına alınmıştı. Yıldıran gibi, Hakan Bey'in üzerine yürüdüm iki elimle gırtlağına sarıldım. Bütün şubedeki memur ve müşteriler müdürün odasına doluştular. Güçlükle, ayırtedildik. Böylece müdür durumun ciddiyetinin farkına varmış oldu. İfadelerimizi alan Remzi Bey, beni suçlu bularak ertesi gün genel müdürlüğe aşağıdaki mektubu yazdı.
"Şubemizde yedi aydan beri çalışmakta olan Ali Akkaya şimdiye kadar bütün hüsnüniyetimize rağmen işine intibak edememiştir. Müdürlüğümüze 13 Eylül 1964 tarihinde verdiği dilekçesinde kendisinin başka şubelere naklini istemiş ise de işine son verilmesinin uygun olacağı kanaatindeyim."
Aradan bir hafta geçmişti ki genel müdürlük, bankanın memur bulma sıkıntısı içinde olduğunu belirtiyor ve müdüre "Ali Akkaya'nm şubeye intibakının teminini rica ederim" tarzında cevap veriyordu. Bu arada Hakan Bey moral iznine çıkmıştı. Mevduat servisinden de Semih ve Şaban Beyler de senelik izinlerini kullanıyorlardı. Bankada mevduat servisinde işler aksamaktaydı. Müdüre mevduat servisinde çalışmak istediğimi bildirdim. Çaresiz razı oldu. Ben yeni servisimde şefim Bülent Bey ile birlikte akşam 7'ye ve 8'e kadar çalışıyordum. Şefim hiç sıkmıyordu. Zaten ben de Hakan Bey'in inadına işime dört elle sarılıyordum. Bu arada Bülent Bey ile dertleşiyorduk. Hakikaten evimin uzaklığı, yol parası ve vasıta bulamamanın güçlüklerini izah ediyordum. "Evimin yakınında bir şubeye verilirsem ihya olurum, bankaya daha yararlı hizmetlerde bulunurum" diyordum.
“Nihayet, 1965 yılının Nisan ayında Remzi Bey tayinime razı oldu. 13 aylık kahır sona ermişti. Mesai arkadaşım Ahmet Küfeli,
-Ali, bu tayin senin için iyi oldu. Çünkü senin hakkında bu adamlar kötü teskiye veriyorlardı, dedi.
-Bir anda evimi ve çocuklarımı düşündüm. Kredibank'ın Eminönü şubesine giderken, sabıkalı bir memurun ezikliği içinde idim.
Bundan sonra çalışmalarıma daha dikkatli şekilde devam etmeli, hakkımdaki kötü intibayı silmeliydim. Ahmet'in sözleri bankaya her girişimde kulaklarımda çınlıyordu.Eminönü şubesinde Muhasebeci muavinliği imtihanına girdim ve muhasebeci muavini oldum. Aradan dört gün geçmişti. Bir gün sabahleyin eski müdürüm Remzi Bey bankaya geldi. Bana doğru ilerliyordu. Hemen ayağa kalkıp selamladım. Bana,
- Ali duydum seni tebrike geldim, hepimizi utandırdın. dedi. Ben de,
- Olanları unuttum efendim.diye karşılık verdim. Bundan sonraki çalışmalarımda hep olumlu not alıyordum. Hakkımda yazılan teskiyeler fevkalade idi ve işte şimdi aziz dostum, görüyorsun altı aylık Hamidiye şubesi müdürü bulunuyorum. Remzi Bey'in jesti benim için bir kamçı ya da harekete geçirici bir güç olmuştu.
(*) Bu vak'a Prof.Dr. Erol EREN tarafından hazırlanmıştır. Vak'a yönetim problemlerinin ilgili yöneticiler tarafından doğru veya yanlış çözümlendiğini göstermek için değil, sınıf müzakerelerine esas teşkil etmek amacıyla hazırlanmıştır. Tüm hakları saklıdır.
VAK’A ANALİZİ
Bir organizasyon içinde gerçekleşen bu olay kahramanın geleceği üzerinde kalıcı izler bırakmıştır. Vak’a yönetim süreci açısından irdelenecektir. Sorununu çıkış nedeni Ali Bey’in hayata bakış tarzı ile Şefinin hayata bakış tarzının çatışmasıdır.
Ali Bey varlıklı bir ailenin çocuğu olmasına rağmen babasından aldığı mektep harçlıklarını biriktirip bunlarla simit alıp satması, üstelik satamadığı simitleri akraba ve ailesine verip parasını alması sorumlu bir kişiliğe sahip olduğunu ve karşılaştığı engelleri aşabilecek iradeye sahip olduğunu göstermektedir.
Ali Bey’in banka serüveninin kısa olması monoton hayatın kendisini sıkmasına bağlamak gerekir. Ali Bey gençliğin verdiği dinamiklikle ticaret hayatına atılmıştır. Ne var ki Necla Hanımla evlendikten sonra maceraya bir son vermesi gerektiğini düşünür. Burada insanın kararları üzerinde kadının etkisi olduğunu düşünüyorum. Çok para kazanmaktansa güvenli, mutlu bir hayatı tercih etmek daha doğru olsa gerek.
Kredibank’a memur olarak işe başladığı zaman tecrübesiz değildi. Bankanın işleyiş düzenini biliyordu. Hakan Bey’in bütün işleri Ali Bey’e yaptırmak istemesi doğru bir davranış değildir. Bu davranış işe yeni başlayan bir kişi için tecrübe adına bulunmaz bir şeydir. Demek istediğim insan tecrübesi kadardır. Hayatta ne kadar tecrübeniz varsa fırtınada geminizi karaya ulaştıracak iradeye o kadar sahipsiniz demektir. Yolun başında hiçbir güçlükle karşılaşmayan bir kişi ilerde karşılaştığı güçlüklerle baş edemez. Dağ ne kadar yüce olsa da yol üstünden gider. Sizin mücadele azminiz varsa bütün engeller zamanla aşılacaktır. Azim ve kararlılığınız sizi başarıya ulaştıracaktır.
Hakan Bey’in kendi işlerini yapmayıp gelen müşterilerle ahbap – çavuş ilişkisi içinde davranması kabul edilebilir bir durum değildir. Ali Bey’in muhasebe işinden anlaması kendi açısından kazançlı bir durumdur. Siz eğer bir işe girecekseniz ilk sorulan soru tecrübenizin olup olmadığıdır. Ali Bey geldiği zaman Hakan Bey ‘Çok yorulacaksın, işler epey birikti’ demesi bir şeylerin olacağının sinyaliydi. Ben Ali Bey’in yerinde olsaydım nasıl davranırdım acaba? Hakan Bey’in yaptığı yanlışa aynen karşılık mı verirdim yoksa diyalog yoluyla çözmek mi isterdim. Yaşamadan bu sorunun cevabı zor olsa gerek. Ama öncelikle insan olmanın gereği usulünce muhatabımla konuşmayı denerdim. Öykü bu açıdan eksik gibi. Ya da bilinçli bir boşluk bırakılmış. İş yerinde yönetici işlerin yürümesi için bütün işleyişten haberdar olması gerekir. Olay başlamadan önlenmelidir. Aksi halde tamiri imkansız yaralar açılabilir. Yönetici geleceği görebilmeli ve ona göre önlem almalıdır. Olaylara anlık çözümler yerine gelecek odaklı çözümler üretmelidir.
Şefin mesai saatleri içerisinde işini yapmayıp gece geç saatlere kadar çalışıyorum demesi işgüzarlıktır. Zamanı yönetemeyenler zaman nehrinde boğulurlar. İş ahlâkından bihaber şef kendi keyfince davranmaktadır. Bu keyfi davranışlara neden yönetici sessiz kalmaktadır? Durumun ciddiyetini anlamaktan aciz mi yoksa durumu idare etmek mi amacı. Remzi Bey’in bu hikayede rolü ne? Kurumun işleyişinden sorumlu olmasına rağmen olaylara kayıtsız kalması düşündürücüdür.
Ben müdür olsaydım nasıl davranırdım? Herhalde işin gidişatını takip ederdim. Problem çıkmadan çözerdim diye düşünüyorum. Süreci yönetemeyen müdürün olayın patlak vermesinden sonra Ali Bey hakkında uyum sağlayamadığı için işine son verilmesi gerektiği kanaati ne kadar hakkaniyete uygundur. İşe nasıl intibak olunur? Uyum sağlamak zorunda olduğunuz bir iş düşünün ki bütün akortları bozulmuş ve siz bu bozuk düzene uymak zorundasınız. Ya düzene uyacaksınız ya da çarkın dişlileri arasında ezileceksiniz? Ali Bey mi işe uyum sağlayamamıştır yoksa işin oryantasyon sorunu mu var?
Bazen iş ortamlarının değiştirilmesi iş verimliliğini artırmaktadır. Ali Bey de Mevduat Servisi’nde çalışmasıyla işler rayına oturmaya başlamış ve Şefi Bülent Bey’le gayet güzel ilişkiler kurmuştur. Birinci Kısımda Ali Beyle Hakan Bey arasında geçen huzursuzluk ikinci bölümde yerini sukûta bırakmıştır.. Bu olumlu çalışma ikliminin sağlanmasında Ali Bey de Bülent Bey de iyi niyet ölçüsünde hareket etmişlerdir.Bundan dolayı hiçbir sıkıntı yaşanmamıştır. Bület Bey’in işlerde Ali Bey’i sıkmaması Ali Bey’in akşam 7 ‘ye , 8’e kadar çalışmasını sağlamıştır.
Tabii Ali Bey evine yakın bir yerde çalışmak istemesi gayet normal. Aldığı ücretle geçinememektedir. Yol parası, vasıta bulamamanın sıkıntıları ve evin uzaklığı rahat çalışmasını engellemektedir.
13 aydan sonra Remzi Bey’in Ali Bey’in tayinine razı olması Ali Bey için bir fırsat olmuştur. Tabii bu tayin beraberinde bazı sıkıntıları da getirmiştir. Ali Bey sabıkalı bir memurdur. Yeni iş yerinde daha dikkatli davranması ve hakkında kötü intibayı silmeye çalışması iyi bir başlangıç olsa gerek.
Ali Bey sınavlara girerek muhasebeci muavini olması Remzi Bey’in gelerek onu tebrik etmesine neden olmuştur. Remzi Bey’in bu davranışı takdire şayandır. Başarılar alkışlanmalı ve teşvik edilmeli. Öykünün kahramanı Ali Bey bundan sonra kendini sürekli hedefe odaklayarak başarıyı sağlayacaktır.Remzi Bey olgunluk örneği göstermiş ve doğru olanı yapmıştır.Bu vak’a neyi salık veriyor acaba? Yönetici mi yoksa işgörenin davranışları mı sorgulanmaktadır? İnsanların nasıl davranacağını tahmin edemezsiniz ama işgörenin, yöneticinin nasıl davranması gerektiği ile ilgili fikir beyan edebilirsiniz. Iş ortamının düzenini sağlamak yöneticinin görevidir .
Öyküde iki tip şef karekteri çizilmiş. Birinci kötüyü, ikinci iyiyi temsil etmektedir. Birinci ne kadar kötü ise ikinci o derece iyidir.İki şefin yanında çalışan memurun davranışları da o derece farklıdır. Demek ki sıkıntılar Ali Bey’den kaynaklanmamaktadır. Burada şefinden yana dertli olan Ali Bey şef ya da müdür olduktan sonra kendi yaşadıklarını kendi personeline yaşatmayacaktır.
ÖZGEÇMİŞ
Mükerrem KALKAN
KİŞİSEL BİLGİLER
Doğum Tarihi : 10.07.1978
Doğum Yeri : Kelkit / Gümüşhane
Medeni Durumu : Evli
EĞİTİM
Yüksek Lisans : Ahmet Yesevi Üniversitesi – Sosyal Bilimler Enstitüsü – Eğitim Yönetimi ve Denetimi Yüksek Lisans Programı, 2009 -devam ediyor.
Lisans : Atatürk Üniversitesi – Erzincan Eğitim Fakültesi – Türkçe Öğretmenliği Bölümü, Erzincan, 2002.
Lise : Muammer ve Enver Şahin İmam Hatip Lisesi – Sosyal Bilimler Bölümü, Gümüşhane, 1996.
Ortaokul : Söğütlü Ortaokulu, Gümüşhane, 1992.
İlkokul : Söğütlü İlkokulu, Gümüşhane, 1988.
ÇALIŞTIĞI KURUMLAR
2008- 75.YIL İMKB YİBO ,Kelkit , Gümüşhane devam ediyor
2004 – 2008 : Cumhuriyet İlköğretim Okulu,Kelkit , Gümüşhane - devam ediyor.
2002– 2004 : Fatih İlköğretim Okulu , Kaynarca , Sakarya
İLETİŞİM
Mail : mukerremkalkan@hotmail.com
Web: www.mukerremkalkan.com
Gsm: 05354930252 |